Fatmanur Toprak Saygıner

Özellikle bedelli askerlik konusunun gündemde olduğu zamanlarda sıkça karşılaşılan problem yaş değişikliğinin gerçekleşmesiyle bedelli askerliğe hak kazanılıp kazanılmayacağıdır. Yaş değiştirmenin bedelli askerliğe veya askerliğe herhangi bir etkisi YOKTUR. Askerlik Kanunu’nun 81. maddesi bu hususu düzenlemektedir. Bu maddeye göre; Askerlik çağına girdikten sonra yapılan yaş değişiklikleri (mahkemece resmi hastane doğum kayıtları esas alınarak yapılanlar hariç) askerlik işlemlerinde dikkate alınmaz. 

Ancak; yoklamalar sırasında aile kütüğünde yazılı yaşları ile görünümleri uyumlu olmayanlardan kayden yaş düzeltmelerine engel bulunmayanların yaşlarının düzeltilmesi için askerlik şubesi başkanı tarafından Cumhuriyet savcısına müracaat olunur ve yargılama sonucuna göre askerlikleri yaptırılır. Görüldüğü üzere ancak resmi hastane kayıtları olan ve nüfusta bu kayıtlardan farklı bir şekilde tahsis edilen yaşlarda değişiklik yapılırsa Türk Silahlı Kuvvetleri kabul etmektedir.

Yaş Büyütme – Yaş Küçültme Davaları

Günümüzde pek çok kişi, nüfusa geç kaydedilmekte veya erken kaydedilerek gerçek kayıtlarda gerçek yaşlarını görememektedirler. Bu husus kişileri yaşantılarında dönem dönem zorluklar çıkarabilmektedir. Nitekim yakın geçmişte bedelli askerlik imkanın verilmesiyle birlikte gerçek yaşı nüfusta yazmayan kişiler sorun yaşamış ve bedelli askerlik imkanından faydalanamamıştır. İşte bu nedenle yaş değişikliği davaları önem arzetmektedir. Gerek eğitim ve öğretim hayatı bakımından gerekse de devlete bağlı kurumlarda yer alma bakımından yaş hususu önem taşımaktadır. Yaş küçültme ve yaş büyütme hususlarını aynı başlık altında incelememizin sebebi ikisinin de aynı kurallara tabi olması ve yargının her iki dava çeşidini de birlikte ele almasıdır.

Yaş Değişikliği Davasında Hukuki Düzenleme

İsim değişikliğine yönelik hukuki düzenleme Türk Medeni Kanunu’nda yer alsa da yaşın değiştirilmesi, küçültülmesi ve büyütülmesine yönelik düzenleme Nüfus Kanunu’nda yer almaktadır. Bu maddeye göre :

“Yaş, ad, soyadı ve diğer kayıt düzeltme davaları ilgilinin oturduğu yer asliye hukuk mahkemesinde Cumhuriyet savcısı ve nüfus başmemuru veya nüfus memuru huzuruyla görülür ve karara bağlanır. Bu davalar düzeltmeyi isteyenlerle, ilgili resmi dairenin göstereceği lüzum üzerine Cumhuriyet Savcıları tarafından açılabilir ve dinlenecek tanıklar, resmi kayıt örnekleri ve belgelerle ispat olunur. Şu kadar ki; ilgilinin görünüşü davayı yalanlayıcı olmaması şarttır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre ceza mahkemelerinde yapılacak yaş düzeltmesi işlerinde de nüfus başmemuru veya nüfus memuru taraf olarak bulunurlar. Mahkeme kararına karşı taraflar Yargıtay’a başvurabilirler, yaş, ad, soyadı ve kayıt düzeltmesi hakkındaki mahkemeden verilen kararlar kesinleştikten sonra ilgilinin aile kütüne geçirilir. Ad ve soyadının değiştirilmesi, din değiştirme suretiyle de olsa mahkeme kararıyla yapılır. Adlarını değiştirenlerin aile kütüğünde yazılı çocukların baba veya ana adları, soyadlarını değiştirenlerin yalnız eşiyle reşit olmayan çocuklarının soyadları birlikte değiştirilir. Yaş düzeltme davası ancak bir defa açılabilir. Yaş, ad, soyadı değiştirenler askerlik ödevliliği içinde iseler yapılan düzeltmeler nüfus idarelerince on beş gün içinde askerlik şubelerine de bildirilir. ” denilmiştir. Hukuki düzenleme bu olmakla beraber yerleşmiş içtihatlar doğrultusunda mahkemelerin dikkat edeceği kurallar söz konusudur. Bunlara aşağıda değineceğiz.

Yaş Değişikliği Davasında Mahkemenin Aradığı Şartlar

Mahkemece yaş değişikliğine karar verilebilmesi sıkı şartlara tabi tutulmuştur. Bu şartları kısaca sayacak olursak :

Hastanede veya doğum evinde doğmuş olmamalı
Dış görünüş, beyan edilen yaşa uygun olmalı
Beyan edilen yaşta bir kardeş bulunmamalıdır.
Kanunun ve mahkemelerin aradığı şartlar bunlar olup bu şartları değerlendirmek gerekirse;

Hastane – Doğumevi: Yaş değiştirmek isteyen şahıs, herhangi bir hastane veya doğumevinde doğmuş olmamalıdır. Buaradaki şart, şahsın doğumunu belgeleyen herhangi bir resmi evrakın olmaması halidir. Şayet doğuma ilişkin resmi bir evrak söz konusu ise mahkeme bu evraka bağlı kalıp davanın reddine karar verecektir. O nedenle yaş değişikliği için resmi bir kurum veya kuruluşta doğmuş olmama ilk şarttır.

Dış Görünüş: Yaş değiştirmek isteyen şahıs, beyan ettiği asıl yaşın görüntüsüne uygun olmalıdır. Şayet o yaştaki birisinin dış görünüşüne sahip olmayan birisini beyanını mahkeme dikkate almayacak ve yalan beyan dolayısıyla kanaat oluşturamayacaktır. Böylelikle açılmış olan dava reddedilecektir. Beyan edilen yaş şayet 1-2 yaş büyük veya küçük ise mahkeme açısından pek bir sorun teşkil etmeyecektir.

Kardeş Şartı: Şayet, davacının beyan ettiği yaşta bir başka kardeşinin mevcut olması davanın reddini gerektirecektir. Nitekim annenin gebe kalma ve gebelik süresi dikkate alınacağından aynı süreç içerisinde iki kişinin doğumunun gerçekleşmesi mantık kurallarıyla bağdaşmayacağından ötürü davanın reddine karar verilecektir. İşbu nedenle beyan edilen yaşta bir kardeşin bulunmaması gerekmektedir.

Yaş Değişikliği Davasında Kemik Radyolojisi

Yaş değiştirme davaları görülürken ilgili mahkeme, davacının kemik yaşının tespitini isteyebilir. Adli Tıp Kurumu aracılığıyla şahsın kemik yaşının tespiti gerçekleştirilir ve kemik yaşına göre mahkeme davacının talebini red veya kabul eder. Fakat kemik yaşı tespiti yalnızca 22-25 yaşa kadar gerçekleştirilebilmekte, bu yaştan sonra kemiklerin gelişim göstermemesi nedeniyle yaş tespiti imkanı kalmamaktadır.

Yaş Değişikliği Davasında Dava Süreci

Yaş değiştirme ( Yaş düzeltme, yaş küçültme, yaş büyütme) davalarında dava süreci şu şekilde ilerlemektedir :

Talep sahibinin yaş değişikliği şartlarını taşıyıp taşımadığının tespiti
Şartların varlığı halinde avukata vekaletname çıkarılması
Bildirilen 2 tanıkla birlikte davanın açılması
Duruşma günü tanıkların beyanı ve mevcut delillerle birlikte Mahkemenin yaş değişikliğine hükmetmesi
Gerekçi kararın yazımı
Kararın mahalli bir gazetede ilanı
Mahkeme kararının kesinleşmesi.
Yaş değiştirme davalarında süreç bu şekilde ilerlemekte olup dava süresi 2-4 ay arasıdır. Nitekim bu süre mahkemenin yoğunluğuna göre değişebilmektedir. Bunun yanı sıra şayet mahkeme kemik yaşı tespiti talep ederse dosyanın Adli Tıp Kurumuna gitmesi dolayısıyla süreç daha da uzayacaktır.

Yaş değişikliği davaları sadece bir kez açılabilir Bu davalar doğru yerde ve doğru mahkemede açılmalıdır. Nitekim yetkisiz ve/veya görevsiz bir mahkeme açılmış olan dava, mahkeme hakimi tarafından reddedilecek, davacı taraf için maddi külfet ve zaman kaybına yol açacaktır. İşte bu nedenle uzman bir avukat ile işlerinizi yüretmeniz bu riskleri ortadan kaldıracaktır.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner | Aile Avukatı

Kişinin Adı ve Soyadı toplumdaki bireyleri birbirinden ayırmaya yaradığı için, genel kural kişinin adını ve soyadını istediği şekilde ve istediği zaman değiştirememesidir. Fakat bu genel kuralın sıkı sıkıya uygulanması, gerek toplumda karışıklık doğurması, gerekse kişilik haklarına saygısızlık olacağı için, Medeni Kanunumuz, bazı özel durumlar ve koşullar dahilinde kişinin ad ve soyadının değiştirilmesine izin vermektedir.

Medeni Kanun’un İzin Verdiği Koşullar Nelerdir?

Ad ve Soyadını değiştirebilecek, yeni bir ad alabilecek, kullandığı ada başkaca bir ekleme yapabilecek veya çıkarabilecektir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus , ad ve soyadın değiştirilmesi ile, ad ve soyadın düzeltilmesi davaları arasındaki farktır. Ad ve soyadın değiştirilmesi davasında, kişi tamamen yeni bir ad veya soyada kavuşurken, düzeltme davasında Örneğin, kişinin aslında Ahmet olması gereken adı yanlışlıkla Mehmed olarak yazıldığından bahisle, doğrusu olan Mehmet’e çevrilmesidir.

Ad Soyad Değişikliği İçin Haklı Bir Sebebiniz Var mı?

Medeni Kanun ad ve soyad değişikliği için “haklı bir sebep” olması gerektiğini belirtmiş fakat hangi sebeplerin haklı sebep olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmemiştir. Bu yüzden ad ve soyad değişikliği için dava açarken haklı sebep olarak Nüfus Kanunu’nun 21. Maddesi ve Soyadı Kanunu’nun 3. Maddeleri göz önünde bulundurulacaktır. Bu maddeleri incelediğimizde;

Milli kültüre,
Örf ve adetlere uygun olmayan,
Gülünç ve çirkin anlamları olan,
Kişisel ilişkilerde veya meslek ve sanatın icrasında yanlış anlamalar doğurabilecek hususlar haklı sebep olarak sayılacaktır.
Yukarıda sayılanların dışında, özellikle ad (isim) değişikliği davaları için uygulamada ayrıca kullanılan haklı sebep ise, kişinin gerek sosyal, gerekse iş çevresinde kimlikte yazan isimden başkaca bir isimle tanınması, kimlikte yazan ismini sadece resmi işlemlerinde mecburiyet dolayısı ile kullanmasıdır.

Ad ve Soyad Değiştirme Başvurusu Nasıl Yapılır?

Ad ve soyad değiştirme davaları sadece 1 defa açılabileceği için yapılacak başvurunun, hazırlanacak dilekçenin uzman bir avukat tarafından yapılması gereklidir. Evli kadınlar, evlilik devam ettiği sürece soyadı değiştirme davası açamazlar.
Adın ve Soyadın Değişmesine Nasıl İtiraz Edilir?

Ad veya soyad değişimi nedeniyle zarar gören kişiler var ise, bu değişikliğin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içerisinde ad ve soyad değişikliğine dair kararın kaldırılmasını talep edebilir.

İsim Değiştirme Davası İçin Tanık Gerekli Midir?
Evet en az iki tanık gereklidir.
Tanıkların ad soyad T.C kimlik no ve adreslerinin belirtilmesi gerekir.
Tanıklardan en az bir tanesinin (aile dışından) iş arkadaşı veya sosyal yaşantısından arkadaşı olması faydalıdır.

İsim Değiştirme Davası ne kadar sürede sonuçlanır?

Mahkeme yoğunluğuna göre 2-4 ay arasında.

İsim Değiştirme İçin Vekaletname Çıkarırken Dikkat Edilecek Önemli Husus Nedir?

Avukatınıza noterden Vekalet çıkarırken (Nüfus davaları açmaya, isim , soyisim değiştirmek için dava açmaya) şeklinde ibarenin MUTLAKA eklenmesi gereklidir.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner | Aile Avukatı

Boşanma süreci içerisinde açılacak boşanma davası türleri vardır. Usul ve şekil yönünden birbirinden farklı olan boşanma davaları, eşlerin tüm konularda uzlaşmaları ya da uzlaşmamış olmaları durumuna göre farklılık gösterir. Bu noktada anlaşmalı boşanma davası açılabileceği gibi çekişmeli boşanma davası da açılabilir. Çekişmeli Boşanma, eşlerden birisinin boşanmak istememesi ya da her iki eşinde boşanmak istese dahi boşanmanın hukuki sonuçları üzerinde uzlaşma sağlayamaması durumunda açılan boşanma davası türüdür. Çekişmeli boşanma süreci ile ilgili merak edilen konulara ve çözüm yollarına bu makalemizde yer vermekteyiz.
Çekişmeli Boşanma Davası Nasıl Açılır?
Boşanma istemiyle dava açacak kişiler açısından ister anlaşmalı boşanma olsun isterse de çekişmeli boşanma, davanın görüleceği mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemeleri olmayan yerlerde ise boşanma davası Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılabilir. Çekişmeli boşanma davası nasıl açılır diye merak eden kişiler açısından bu süreçte bireylerin hukuki anlamda doğru hazırlanmış ve eksiksiz olan bir boşanma dilekçesi ile birlikte yetkili Aile Mahkemesine başvuru yapmaları gerekir.

Boşanma davalarında görevli mahkemelerin hangisi olduğunu söyledik, yetkili mahkemeler ise eşlerin son altı ay içerisinde birlikte ikamet ettikleri yerde bulunun Aile Mahkemeleridir. Boşanma davası nerede açılır diye merak edenler açısından örnek vermek gerekirse Kahramanmaraş’ta ikamet eden çiftler açısından boşanma davasının açılacağı yer Kahramanmaraş adliyesidir.”

Boşanma davası açarken üzerinde durulması gereken ilk unsur davanın hukuki altyapısı olmalıdır. Zira boşanma sonrası hak kaybı sıklıkla yaşanan durumlardır. Yani çocuğun velayeti, mal paylaşımının nasıl yapılacağı, tazminat ya da nafaka ödenip ödenmeyeceği gibi bir çok hususta hak kaybı yaşanması olasılığı oldukça yüksektir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davası açarken mutlaka uzman bir boşanma avukatı tarafından destek alınması önerilir.

Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer?
Çekişmeli boşanmalar, anlaşmalı boşanma ile kıyaslandığında daha uzun sürmektedir. Bunun bir çok sebebi vardır. Öne sürülen boşanma nedenlerinin araştırılması, delillerin toplanması, bilirkişi raporlarının gelmesi, tanıkların dinlenmesi… gibi bir çok unsur çekişmeli boşanma davası süresini arttırmaktadır. Doğru bir şekilde çekişmeli boşanma süreci takip edilirse ortalama 4 5 celsede boşanma sağlanabilir. Bu da ortalama 1-2 yıl arasında bir süreye denk gelir. Fakat boşanma davası takip edilmez ve gerekli hukuki prosedürler doğru bir şekilde yerine getirilmez ise çekişmeli boşanma davası 3-4 yıl sürebilir.

Çekişmeli Boşanma Dilekçesi Nasıl Yazılır?
Boşanma sürecinin hukuki boyutu son derece zor ve karmaşıktır. Bu süreçte gerekli prosedürlerin doğru uygulanması gerekir. Çekişmeli boşanma davalarında dilekçe bu süreci başlatan ve sürecin nasıl işleyeceğini belirleyen noktadır. Çekişmeli boşanma dilekçesi davanın nasıl bir süreç olacağını belirler. Her boşanma gerekçesi boşanma sürecini farklı kılacaktır. Örneğin terk nedeniyle boşanma davalarında izlenecek yok ile aldatma nedeniyle boşanma davalarında izlenecek yol aynı olmamaktadır. Bu yüzden boşanma dilekçesi nasıl yazılır diyen kişiler süreç hakkında hukuki bilgiye ihtiyaç duyacaklardır. Çekişmeli boşanma dilekçesi yazılırken dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Öncelikle belirtmekte fayda var, boşanma dilekçesi boşanma sürecinin iskeletini oluşturacaktır Boşanma dilekçesi yazılırken bireyler mutlaka “çekişmeli boşanma dilekçesi örneği” gibi internet üzerinde kolay ulaşılabilen ve hukuki anlamda bir getirisi olmayacak uygulamalardan uzak durmalıdırlar. Çekişmeli boşanma davası dilekçesi örneği olarak bulabileceğiniz dilekçeler hukuki altyapıdan uzak ve gelişi güzel hazırlanmış belgelerdir. Bu şekilde açılacak boşanma davaları da bireylere yarardan çok zarar getirecektir.

Her evlilik içerisinde boşanmayı getiren tutum ve davranışlar farklıdır. O yüzden boşanma davası dilekçesi hazırlanırken, kişiye ya da evliliğe özel bir boşanma dilekçesi konusunda uzman bir avukat tarafından hazırlanmalıdır.

Çekişmeli Boşanma Davalarında Sebep?
Boşanma süreci açısından en önemli unsurlardan birisi de hukuki boşanma sebepleri olmaktadır. Boşanma davası açılırken öne sürülecek boşanma nedenleri doğru seçilmelidir. Örneğin aldatılan bir kişi boşanma davası açarken belirli prosedürlerin uygulanması gerekir. Nedir bu prosedürler? Aldatma nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için aldatma olayının öğrenilmesini takiben 6 ay içerisinde boşanma davası açılmalıdır. Aksi durumda aldatma nedeniyle boşanma davası açma hakkı düşer. Ya da farklı bir örnek verirsek, ilgisizlik nedeniyle boşanma davası açacak bireyler açısından Medeni Kanun ilgisizlik nedeniyle boşanma davası açılabileceğine yönelik bir boşanma sebebini vurgulamamıştır. Onun yerine ilgisizliği boşanma sebebi olarak öne sürecek kişilerin Kanunun “166. maddesi uyarınca evlilik birliğinin temelden sarsılması” durumunu öne sürmeleri gerekir.

Boşanma davalarında sebep, doğru seçilmediği ve öne sürülen boşanma nedeni ispat edilemediği zaman boşanma davası reddedilir. Boşanma nedenleri ispat yükümlülüğü davayı açan kişiye aittir ve gerekli ispatın yapılamadığı durumda boşanma davası reddedilir.

Tek Taraflı Boşanma Davası
Boşanma süreci içerisinde eşlerden birisinin boşanmayı reddetmesi ya da her iki eşin boşanmayı istemesine rağmen boşanmanın maddi ve manevi sonuçlarında uzlaşamamaları durumunda tek taraflı boşanma davası açılmaktadır. Çekişmeli boşanma olarak da adlandırılan tek taraflı boşanma davası içerisinde davayı hukuki bir sebebe dayandırarak açtan davacı, bu hukuki sebebi ispatla yükümlüdür. Diğer yandan tek taraflı boşanma davası açılan kişi de boşanmayı getiren olayların farklı şekilde geliştiğine dair, karşı dava açabilmektedir.

Çekişmeli Boşanma Davası Reddedilirse Ne Olur?
Boşanma davasının reddi gibi bir durum söz konusu olduğunda bireylerin 3 yıl boyunca aynı hukuki gerekçe ile boşanma davası açmaları engellenir. Yukarıda vermiş olduğumuz örnekten devam edersek aldatma nedeniyle boşanma davası açıp, aldatma olayını ispat edemeyen kişi bu süreçte dava reddedilirse tekrar aldatma nedeniyle boşanma davası açamaz. Bunun için 3 yıl beklemesi gerekir. Bu da çekişmeli boşanma davası açacak kişilerin dava süre ve kaybedeceği 3 yıl düşünüldüğünde 5-6 yıllık bir zaman kaybına sebep olur.

Çekişmeli Boşanmalarda İspat Nasıl Yapılır?
Çekişmeli boşanma davası açarak evliliğini noktalamak isteyen kişiler açısından öne sürülen boşanma sebebinin ispatı, farklı argümanlar ve tanıklar ile yapılabilir. Burada ispat yapılırken delillerin hukuki şekilde elde edilmiş olması gerekir. Örneğin eve gizli kamera yerleştirilmesi, ve bu gizli kamera görüntülerinin mahkemeye sunulması, delilin hukuki olarak elde edilmediği göz önünde bulundurularak işleme konulmayabilir.

Çekişmeli boşanmalarda ispat için kullanılabilecek argümanlara bir kaç örnek vermek gerekirse, kredi kartı ekstreleri, otel kayıtları, doktor raporu, hastane kayıtları, karakol ya da polis merkezinden alınacak kayıtlar, mesaj içerikleri, sosyal medya paylaşımları, fotoğraflar…

Çekişmeli Boşanmalarda Velayet Nasıl Alınır?
Çekişmeli boşanmalarda tarafların en fazla fikir ayrılığına düştüğü nokta çocukların velayeti olmaktadır. Çocuğun velayeti ile ilgili karar verilirken esas unsur çocuğun menfaati olmaktadır. Hakimler de çocuğun velayetine karar verirken çocuğun menfaatlerini göz önünde bulundurarak karar verirler. Bu noktada çocuğun velayeti için etkili bir savunma yapılması gerekir. Taraflar çocuğun velayetini alma noktasında hakim kanaati oluşturmalıdırlar. O yüzden çocuğun kendisi ile yaşamasının çocuğun menfaatleri doğrultusunda olduğu yönünde bir savunma yapılmalıdır.

Çekişmeli Boşanmalarda Nafaka Nasıl Alınır?
Çekişmeli boşanma davası açarak evliliğin yasal olarak bitirilmesi sürecinde alınabilecek üç farklı nafaka türü bulunmaktadır. Bunlar tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası (çocuk bakım nafakası) olmaktadır. Tedbir nafakası boşanma davası sürerken maddi yokluğa düşecek tarafa ödenmesi gereken nafaka türüdür. Boşanma davalarında tedbir nafakası ödenmesine yönelik talep hakime iletilir ve hakim boşanma davası sürerken taraflardan birisinin diğer eşe tedbir nafakası ödemesine karar verir.

Yoksulluk nafakası almak için boşanma davasının neticelenmesi gerekir. Yoksulluk nafakası alabilmek için bazı şartlar vardır. Yoksulluk nafakalarında nafaka talebinde bulunacak kiş, boşanmayı getiren olaylarda eşinden daha az kusura sahip olmalıdır. Örneğin aldatma nedeniyle açılacak boşanma davalarında aldatan kişiye yoksulluk nafakası bağlanmaz. Yoksulluk nafakası alabilmenin esas koşulu eşinden daha az kusura sahip olmaktadır. Fakat kimi zaman hakimler eşi ile eşit kusura sahip kişilere nafaka bağlayabilmektedir. Bu durum az da olsa görülen bir hadise olup çok sık yaşanmamaktadır.

Çekişmeli boşanma davalarında çocuk nafakası, çocuğun velayetini alan kişiye her ay ödenen nafaka türüdür. İştirak nafakası diğer adıyla çocuk bakım nafakası yalnızca çocuğun ihtiyaçları için kullanılabilir. Çocuğun eğitim masrafları, beslenme ve diğer temel ihtiyaçlarının sağlanması amacıyla hakim velayeti verdiği kişiye çocuk bakım nafakası bağlamaktadır.

Çekişmeli Boşanma Davalarında Tazminat Nasıl Alınır?
Çekişmeli boşanmalarda tazminat ile ilgili talep edilebilecek 2 farklı tazminat türü vardır. Boşanmalarda maddi tazminat almak isteyen kişiler boşanma sonrası maddi standartlarında düşme olması nedeniyle tazminat talebinde bulunabilirler. Maddi tazminatlarda boşanmayı getiren olaylar üzerinde eşinden daha az kusura sahip ya da kusursuz olan kişiler maddi tazminat talep edebilirler. Çekişmeli boşanma davasında maddi tazminat talep edilirken karşı tarafın ödeme gücü göz önüne alınarak bir tazminat miktarı talep edilmelidir. Hakim de karşı tarafında ödeme gücü oranında bir tazminata hükmeder. Bilinmelidir ki tazminat istenirken hakim istenilen tutar üzerinde bir tazminata karar vermez. Örneğin 300.000 TL tazminat isteyen bir kişiye hakim karşı tarafında daha fazla ödeme gücü var diyerek 350.000 TL tazminat ödenmesi yönünde karara hükmetmez. O yüzden boşanmalarda maddi tazminat talep edilirken gerçekçi ve doğru bir talepte bulunulması gerekir.

Boşanmalarda manevi tazminat ise kişilik hakları saldırıya uğramış kişiler tarafından talep edilebilir. Örneğin aldatma nedeniyle boşanma davası açacak kişi aldatma unsurunun kişilik haklarını zedelediği gerekçesi ile manevi tazminat talep edebilir. Manevi tazminat maddi tazminata göre daha düşük bir miktarda olmaktadır. Ayrıca verdiğimiz örnekten yola çıkarsak aldatma olayında olayın gerçekleştiği 3. kişiye de manevi tazminat davası açılabilir. Aldatma olayındaki 3. kişiye açılacak manevi tazminat davasında, 3. kişinin evli olunduğundan haberinin olması gerekir.

Çekişmeli Boşanmalarda Mal Pal Paylaşımı Nasıl Yapılır?
Çekişmeli boşanmalarda mal paylaşımı mal paylaşımı esası, bulunulan mal rejimine göre yapılır. Mal paylaşımı davası boşanma davalarından farklıdır ve boşanma gerçekleştikten sonra açılabilir. 2002 yılında yürütlüğe giren yasaya göre edinilmiş mallara katılma rejimi aksi bir sözleşme olmaması durumunda geçerli olacak mal rejimidir. 2002 yılından önce gerçekleşen evliliklerde mal ayrılığı rejimi bulunmaktadır. Mal ayrılığı rejimine göre evlilik içerisinde alınan her mal alan kişiye aittir. Bu durum kadının çalışmadığı varsayımında kadının mallardan hak iddia edememesine neden olduğundan dolayı 2002 yılında edinilmiş mallara katılma rejimi gelmiştir. Edinilmiş mallara katılma rejiminde ise evlilik içerisinde alınan her mal üzerinde iki taraf da hak sahibidir. 2002 yılından önce yapılan evliliklerde malların hangi tarihte alındığı önemlidir. Bu tarihten önce alınmış mallar mal ayrılığı rejimine göre bu tarihten sonra alınan mallar ise edinilmiş mallara katılma rejimine göre paylaştırılmaktadır.

Çekişmeli Boşanma Ücretleri 2017 ne kadardır?
Çekişmeli boşanma ücreti belirlenirken bir çok husus bu hesaplamaya dahil edilmektedir. Avukat tutulması durumunda çekişmeli boşanma avukatlık ücreti ödenecektir. Bunun dışında dava açılması için ödenecek ücretler, yargılama giderleri, bilirkişi ücretleri… gibi bir çok kalem çekişmeli boşanma ücretleri içerisinde yer alır. Çekişmeli boşanma masrafları ile ilgili tam ödenecek tutarlar, davanın içeriğine göre farklılık gösterecektir. O yüzden ücret hakkında kesin bilgi almak adına uzman bir boşanma avukatına danışılması önerilir.

Çekişmeli Boşanma Avukatı
Çekişmeli boşanma davalarında avukat tutulması son derece önemlidir. Yaşanabilecek hak kayıpları ve boşanma davası süresi düşünüldüğünde en kolay şekilde boşanma süreci atlatmak ancak uzman bir boşanma avukatı ile mümkün olacaktır.
Çekişmeli Boşanma Davası Hangi Mahkemede Açılır?
Boşanma davalarının açılabileceği görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise boşanma davası Asliye Hukuk Mahkemelerinde açılabilir.

Çekişmeli Boşanma Davasında Hakim Ne Sorar?
Hakimin görevi dava için öne sürülen boşanma nedeninin gerçeği yansıtıp yansıtmadığıdır. Bu noktada hakim boşanma davasında taraflara, boşanmayı getiren olayların nasıl geliştiği ve tarafların bu olaylar karşısındaki tutum ve davranışlarının ne olduğu ile ilgili sorular yöneltir.

Boşanma Davasında Kaç Tane Tanık Gösterilmelidir?
Boşanmalarda tanık göstermek için belirli bir sayı olmamaktadır. Burada tanık göstermek isteyen kişiler açısından tanığın az olması ya da tanık sayısının çok olmasından ziyade tanıkların boşanmayı getiren olaylara üzerindeki şahitliğinin hakim nezdinde ne kadar etkili olacağı önemlidir.

Boşanma Davasında Hakim Çocuğu Kime Verir?
Boşanmalarda çocuğun velayeti ile ilgili olarak esas unsur çocuğun menfaatleri olması nedeniyle hakim, çocuğa kimin hangi şartlarda bakacağı, çocuğun gelişimine hangi bireyin daha fazla katkı sağlayacağı, çocuğa hangi ebeveynin daha iyi bir gelecek hazırlayacağı gibi hususları inceleyerek velayete karar verir.

Boşanma Davasını Nasıl Açmalıyım?
Boşanma süreci içerisinde boşanma davası açılmasından daha önemli olan boşanma davasının nasıl yürütüleceğidir. Bu noktada çekişmeli boşanma davası açacak kişilerin uzman bir boşanma avukatı tutmaları önerilir. Zira boşanma davasının reddi gibi bir durumda bireyler aynı nedenle tekrar boşanma davası açmak için 3 yıl beklemek zorundadırlar.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner – Boşanma Avukatı

MİRAS HUKUKU VE VASİYETNAME: VASİYETNAMENİN HAZIRLANIŞ ŞEKLİ VE VASİYET YOLUYLA

MİRASIN PLANLANMASI
Ölene ait mallar, ölüme bağlı bir tasarruf olmadığı sürece Medeni Kanun’da düzenlenmiş oranlara göre mirasçılara intikal eder.

Bazı durumlarda kişi, öldüğünde mallarının bir kısmının bu oranlar dahilinde değil, kendi arzu ettiği şekilde mirasçılara veya üçüncü kişilere geçmesini arzu edebilir. Böyle bir arzu içindeki kişinin önünde iki seçenek vardır. Birincisi vasiyetname hazırlamak, diğeri ise miras sözleşmesi yapmaktır.

Ölümünden sonra mallarının kendi istediği kişilere kendi tayin ettiği cins ve miktarlar itibariyle verilmesini arzu eden biri için ölüme bağlı tasarruflardan en yaygın olan vasiyetnamenin nasıl hazırlanması gerektiği, şekil şartları, çeşitleri ve vasiyetname ile yapılabilecek tasarrufların sınırları bu yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Son zamanlarda günlük hayatta vasiyetname ile ilgili soruların çoğalması sebebiyle Medeni Kanunda ve sonuçları itibariyle kısmen Borçlar Kanununda düzenlenmiş bu müesseseyi mümkün olduğu ölçüde kanun lafzına ve teknik ayrıntıya girmeden bu yazıda anlatmak niyetindeyiz.

1. VASİYETNAMENİN MAHİYETİ:

Mali anlamı ile vasiyetnameyi, mirasbırakanın ölümünden sonra geçerli olmak üzere ve tek taraflı iradesiyle, hangi mallarının kimlere kalacağını belirlemesi olarak tanımlamak mümkündür.

Burada miras bırakacak olan kişi dilediği bir kişiye hatta kendisinin haberi dahi olmadan terekesinin tamamını, terekesinden belirli bir veya birkaç malı, belirli bir hisse veya belirli bir iradı bırakabilir. Vasiyetnamenin miras sözleşmesinden farkı, tek taraflı irade beyanı ile vücut bulması ve istendiği an bundan vazgeçilebilmesidir. Miras sözleşmesi ise iki taraflı hukuki bir işlem olup taraflardan birinin istemesi ile sözleşmeden hemen dönülemez.

2. VASİYETNAME HAZIRLAYABİLMESİ İÇİN KİŞİDE ARANAN ŞARTLAR :

Vasiyetname yapacak kişinin en başta ayırt etme gücüne sahip olması gerekir. Ayırt etme gücü, kişinin hukuki bir işlemi ve sonuçlarını anlayabilme ve bu sonuca uygun hareket edebilme yeteneği olarak tanımlanabilir. Eski dilde mümeyyiz olma olarak ifade edilen bu husus, vasiyetnamenin düzenlendiği anda kişide aranan en önemli özelliktir.

Kanun koyucu burada kişinin iradesinin mantığa uygun bir şekilde oluşup oluşmadığının belli olmasını aramakta ancak ayırt etme gücünün olmadığının ispatını ise bunu iddia edenlere yüklemektedir. Buradaki ayırt etme gücü kısıtlılık hali ile karıştırılmamalıdır. Örneğin aşırı kumar düşkünü olan bir kişi için ailesi tarafından alınan kısıtlılık kararına rağmen bu kişi vasiyetname hazırlayabilir ve bu vasiyetname emredici diğer bir şart olan kişinin vasiyetname yazdığı anda en az onbeş yaşını doldurmuş olması şartı ile geçerlidir.[1]

Kısaca vasiyetnameye ehil olabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve en az 15 yaşını doldurmuş olmak yasal olarak gerekli ve yeterlidir.

3. VASİYETNAME ÇEŞİTLERİ :

Vasiyetname üç şekilde hazırlanabilir. Birincisi kişinin kendi el yazısı ile, açık bir şekilde tarih belirterek ve imzalayarak hazırladığı “El Yazısı ile Vasiyetname” dir. İkincisi resmi memurun nezaretinde ve iki tanığın katılımıyla hazırlanan “Resmi Vasiyetname” dir. Üçüncüsü ise zaruret halinde iki tanığa son arzuların sözle ifade edildiği “Sözlü Vasiyet” dir.

El Yazısı İle Vasiyetname :

El yazısı ile vasiyetname mirasbırakanın ölümünden sonra terekesinin nasıl paylaşılması istediğini kendi el yazısı ile anlattığı kolay ve vasiyetin gizli tutulabildiği bir yöntemdir. Vasiyetnamenin kişinin kendi el yazısı ile hazırlanmış olması şarttır. Ancak bu şekilde iradesinin doğruluğu tespit edilebilmektedir. Mirasbırakan vasiyetini hazırlarken arzularını açık ve anlaşılır biçimde anlatması gerekir. Birisini mirasçı atadığını veya bir kişiye belirli bir mal bıraktığını açık bir şekilde ifade etmelidir. Kullanılan malzemenin (kağıdın, kalemin vs. niteliğinin) önemi yoktur.

El yazısı ile vasiyetnamenin geçerli olabilmesi için el yazısının dışında mirasbırakanın imzası olmalı ve yine kendi el yazısı ile vasiyetnamenin yazıldığı tarihi belirtmesi gerekmektedir. İmza veya tarihin bulunmadığı vasiyetname geçersizdir. Çünkü atılan tarih bundan başka ortaya çıkabilecek ve bir öncekini bertaraf edecek başka bir vasiyetnamenin varlığı açısından ve vasiyetnamenin yazıldığı anda kişinin ehil olup olmadığının tespiti açısından önem arz etmektedir. İmza kişinin elyazısı ile olmalı mühürle veya aletle veya parmak basılarak atılmış olmamalıdır.

El yazısı vasiyetnamenin belirli bir yere teslimi şart değildir. Ancak istenirse sulh hakimine, notere teslim edilebilir. Vasiyetnameyi bulan kişinin bunu sulh hakimine teslim etmesi zorunludur.

Resmi Vasiyetname :

Resmi vasiyetnamenin, el yazısına göre daha sağlıklı bir yöntem olduğunu en başta ifade etmek gerekir. Çünkü el yazısı vasiyetname kaybolabilir, yırtılabilir, okunmaz hale gelebilir ve en önemlisi vasiyetin yazıldığı anda mirasbırakanın ehil olmadığı iddialarına maruz kalabilir.

Resmi vasiyetname çoğunlukla noter, sulh hakimi veya kanunla belirlenmiş yetkili memur (konsolos gibi) önünde hazırlanır. Kişi kendi el yazısı ile hazırladığı vasiyetini bu makamlara ibraz edip tasdik ettirebileceği gibi bu kişilerin huzurunda arzularını açık bir şekilde ifade edebilir. Hal böyle olunca kişinin okuma yazma bilmesi de gerekmez. Bu şekilde hazırlanan vasiyetnamelerde kişinin iradesi açık bir şekilde ifade edildiği için vasiyetin içeriğinin anlaşılamaması gibi bir husus da çoğu zaman söz konusu olmaz.

Resmi vasiyetname yönteminde, resmi memurdan başka iki tanığın bulunması şarttır. Bu tanıkların fiil ehliyetlerinin olması, okur yazar olması ve mirasbırakanın akrabası olmaması gerekir. Tanıkların esas fonksiyonu mirasbırakanın arzularının içeriğine tanıklık etmek değil, vasiyetin noter huzurunda okunduğunu ve metnin mirasbırakanın arzularına uygun olduğunu kendilerine beyan etmesine ve bu kişinin ölüme bağlı tasarruf yapmaya ehil gördüklerine tanıklık etmeleridir. Bu sebeple vasiyet tanıklara okunmaz. Ancak mirasbırakanın âmâ olması veya felçli olması gibi hallerde okuyamayacağı veya yazamayacağı için vasiyet tanıklar önünde okunur.

Sözlü Vasiyet:

Sözlü vasiyet sadece olağanüstü durumlarda ve diğer iki yöntemin uygulamasının imkansız olduğu hallerde yapılabilmektedir. Kanun olağanüstü durumlara örnek olarak ölüm tehlikesi, savaş, hastalık, ulaşımın kesilmesi gibi halleri örnek vermiştir. Sözlü vasiyet yapacak kişi son arzularını iki tanık önünde anlatır. Tanıklardan biri, kendilerine anlatılanı yer ve tarih belirtmek suretiyle yazar ve iki tanığın imzası ile en kısa sürede ve en yakın sulh veya asliye mahkemesine verirler. Elbette bu tanıkların yukarıda belirtilen (okur yazarlık dışındaki) özellikleri taşıması ve mirastan yararlanacak kişilerden olmaması gerekir. Tanıklar kendilerine anlatılanı yazmayıp, en yakın sulh hakimine sözlü olarak da ifade edebilirler. Bu takdirde tanıkların ifadeleri zapta geçirilir. Sözlü vasiyet diğer yöntemlerden farklı olarak mirasbırakanın bir ay içinde ölmesi halinde geçerli olur.

4. VASİYETNAMENİN GEÇERSİZ OLDUĞU HALLER :

Vasiyetnameyi geçersiz kılan hallerin başında irade yokluğu gelmektedir. Örneğin birisi başkasının yerine vasiyetname hazırlamış ise mirasbırakanın iradesini yansıtmadığı için yok sayılır. Keza vasiyetin anlatmak istediği hususun anlaşılamaması, kanunda aranan şekil şartlarından yoksun olması, içeriğinin gerçekleşmesinin imkansız olması, ahlaka ve kanuna aykırı olması hallerinde de geçersizdir. Benzer şekilde vasiyetnamenin sonraki bir vasiyetname ile ortadan kalkmış olması, lehine tasarrufta bulunulan kişinin mirasbırakandan önce ölmesi, yine bu kişinin mirastan mahrum bir kişi olması hallerinde de vasiyetname geçersizdir. Ayrıca irade sakatlığının varlığı (hata, hile, korkutma) halinde de vasiyetnamenin iptali istenebilir.

5. VASİYET İLE YAPILABİLECEK TASARRUFLARIN SINIRI :

Kişinin kendi malına istediği şekilde tasarruf etmesi en doğal hakkıdır. Ancak ölüme bağlı bir tasarrufla kendisinden mirasçılarına kalacak olan malların tamamının, bazı yasal mirasçılar aleyhine başkalarına verilmesine (bu malların elde edilişinde kısmen yakın aile üyelerinin doğrudan veya dolaylı bir katkısı olduğu düşüncesi ile ve kalanların mağdur olmasını önlemek maksadıyla) Kanun müsaade etmemiştir. Bu sebeple Medeni Kanun saklı pay veya eski adıyla mahfuz hisse adı verilen ve bazı mirasçıların tereke üzerinde Medeni Kanunla düzenlenen miras paylarının belirli bir kısmının her halde hakları olduğu kabul edilen bir müesseseye yer vermiştir.

Mahfuz hisseye (saklı paya) sahip olan mirasçılar, ölenin eşi, çocukları ve bunların altsoyu, ana ve babası ve bunların çocukları yani ölenin kardeşleridir. Bunun dışındaki kimselerin örneğin kardeş çocuklarının (yeğenlerin) veya büyük ana ve büyükbabanın saklı payları yoktur. Medenî Kanunun 506 ncı maddesindeki düzenlemeye göre kanunî mirasçılar değişik oranlarda mahfuz hisselere sahiptirler.

Saklı pay oranı;

1. Altsoy için yasal miras payının yarısı,
2. Ana ve babadan her biri için yasal miras payının dörtte biri,
3. Kardeşlerden her biri için yasal miras payının sekizde biri,
4. Sağ kalan eş için, altsoy veya ana ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı, diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçüdür.

Sağ kalan eş çocukları ile mirasçı olduğunda eşin saklı payı, normal miras hakkının %100’ü yani kendisine kalan ¼ lük payıdır. Sağ kalan eş, üçüncü zümre başı yani büyük ana ve/veya büyükbaba ile birlikte mirasçı olduğunda miras hakkı ve aynı zamanda mahfuz hissesi dörtte üçün dörtte üçüdür yani dokuzda onaltısıdır. Üçüncü zümredekilerin ve bunların altsoylarının mahfuz hissesi yoktur.

Mahfuz hissenin ne anlama geldiğini daha net anlatabilmek için şu şekilde örnekler verilebilir. Sağ kalan eş iki çocuğuyla beraber mirasçı olduğunda murisin tasarruf hakkı şu şekilde hesaplanır: Eşin miras hakkı 2/8, her iki çocuğun toplam miras hakkı ise 6/8’dir. Bu durumda saklı pay toplamı: (1/4 + 3/8) =5/8 olarak hesaplanır. Murisin tasarruf hakkı da kalan (8/8 – 5/8 =) 3/8 olur. Yani miras bırakan kişi bu örnekte tüm servetinin sekizde üçünü vasiyet yoluyla istediği kişilere veya kuruluşlara bırakabilir. Bunun üzerinde bir tasarruf hakkı yoktur.

Bir başka örnek verelim. Murisin geride bıraktığı mirasçıları sadece iki kardeşi olsun. Bu durumda murisin iki kardeşinin her birinin miras hakkı 1/2, saklı payları ise bunun 1/8’i ve neticede her bir kardeşin saklı payı 1/16 dır. Toplam mahfuz hisse, 1/16+1/16 = 2/16 dir. Bu durumda muris saklı paylardan arta kalan 14/16 oranındaki mallarını vasiyet yoluyla istediği kişi ve kuruluşlara bırakabilir.

Murisin bu mahfuz hisseleri aşan tutarlarda yani kanunî mirasçıların haklarını çiğneyecek şekilde vasiyette bulunması veya mansup mirasçı tayin etmesi mümkün değildir. Muris iradî bir tasarruf ile mahfuz hisseli mirasçıların haklarını ihlal edecek şekilde çeşitli tevcihlerde bulunduğu takdirde mirasçıların kendi mahfuz hisselerini geri almak için tenkis davası açmaları söz konusu olabilir.

Değerinde azalma meydana gelmeksizin bölünmesine olanak bulunmayan belirli bir mal vasiyeti tenkise tâbi olursa veya mal paylaştırmaya elverişli değilse vasiyet alacaklısı, dilerse, tenkisi gereken kısmın değerini ödeyerek malın verilmesini, dilerse malı terk ederek tasarruf edilebilir kısmın değerini karşılayan parayı isteyebilir. Mirasbırakanın 2 oğlu ve bir karısı olduğunu varsayalım. Baba bir kısım gayrimenkullerini eşine, antika tabloyu ise oğullarına bırakabilir. Terekedeki gayrimenkuller eşin saklı payını karşılamıyor ise mirasbırakanın karısı tenkis davası açabilir. Bu durumda oğulların önünde iki seçimlik hak vardır. Vasiyet alacaklısı olarak oğullar vasiyet edilen tabloyu muhafaza ederek saklı payı tamamlamak için annelerine ödeme yapabilirler veya tabloyu annelerine vererek kendi haklarını annelerinden para olarak isteyebilirler. Burada seçimlik hak sadece vasiyet alacaklısına bırakıldığından annenin doğrudan tabloyu isteme hakkı yoktur. Başka bir anlatımla Tablo’nun vasiyete rağmen anneye geçmesi oğulların rızasına bağlıdır.

Medeni Kanun’un bu kuralının emredici olmadığını tasarruf serbestliği karşısında miras bırakanın saklı paya ilişkin ifanın nasıl yapılacağını vasiyetinde belirlemesinin de mümkün olduğunu ifade etmek gerekir.

Yine örnek vermek gerekirse baba, vasiyetnamesini hazırlarken, mallarına kendi anlayışına göre değer biçmiş ve bu malları miras haklarını ve saklı paylarını gözeterek paylaştırmak suretiyle eşine, kızına ve oğluna vasiyet etmiş olsun. Baba, vasiyete konu mallar arasında bulunan bir grup anonim şirket hisse senedinin oğluna kalmasını vasiyet ederken, hisselerin değerinin oğulun miras payını çok aştığını görerek, oğulun hakkını aşan hisse kısmına tekabül eden parayı annesine ve kızkardeşine vermesini vasiyet edebilir ve vasiyet bu yönü ile de geçerlidir. Ancak baba bu paylaşımda değer tesbitlerini yanlış şekilde veya yanılarak, saklı payları ihlal edecek şekilde yapmışsa, saklı payından mahrum kalan mirasçının tenkis davası açması mümkündür.

6. MİRAS KALACAK MALLARIN HAYATTA İKEN MURİS TARAFINDAN YÖNLENDİRİLMESİ :

Yukarıda açıkladığımız gibi, miras kalacak malların, murisin ölümünden sonra ve Medeni Kanunla belirlenmiş olan miras paylarından farklı bir dağılıma tabi olabilmesi, vasiyetname ile ve mahfuz hisselere dokunulmamak şartıyla sağlanabilmektedir.

Miras bırakacak olan kişinin kendi sağlığında, miras kalacak malları bağışlıyarak veya satmak suretiyle mirasın Medeni Kanunda belirtilene nazaran farklı şekilde dağılmasını sağlaması yazımızın konusu dışında kalmakta olup, bu maksatla yapılacak işlemler, gerek Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, yapılacak işlemlerin niteliğine göre ilgili sair mevzuat ve bilhassa vergi mevzuatı açısından birçok detay içermekte olduğundan, hayatta iken mirasını planlamak isteyenlerin hukukçulara danışmasını tavsiye ederiz.

Avukat Fatmanur Toprak | Miras Avukatı | 0544 488 7277

Miras hakkını kanunlarla güvence altına alan miras hukuku mal paylaşımı oranları neler? İşte miras hukuku mal paylaşımı oranları ile ilgili bilgileri aşağıda özetledik.

Miras hukukunda mal paylaşımı, mülk sahibinin vefatı gerçekleştiğinde ortaya çıkan bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Miras hukuku kanundan doğmuş olsa da, ölüme bağlı tasarruf şeklinde ortaya çıkmış olsa da, ortada bir miras hakkı ile miras payı bulunduğunda miras hukukunda mal paylaşımı devreye giriyor. Miras hukukuna göre mülklerini ve haklarını miras bırakan vefat etmedikçe miras hukuku hakkında mirasçıların henüz miras hukukuna göre ‘varis’ sıfatı doğmadığından miras hukukunda mal payşımı kapsamında dava hakkı da bulunmuyor.

 

Vasiyetnamenin Tenfizi

Miras hukuku mal paylaşımında yasal mirasçılar şöyle belirleniyor:

- Miras bırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyudur, yani çocukları da eşit olarak miras hukukuna göre mirasçıdırlar.

- Altsoyu bulunmayan mirasçıların, miras hukukuna göre mirasçıları anne ve babasıdır. Bunlar da miras hukukuna göre eşit olarak mirasçıdırlar.

- Altsoyu, anne ve babası ve onların altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, büyük anne ve büyük babalarıdır. Bunlar da miras hukukuna göre eşit olarak mirasçıdırlar.

- Eğer miras bırakanın sağ kalan eşi varsa, miras hukukuna göre miras bırakan ile arasındaki miras ilişkisi farklılık gösterebiliyor.

Miras hukuku mal paylaşımı oranlarını, sağ kalan eşin mirasçılar arasında olduğu durumlarda miras hukukuna göre şöyle açıklayabiliriz:

- Miras bırakanın altsoyu ile birlikte mirasçı olursa, miras hukukuna göre mirasın dörtte biri,

- Miras bırakanın anne ve baba zümresi ile birlikte mirasçı olursa, miras hukukuna göre mirasın yarısı,

- Miras bırakanın büyük anne ve büyük babaları ve onların çocukları ile birlikte mirasçı olursa, miras hukukuna göre mirasın dörtte üçü,

- Yukarıda sayılan durumlardan hiç biri yoksa, miras hukukuna göre mirasın tamamı eşe kalır.

 

MİRAS HUKUKUNDA TENKİS DAVASI

Miras Hukukunda Saklı Pay Ne Anlama Geliyor?

Miras bırakanın sağlığında veya vasiyetnamesinde başkasına devredilmesine izin verilmeyen mirasın bir bölümüne saklı pay deniyor. Mahfuz hisse olarak da nitelendirilen saklı pay ise miras hukukunun 506. madde hükmünde ifade ediliyor.

 

Tenkis Davası Hangi Durumlarda Açılır?

Miras bırakan yapacağı tasarruflarda yukarıdaki oranları gözetmek zorundadır. Miras hukuku kapsamında mal paylaşımında miras hukukuna göre belirlenmiş miras pay oranları ihlal edildiğinde ilgili mirasçı tenkis davasıyla saklı payını isteyebiliyor.

Miras hukuku mal paylaşımında miras payı oranları şöyle belirtiliyor:

- Altsoy için miras hukukuna göre yasal miras payının yarısı,

- Anne ve babadan herbiri için miras hukukuna göre yasal miras payının dörtte biri,

- Kardeşlerden herbiri için miras hukukuna göre yasal miras payının sekizde biri,

- Sağ kalan eş için, altsoy veya anne ve baba zümresiyle birlikte mirasçı olması halinde, miras hukukuna göre yasal miras payının tamamı,

- Diğer hallerde ise miras hukukuna göre yasal miras payının dörtte üçü miras hukuku mal paylaşımına göre miras kalıyor.

Miras hukuku mal paylaşımı oranları eş ve çocuklar arasında böyle gerçekleşiyor:

- Veraset durumunun oluşmasının ardından, miras hukukuna göre eş mirasın dörtte birini alıyor. Geri kalan mirasın dörtte üçü ise miras hukukuna göre mirasçının çocukları eşit oranda paylaşılıyor.

Miras hukukunda mal paylaşımını bir örnek vererek açıklamak gerekirse:

”800 liralık mirasın dörtte biri eşe, dörtte üçü ise çocuklara kalıyor. Bir çocuk varsa 600 lira, 2 çocuk varsa 300′er lira, 3 çocuk varsa 200′er lira, 4 çocuk varsa 150′şer lira miras alınıyor”

- Miras hukuku mal paylaşımı oranlarında eğer çocuk yok ise miras hukukuna göre eşle beraber bu sefer anne ve baba mirasçı konumuna geçiyor. Eş malın yarısını alıyor kalan yarı pay ise anne ve babaya eşit oranda dağıtılıyor.

 

Miras hukuku mal paylaşımına göre yasal mirasçılar kimlerdir?

‘Miras hukukuna göre yasal mirasçılar kimlerdir?’ sorusu vefat durumunda geride kalan kişilerin merak en sık sorduğu sorulardan bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Miras hukukuna göre yasal mirasçılar eş çocuklar, alt soy ve onların alt soyları, anne baba alt soyları, büyükanne büyükbabalar alt soyları, soy bağı kurulmuş evlilik dışı çocuklar (oran bakımından evlilik içi çocuklarla aynıdır), evlatlık ve alt soy olan kişilerdir. Yalnızca hiç mirasçı bırakmaksızın ölen kişinin mirası devlete kalıyor.

Miras hukuku mal paylaşımı esaslarına göre yasal mirasçılar; kan hısımlığına dayanarak yasal mirasçı olanlar, evlatlık olanların mirasçılığı, evlilik dışı hısımların mirasçılığı, sağ kalan eşin mirasçılığı, devletin mirasçılığı ve saklı payı olanların mirasçılığı olmak üzere 6 başlıkta toplanıyor.

 

Kan Hısımlığına Dayanarak Yasal Mirasçı Olanlar

Birinci derece mirasçılar: Miras bırakanın birinci derece mirasçıları, onun altsoyu oluyor. Çocuklar eşit olarak mirasçıdırlar. Miras bırakandan önce ölmüş olan çocukların yerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alıyor.

İkinci derece mirasçılar: Altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, anne ve babasıdır. Bunlar eşit olarak mirasçı sayılıyorlar. Miras bırakandan önce ölmüş olan anne ve babanın yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alıyor. Bir tarafta hiç mirasçı bulunmadığı takdirde, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalıyor.

Üçüncü derece mirasçılar: Altsoyu, anne ve babası ve onların altsoyu bulunmayan miras bırakanın mirasçıları, büyük anne ve büyük babaları oluyor. Bunlar, eşit olarak mirasçı sayılıyorlar. Miras bırakandan önce ölmüş olan büyük anne ve büyük babaların yerlerini, her derecede halefiyet yoluyla kendi altsoyları alıyor.

Anne veya baba tarafından olan büyük anne ve büyük babalardan biri altsoyu bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşse, ona düşen pay aynı taraftaki mirasçılara kalıyor. Anne veya baba tarafından olan büyük anne ve büyük babaların ikisi de altsoyları bulunmaksızın miras bırakandan önce ölmüşlerse, bütün miras diğer taraftaki mirasçılara kalıyor.

Sağ kalan eş varsa, büyük anne ve büyük babalardan birinin miras bırakandan önce ölmüş olması halinde, payı kendi çocuğuna; çocuğu yoksa o taraftaki büyük anne ve büyük babaya; bir taraftaki büyük anne ve büyük babanın her ikisinin de ölmüş olmaları halinde onların payları diğer tarafa geçiyor.

 

Evlilik Dışı Hısımların Mirasçılığı

Baba yönünden evlilik dışı çocuğun mirasçı olabilmesi için 2 şart bulunuyor:

Çocuk evlilik dışı doğmalıdır. Çocuk ile baba arasında soybağı kurulmalıdır. Evlilik dışında doğmuş ve soybağı, tanıma veya hakim hükmüyle kurulmuş olanlar, baba yönünden evlilik içi hısımlar gibi mirasçı olabiliyorlar.

 

Evlatlığın Mirasçılığı

Evlatlık ve altsoyu, evlat edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar. Aynı zamanda evlatlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder. Evlat edinen ve hısımları, evlatlığa mirasçı olamıyorlar.

 

Sağ Kalan Eşin Mirasçılığı

Sağ kalan eşin miras alması için, miras bırakanın ölümü anında onunla evlilik bağının mevcut olması bu bağın miras bırakanın ölümü anında sona ermiş olmaması gerekiyor. Boşanmış eş miras alamıyor. Ancak, sadece Boşanma Davası açılmış olması mirasa engel olmuyor. Boşanma Davası kesinleşmeden eşlerden biri ölse, sağ kalan eş yine mirasçı oluyor. Çünkü boşanma vasi ölümle düşüyor. Ancak boşanma sebebi cana kast ise bu eşin mirasçılığına engeldir. Ayrılık Kararı’ndan dolayı ayrı yaşadıkları dönem içinde ölen eşe, diğeri mirasçı oluyor, dava devam ederken ölen eşe, mirasçı oluyor.

Eşlerden birinin ölümü halinde miras malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet tanınmasını isteyebiliyor.

 

Devletin Mirasçılığı

Mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası devlete geçiyor.

 

Saklı Payı Olan Mirasçılar

Saklı Paylı (Mahfuz Hisseli) mirasçılar, miras bırakanın altsoyu, babası, annesi, kardeşleri ve eşi oluyor. Saklı paylar, miras bırakanın ölüme bağlı bir tasarrufla ortadan kaldırması mümkün olmayan kanuni miras payına deniyor.

Bilgi ve randevu için GSM: 0544 488 72 77 | Miras Avukatı Fatmanur Toprak Saygıner

RECOGNITION & ENFORCEMENT IN TURKEY OF A DECREE ABSOLUTE TAKEN IN A FOREIGN COUNTRY

A Recognition case must be filed before Turkish courts so that a legal decision taken by an official body of a foreign country (e.g. court order) can take effect in Turkey. (For example, such a case must be filed in order for a divorce decision taken in Germany to have effect in Turkey).

In order for a foreign judgment to be recognized in Turkey,
 The said court order must be related to a civil case
 Foreign judgment must have been taken in a subject not covered by exclusive authority of Turkish courts
 Foreign judgment must not expressly be contrary to Turkish public order.
In order to file a recognition case original court decision/judgment with a finalization statement and finalization date on it must be taken from relevant foreign court first and then apostilled by public bodies of that country.
Afterwards, in turkey, the judgment and the apostille attached to it must be translated into Turkish by a certified translator first and then notarized.
Within the same week, your complaint is written by your lawyer and the recognition case is filed right away after payment of court fee. Unless an exceptional circumstance occurs, the case is concluded at a single hearing (petty sessional).

General problem with these cases is that notices take a long time to be served because your ex-spouse lives abroad. In order to prevent such loss of time, you can ensure that your ex-spouse living abroad will give a special photo power of attorney to a lawyer practicing in turkey (upon request, we can provide you with a lawyer) and in this way, notices related to recognition case will be served to that lawyer. However, also that power of attorney must be translated bey a certified translator and then notarized.

It is possible to tell that recognition cases are affordable because they are concluded in short time and their case fees are low. If you do not want to wait for 2 week period of appeal petition towards a decree absolute .

Relevant foreign judgment will have taken effect in Turkey as well upon finalized, recognition judgment. If a divorce decision as in our example is of concern, necessary changes are also made by relevant court in civil registry so that necessary changes are recorded and the parties can be free to remarry.

If you want your recognition case to be filed, followed and finalized by a lawyer it is enough for you to bring me the original decree absolute after getting it apostilled and give me a special power of attorney. That power of attorney must bear your photograph and a sentence stating that you have given me an authority related to recognition & enforcement. I as lawyer will cary out all other transactions in a short time. You may contact me via email and whatsApp as well.

Lawyer Fatmanur Toprak | info@fatmanurtoprak.com | 0090 544 488 7277

YABANCI BİR ÜLKEDE ALINAN KESİNLEŞMİŞ BOŞANMA KARARININ TÜRKİYE’DE TANINMA VE TENFİZİ

Yabancı bir devletin resmi bir makamında alınmış hukuki bir kararın örneğin bir mahkeme ilamının Türkiye’de hüküm ifade edebilmesi için Türk mahkemelerinde tanıma davası açılması gerekmektedir.
(Örneğin Almanya’da almış olduğunuz boşanma kararının Türkiye’de de geçerlilik kazanması için bu davaya başvurulur.)

Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de tanınabilmesi için;
 İlam hukuk davasına ilişkin olmalı
Yabancı ilamının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olmalı.
 Yabancı ilamının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda verilmiş olmalı
 Yabancı ilamının Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmamalıdır.

Tanıma davasının açılabilmesi için öncelikle ilgili yabancı mahkemeden üzerinde kesinleşme tarihini gösterir kesinleşme şerhli karar aslı alınır ve apostil şerhi ile kararın o ülke makamlarına ait olduğu tasdik ettirilir.
Sonrasında yabancı dilde yazılı bu kararın yeminli tercümesi ve noter onayı yaptırılması gerekir.
Durumunuza özgü dilekçe aynı hafta tanzim edilir ve mahkeme harcı da yatırılarak hemen dava açılır ve bir sorun olamaması durumunda da tek celsede (basit usulde) çözümlenir.
Bu davlardaki genel sıkıntı ise diğer eşin genellikle yurtdışında bulunuyor olması nedeniyle tebligatların ulaşmasının uzun vakte mal olmasından kaynaklanır. Bu tür bir vakit kaybını bertaraf etmek için yurtdışında bulunan eş ile anlaşarak Türkiye’deki bir avukata (fotoğraflı- özel) vekaletname vermesini böylece tanıma davasında yapılacak tebliğlerin bu avukata yapılmasını sağlayabilirsiniz. Ancak bu vekaletnamenin de yeminli tercüme ve noter tasdiki süreçlerinden geçmiş olması gerekecektir.
Tanıma davasının harcının düşük olması ve kısa sürede sonuçlandırılması nedeniyle ekonomik bir dava demek mümkündür. Kararın verilmesinden itibaren başlayacak olan 2 haftalık temyiz süresini beklemekten de kısa bir “temyizden feragat” beyanı içerir dilekçe sunarak kurtulabilirsiniz.
Kesinleşmiş tanıma kararı ile birlikte yabancı mahkeme kararı hükümleri Türkiye’de de geçerlilik kazanmış olacaktır ve örneğimizdeki gibi bir boşanma kararı mevzu bahis ise gerekli değişikliklerin işlenmesi için mahkemece ilgili (kaydınızın bulunduğu) nüfus kütüğüne de değişiklik yansıtılmış olur.
Tanıma davanızın avukat tarafından açılıp uzman ellerde yönetilip sonuçlandırılmasını dilerseniz, yurtdışında kararı veren mahkemeden kesinleşmiş karar aslını apostil ettirerek getirmeniz ve avukatınıza vekaletname vermeniz yeterlidir. Bu vekâletnamede fotoğrafınızın ve tanıma tenfize ilişkin yetki verdiğinize dair ibarenin bulunması gerekir. Diğer bütün işlemler avukat tarafından kısa sürede sorunsuz biçimde halledilecektir.

Avukat Fatmanur Toprak Sayginer | 0544 488 72 77 | info@fatmanurtoprak.com

T.C. VATANDAŞLIK HAKKI NASIL KAZANILIR?
Türk vatandaşı olmaya karar verdiyseniz Vatandaşlık kanununda ve ilgili mevzuatta yazılı koşulları öncelikle sağlamanız gerekir.
Türkiye’de doğduysanız veya Türk soyundan geliyorsanız, Türkiye’de evlendiyseniz, Türk vatandaşlığından izin yoluyla (iç işleri Bakanlığı\Bakanlar kurulu kararıyla) çıkmış ve Yeniden girmek istiyorsanız veya herhangi bir sebeple Türkiye’de yaşam kurmaya karar verdiyseniz vatandaşlığa alınma işlemleri için adım atabiliriz.
Belirtmek gerekir ki bir Türk vatandaşıyla evlenmek otomatik olarak vatandaşlık kanununun 16.maddesine göre, bir Türk vatandaşı ile evlenme doğrudan Türk vatandaşlığını kazandırmaz. Ancak bir vatandaşı ile en az üç yıldan beri evli olan ve evliliği devam eden yabancılar, Türk vatandaşlığını kazanmak üzere başvuruda bulunabilir.

Başvuru sahiplerinde;
a) Aile birliği içinde yaşama.
b) Evlilik birliği ile bağdaşmayacak bir faaliyette bulunmama.
c) Milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmama şartları aranır.
(*) Başvurudan sonra Türk vatandaşı eşin ölümü nedeniyle evliliğin sona ermesi halinde birinci fıkranın (a) bendindeki şartı aranmaz.
(*) Evlenme ile Türk vatandaşlığını kazanan yabancılar evlenmenin butlanına karar verilmesi halinde evlenmede iyi niyetli iseler Türk vatandaşlığını muhafaza ederler.
Evlilik dışında başkaca nedenle vatandaşlık başvurusunda bulunacaksa öncelikle Türkiye’de oturma izni ile ikamet ediyorsanız il Emniyet Genel Müdürlüğü’nden Türkiye’de ikamet edilen süreyi gösterir belge alınması gerekmektedir. Türkiye’de Türk ile evli olmayan kimselerin vatandaşlık kazanabilmesi için 5 yıl boyunca kesintisiz olarak T.C.de ikamet etmeleri şartı aranır. Aradaki kesintinin en fazla 180 gün olması kabul edilir.

Ancak vatandaşlıktan çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve Ana veya Babalarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kaybedenlerden 21.ci maddede öngörülen süre içerisinde seçme hakkını kullanmayanlar için bu ikamet şartı aranmaksızın başvuru yapılıp vatandaşlık kazanılabilecektir.

Sonrasında Nüfus ve vatandaşlık işleri Genel Müdürlüğü’nce istenen belgelerin toplanması gerekecektir.

Örneğin yeniden Türk vatandaşlığına alınmak için genel olarak şu belgeler istenir:
 – Başvuru formu -başvuranın imzalaması gerekir.
 – Nüfus kayıt örneği.
 – Hangi devlet vatandaşı olduğunu gösterir pasaport veya benzeri belge, vatansız ise buna ilişkin belgenin noter tasdikli tercümesi ve vatandaşlığından çıktığı tarihi gösterir apostil şerhli belge.
 – Emniyetten alınacak medeni belgesi.
 – Türk vatandaşlığının kaybından sonra varsa kimlik bilgilerindeki değişikliğini gösterir usulüne göre onaylanmış belgenin noter tasdikli tercümesi.
 – Vatandaşlık kanunu 14.ci madde gereği ikamet şartı arananlarda, yeniden Türk vatandaşlığı kazanmak için başvuru tarihinden itibaren geriye doğru 3 yıl ikamet etmiş olduğunu gösterir il Emniyet Müdürlüğü’nden alınacak ikamet tezkeresi ve giriş çıkışları gösteren belge (ikamet hesaplaması).
 – Başvuru tarihinden itibaren ileriye doğru en az 3 aylık ikamet tezkeresi (işlem gören sayfaların noter tasdikli örneği).
 – Hizmet bedeli 60 TL’nin maliye veznesine yatırıldığını gösterir makbuz.
 – Belgelerin eksizsiz biçimde ve başvuruya uygun halde dosyalanması sonucunda durumunuzu özetleyen bir dilekçe eşliğinde dosyanız Nüfus ve vatandaşlık Genel Müdürlüğü üzerinden iç işleri Bakanlığı’nın ilgili departmanına gönderilecektir. Burada durumunuz uygun görülürse milli güvenlik açısından Milli istihbarat Teşkilatı’ndan da onay gelmesi durumunda yine Nüfus ve vatandaşlık işleri Genel Müdürlüğü’nden artık Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı bir vatandaş olduğunuz kabul görecek ve Nüfus kağıdınız düzenlenecektir.

Danışmanlık hizmeti ücretlidir. Randevu ve Bilgi için ofisimizle irtibata geçebilirsiniz.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner

TÜRKİYE’DE VATANSIZLIK (HAYMATLOZ) HAKLARI
Vatansızlık (Haymatlos) herhangi bir ülkenin vatandaşı olamama, vatansız kişi olma durumudur. (Almanca, HEİMATLOS, İNGİLİZCE STATELESS ŞEKLİNDE KARŞINIZA ÇIKABİLİR.)

Birey, değişen kanunların geçiş döneminde hak kaybına uğrayarak, yanlış hukuki işlemler sonucu, yanlış yönlendirme ile, bazı tür suçların işlenmesi nedeniyle dolandırma sonucu veya ülkelerin kanuni farklılıklarından ötürü yahut bambaşka nedenlerle de vatansız kalabilir.
Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında yalnız vatandaşlık kanunu, Yabancıların ikamet ve seyahatleri hakkında kanun’ da bu kişilerin durumuna ilişkin kısa açıklamalar ve uygulamada tutarsızlıkta bulunmaktaysa vatansızlık durumunu önlemek ve bu kişilere yardım etmek için birçok kurum, dernek ve milletlerarası sözleşme mevcuttur.
Bunların arasında en büyük önemi haiz vatansız kişilerin statüsüne ilişkin sözleşme BM ülkelerince kabul görmüş olup, Anayasamıza göre de sözleşmenin tüm maddeleri Anayasal değerde sayılmaktadır. Bu sözleşmeye göre vatansız bir kişinin kişisel statüsü Daimi ikametgahının ait olduğu ülkenin kanununa, ikametgahı yoksa oturduğu ülkenin kanununa göre düzenlenir.
Dolayısıyla VATANSIZ iseniz ve Türkiye’de yaşıyorsanız Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına tabisinizdir.
Evlenme, boşanma vs. gibi aile hukuku konularında, sanatsal ve sınai mülkiyet hususların da ve herhangi bir hukuki ihtilafta mahkemede taraf olarak bulunma ehliyeti açısından Türk vatandaşlarına verilen hakların aynısına sahip iken, gayrimenkul edinme ve buna bağlı haklar örneğin kira ihtilaflarında, şirket kurma veya işçi olarak istihdam edilme durumunda, Türkiye’de bulunan yabancılara tanınan hakların tamamı HAYMATLOSLARA da tanınmaktadır. Ancak işçi hak ve alacakları konusunda koruma öngörülmüş olduğundan örneğin fazla çalışma ücreti, kıdem – ihbar tazminatları hususlarında Türk vatandaşlarıyla aynı haklara sahipsiniz. Bunun yanı sıra yine dernek kurmak gibi bir düşüncedeyseniz, ticari veya siyasi amaçla olamamak kaydıyla kurabilir ve yine yabancılara tanınan haklar çerçevesinde faaliyet gösterebilirsiniz.
Vatansız bir kişinin yaşadığı başlı başına ilk problem bir kimliğinin bulunmamasıdır. (KİMLİK siz iken bankada hesap açmak, noterde işlem yapmak gibi basit ancak hayati işlemleri gerçekleştiremeyebilirsiniz.) Bahsi geçen sözleşmeye göre herhangi geçerli bir seyahat belgeniz bulunmuyorsa ikamet ettiğiniz ülkenin size vatansız haymatlos kimliği düzenlemesi gerekirken, Türkiye’de bu kimliğe ilişkin sistem tam olarak yerleştirilmediğinden müvekkillerimize eğer daha önceden Türk vatandaşı iseler pembe\Mavi kartların bu fonksiyonu sağladığını, bu kartları yoksa Emniyet makamlarından, oturma izni ve yabancılara mahsus pasaport görünümlü haymatlos pasaportu aldığımızı belirtirim. Haymatlos pasaportu başvurusunun iç işleri Bakanlığı’nın onayından geçerek (iç işleri bakanlığına dilekçe yazılıp olumlu yanıt gelmesi üzerine) çıkarıldığını ve ortalama 1 ay içinde verildiğini de eklemekte fayda var.
Eğer vatansızlık konumu sizin için tercihiniz değilse ve Türkiye’de yaşıyorsanız sözleşmenin “sözleşmeci” devletler, vatansız kişileri özümlemeyi ve vatandaşlığa almayı mümkün olduğu ölçüde kolaylaştırırlar. Özellikle vatandaşlığa alma işlemlerini çabuklaştırmak ve bu işlemlerin masraf ve resimlerini mümkün olduğu ölçüde azaltmak için her türlü çabayı sarf ederler maddesini hatırlatır ve bir ülkenin bürokratik koruması altında bulunmak istiyorsanız Türk vatandaşlığına başvuruda bulunma konusunda yardımcı olduğumuzu belirtmek isterim. Belirli evrakların temini sonrası doldurulan form ve yazılı dilekçe ile Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri üzerinden yine iç işleri Bakanlığına gönderilen dosyanın tetkiki sonucunda tescil işlemi gerçekleştirilebilmektedir.

Vatansız Kişilere Tanınan Haklar ve Güvenceler

1-Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanundaki ikamet izinlerinden birini almak üzere talepte bulunabilirler,

2-Kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit oluşturmadıkları sürece sınır dışı edilmezler,

3-Yabancılarla ilgili işlemlerde aranan karşılıklılık şartından muaf tutulurlar,

4-Çalışma izniyle ilgili iş ve işlemlerde 4817 sayılı Kanun hükümlerine tabidirler,

5-5682 sayılı Kanunun 18 inci maddesi hükümlerinden yararlanabilirler.

 

Vatansızlığın Tespiti

1.-Başvuru

Türkiye’ye vatansız olarak gelen ya da Türkiye’de iken vatandaşlığını kaybederek vatansız kişi durumuna düşen kişiler, ülkede yasal olarak kalabilmek ilgili makamlara başvuruda bulunmakla yükümlüdürler. Başvurusu kabul edilenlere, haklarında verilecek karara kadar geçerli olmak üzere hiç bir harca tabi olmayan “Başvuru Belgesi” düzenlenir.

2- Mülakat

Başvuru ve kayıt işlemleri tamamlandıktan sonra zorunlu nedenler hariç en geç on beş gün içinde kişiyle mülakat yapılır.

3- Vatansızlığın Tespiti

Vatansızlığın tespiti Genel Müdürlükçe yapılır. Genel Müdürlük doksan gün içinde kişinin vatansız olup olmadığına ilişkin tespit işlemini tamamlar.

4- Vatansız Kişi Kimlik Belgesi

Valiliklerce vatansız olduğu tespit edilenlere “Vatansız Kişi Kimlik Belgesi” her birey için ayrı olarak verilir ve vatansızlık hali devam ettiği sürece, ikişer yıllık sürelerle yenilenir. Başka ülkeler tarafından vatansız kişi işlemi görenler bu haktan yararlandırılmaz.

Danışmanlık ve Başvuru desteği için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

 

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner | Kahramanmaraş Barosu Avukatı

Bilindiği gibi özellikle son yullarda Irak ve Suriye’de yaşanan iç karışıklar nedeniyle Ülkemiz, büyük oranı Suriye’den gelen bir mülteci göçü almaya başladı ve aslında çok uzun zamandır hayatımızda olan mültecilik statüsü Suriye olaylarıyla birlikte daha da çok dikkat çeker hale geldi.

Bu yazı da mültecilerin ne gibi haklara sahip olduğunu, nasıl mülteci olunabileceğini konusunda bilgilere yer verilmiştir.
Mülteci nedir, kime denir sorusu birçok hukuk kitabında vb. kaynakta birbirine benzer tanımlanmıştır, kısaca şöyle tanımlanabilir:
Anavatanından başka bir ülkeye mülteci olarak başvuruda bulunak isteyen kişi, kendi ülkesinde bir Savaş-seferberlik benzeri bir hal olduğunu ya da yoğun baskı ve şiddet altında kaldığını en azından siyasi veya ailevi nedenlerden ötürü artık kendi ülkesinde yaşama olasılığının kalmadığını beyan etmek durumundadır.
Anayasa’sının 90. Maddesi gereği uluslararası sözleşmeler Anayasa ile eş değer hatta Anayasa’dan kimi yerde üstündür. Konumuzla ilgili olarak 28 Temmuz 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna ilişkin Cenevre sözleşmesi ve 31 Ocak 1967 tarihli protokol ile birlikte 1 Mayıs 1999 tarihli Amsterdam Antlaşması büyük önem taşır. Tüm müktesebat aslında mültecilerin korunması ve başvuruyu yaptıkları ülkece geri gönderilmenin önüne geçmeyi hedefler niteliktedir. Uluslararası AF örgütü de konuya dair önemli çalışmalara imza atmıştır.

Emniyet Müdürlüğü’nün Yabancılar iltica sığınma daire başkanlığına Resmi başvuru yapılır.
Başvuru yapıldıktan sonra hemen mülteci olunamaz. Mülteci olmadan önce adınıza bir MÜLTECİ ADAYLIĞI KARTI düzenlenir ve teslim edilir. Pasaportunuza böylece bu kart karşılığında Emniyet’çe el konulur.
Kaydınızın tutulduğu defterin olduğu ilçe Emniyet Müdürlüğü’ne her hafta belirli günlerde düzenli olarak giderek imza atmanız ve bu adaylık süresi içerinde herhangi bir soruşturmada şüpheli/sanık olmamanız gerekmektedir.
Adaylık süresi azami veya asgari sürelerle kısıtlı değildir. Ancak kanunlara göre belirli pilot bölgeler dışında mültecilerin yaşayabilecekleri şehirler sınırlıdır. Örneğin İstanbul, Ankara, İzmir bu pilot şehirlerinden biri değildir. Bu nedenle mülteciler aslında bu şehirlerde ikamet edemezler. Başvuru konusunda hukuki destek için irtibata geçebilirsiniz.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner

YABANCILAR İÇİN TÜRKİYE’DE ÇALIŞMA İZNİ NASIL ALINIR?
Yabancı kişinin (öğrenim amaçlı olan dışında) oturma izni mevcut ise istenilen evrakın toparlanarak, usulüne uygun başvuru yapılması durumunda elde edeceği çalışma izni ile Türkiye’de çalışması mümkündür.
Çalışma izninizin profesyonel ekip ve avukat aracılığıyla gerçekleştirilmesini istiyorsanız büromuzla irtibata geçebilirsiniz.
İşlemleriniz vekaletname ile çok kısa sürede sonuçlandırılır.
YABANCILARA ÇALIŞMA İZNİ ALINMASI ŞU MESLEKLER BAKIMINDA YASAKTIR:
1. Diş tabipliği, ebelik, hastabakıcılık. (Tababet ve şua batı sanatlarının tarzı icrasına Dair kanun uyarınca)
2. Eczacılık (Eczacılar ve Eczaneler hakkında kanun uyarınca)
3. Veterinerlik (Veteriner Hekimleri Birliği ile odalarının teşekkül Tarzına ve Göreceği işlere dair kanun uyarınca)
4. Özel hastanelerde sorumlu müdürlük (Hususi Hastaneler kanunu uyarınca
5. Avukatlık (Avukatlık kanunu uyarınca)
6. Noterlik (Noterlik kanunu uyarınca)
7. Özel veya kamu kuruluşlarında güvenlik görevlisi (Bazı kurum ve kuruluşların korunması ve Güvenliklerinin sağlanması Hakkında kanun uyarınca)
8. Kara suları dahilinde balık, istiridye, midye, sünger, inci, mercan ihracı, dalgıçlık, arayıcılık kılavuzluk, kaptanlık, çarkçılık, katiplik, tayfalık, VB. (kabotaj kanunu uyarınca)
9. Gümrük müşavirliği (4458 sayılı Gümrük kanununun 227.nci maddesi gereğince)

Çalışma izni alabilmek için işveren ve yabancının toplaması gereken evraklar çalışacağı sektörlere göre değişiklik arz etmektedir. Ancak eğlence sektörü dışında tüm sektörlerde çalışma izni alınması için, başvuru tarihinden itibaren en az 6 (altı) ay daha geçerli oturma iznine sahip olunması şartı aranır.
UYARI: Çalışma izni bulunmayan yabancı çalıştıran işverenlere her bir yabancı için, 7.325 TL idari para cezası verilmektedir. Yabancı işçi çalıştırmayı düşünüyor veya kendinize çalışma izni almak istiyorsanız bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Örneğin Turizm sektöründe çalışacak bir yabancı için,
İşveren kurumdan istenilen belgeler:
1.Çalışma izni başvuru dilekçesi (Dilekçe elektronik başvuru esnasında taranılacak, ayrıca KAĞIT ortamında işveren tarafından ıslak imzalı olarak gönderilecektir.)
2.Yabancı personel Başvuru Formu, (elektronik ortamda doldurulacak form, çıktısı alındıktan sonra, işveren ve yabancı tarafından imzalanıp KAĞIT ortamında bir nüsha olarak Bakanlığa gönderilecektir. İşveren ve yabancının ıslak imzalarının olmadığı durumlarda taraflar arasında yapılmış iş sözleşmesi ibraz edilecektir. Formun imzasız olması ve iş sözleşmesinin de bulunmaması durumunda başvuru işleme alınmayacaktır.)
3.Belgeli turizm işletmeleri için, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan alınmış işletme ve yatırım belgesi, (Bu belge elektronik başvuru esnasında taranılarak ON-LİNE gönderilecektir.)
4. Kuruluşun en son sermaye ve ortaklık yapısını gösteren Türkiye Ticaret sicil Gazetesi (bu belge elektronik başvuru esnasında taranılarak on-line gönderilecektir.)
5. son yıla ait, vergi ve kar\zarar tablosu (Bu belge başvuru esnasında taranılarak ON-LİNE gönderilecektir.)
6.Yabancı personeli istihdam edecek kurum ve kuruluş adına “kullanıcı” sıfatıyla elektronik başvuruyu yapma yetkisi bulunan kişinin noter onaylı vekaletnamesi veya kullanıcı sıfatındaki kişinin başvuruyu yapan kurum ve kuruluşta çalıştığını gösterir belge (Bu belge elektronik başvuru esnasında taranılarak ON-LİNE gönderilecektir.)

YABANCIDAN İSTENİLEN BELGELER:
1.Yurtiçinden yapılacak başvurular için, Türkiye’de öğrenim amacıyla verilen ikamet izinleri hariç olmak üzere, müracaat tarihinde geçerli en az altı ay süreli ikamet tezkeresi örneği, (Bu belge elektronik başvuru esnasında taranılarak ON-LİNE gönderilecektir.)
2. Çalışma izni talebinde bulunan yabancının geçerli ikamet tezkeresi olamaması halinde ise, yabancının yurt dışında uyruğunda bulunduğu veya daimi ikamet ettiği ülkedeki Türkiye Cumhuriyeti temsilciliklerine iş sözleşmesi veya şirket ortaklığını gösterir belge ibrazı ile çalışma izin ve vize başvurusu yapması zorunludur.
3. Pasaport sureti. (Pasaport’ un Latin harfleri ile yazılı olmadığı durumlarda yeminli mütercim veya resmi makamlarca onaylı çevirisi de başvuruya eklenecektir.) (Bu belge elektronik başvurusu esnasında taranılarak ON-LİNE gönderilecektir.)
4.Türkçe tercümesi yeminli mütercim veya resmi makamlarca onaylı diploma veya geçici mezuniyet belgesi sureti, (Bu belge elektronik başvuru esnasında taranılarak ON-LİNE olarak ayrıca matbu olarak ta gönderilecektedir.)
Çalışma izni başvurusunda gerekli belgelerin sırasına uygun şekilde taranılarak şu adrese gönderilmesi suretiyle çalışma ve sosyal Güvenlik bakanlığına yapılır.

Çalışma izni Türkiye ‘de 3 (üç) tür altında toplanmıştır. Bu türler süreli, süresiz ve bağımsız çalışma iznidir.

Bu türler süreli, süresiz ve bağımsız çalışma iznidir.

-Süreli çalışma izni:
Türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, iş piyasasındaki durum, çalışma hayatındaki gelişmeler istihdama ilişkin SEKTÖREL ve Ekonomik konjonktür değişiklikleri dikkate alınarak, yabancının ikamet izninin süresi ile iş sözleşmesinin veya işin süresine göre, belirli bir işletme ve belirli bir meslekte çalışmak üzere en çok bir yıl süreyle verilecektir.

Bakanlık, süreli çalışma izninin geçerlilik alanını şehir, idari sınır veya coğrafi bölge gibi girdileri baz alarak genişletilebilir veya daraltılabilir. Bu durumun uygulanması halinde, Bakanlık bu kararını Çalışma izni bildiriminde bulunduğu ilgili mercilere bildirir.

Bir yıllık kanuni çalışma süresinden sonra; aynı iş yeri veya aynı işletme ve aynı meslekte çalışmak üzere çalışma iznin süresi en fazla “iki yıl” daha uzatılabilir.

Üç yıllık kanuni çalışma süresinin sonunda, aynı meslekte ancak bu defa dilediği iş verenin yanında çalışmak üzere çalışma izninin süresi en fazla “üç yıl” daha uzatılabilir.

Türkiye’ye çalışmak üzere gelen bir yabancının beraberinde veya daha sonra getirmiş olduğu eş ve bakmakla yükümlü olduğu çocuklarına da yabancının kendisi ile birlikte en az “beş yıl “ Kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olmaları kaydıyla kanun ve Yönetmelik hükümlerine göre süreli çalışma izni verilebilir.

-SÜRESİZ ÇALIŞMA İZNİ:

Türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde aksi öngörülmedikçe, Türkiye’de en az “Sekiz yıl” kanuni ve kesintisiz ikamet eden veya toplam “altı yıllık” kanuni çalışması olan yabancılara, iş piyasasındaki durum ve çalışma hayatındaki gelişmeler dikkate alınmaksızın ve belirli bir işletme, meslek, mülki veya coğrafi alanla sınırlandırılmaksızın verilebilir.

Yabancının en az sekiz yıl kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması koşulunun yerine getirildiği emniyet makamlarından alınacak belge ile kanıtlanır. Bu belge diğer belgelerle birlikte Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığına süresiz çalışma izni başvurusu sırasında iletilir. Sekiz yıl koşulu değerlen dirilerken, öğrenimde geçen süreler dikkate alınmaz. Ancak, Yabancının beraberinde Türkiye’ye gelerek, yabancı ile birlikte ikamet eden, aynı zamanda öğrenim gören eş ve çocuklarının öğrenim süreleri ikametten sayılır.

Yabancının toplam “altı yıllık” kanuni çalışmasının bulunması koşulunun yerine getirildiği hususu ilgili mercilerden alınacak belge ile kanıtlanır ve bu belge diğer belgelerle birlikte Çalışma ve sosyal Güvenlik Bakanlığına süresiz çalışma izni başvurusu sırasında iletilir. Süresiz çalışma izni verilen yabancıların ikamet izin süreleri, yabancıların ikamet ve seyahatlerine ilişkin mevzuata göre İçişleri Bakanlığınca belirlenir.

Süresiz çalışma izni, kapsamında bir değişiklik olmadığı sürece, ikamet izin sürelerine bağlı olarak kullanılır. Emniyet makamlarınca. Süresiz çalışma iznine istinaden verilen ikamet izin sürelerinin uzatılmaması halinde Bakanlığa bilgi verilir.

-BAĞIMSIZ ÇALIŞMA İZNİ:
Bağımsız çalışacak yabancılara Türkiye’de en az “beş yıl” kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olmaları, çalışmalarının, ekonomik kalkınma açısından katma değer yaratması ve istihdam üzerinde olumlu etki yapacak olması koşulu ile verilebilir.
İstihdam üzerindeki etkinin belirlenmesinde ilgili mercilerin görüşleri de dikkate alınır. Bağımsız mercilerin görüşleri de dikkate alınır. Bağımsız çalışacak yabancının en az “beş yıl” kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması koşulunun yerine getirildiği emniyet makamlarından alınacak belge ile kanıtlanır. Bu belge diğer belgelerle birlikte Çalışma ve sosyal güvenlik Bakanlığına bağımsız çalışma izni başvurusu sırasında iletilir.
Yabancının en az “beş yıl” kanuni ve kesintisiz ikamet etmiş olması koşulunun yerine getirilip getirilmediği değerlendirilirken, öğrenimde geçen süreler dikkate alınmaz. Diğer taraftan, yabancının beraberinde Türkiye’ye gelerek, yabancı ile birlikte ikamet eden aynı zamanda öğrenim gören eş ve çocuklarının, öğrenim süreleri yine ikametten sayılır.
Bağımsız çalışma izni verilen yabancıların ikamet izin süreleri, yabancıların Türkiye’de ikamet ve seyahatlerine ilişkin mevzuata göre İçişleri Bakanlığınca belirlenir. Bağımsız çalışma izni, işin mahiyeti değişmediği sürece yabancı tarafından ikamet izin sürelerine bağlı olarak kullanılır.
Emniyet makamlarınca, bağımsız çalışma iznine istinaden verilen ikamet izin sürelerinin uzatılmaması halinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bilgi verilir.
Bağımsız çalışma izninin değerlendirilmesinde dikkate alınmak üzere; yabancının faaliyetinin ulusal ekonomiye sağlayacağı katkı ve yabancının icra edeceği faaliyet için yeterli miktarda gelire sahip olduğunu kanıtlayan belgeler, diğer belgelerle birlikte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına iletilmesi istenebilir.
Bağımsız çalışma izini verilmesi uygun bulunan yabancıya, bağımsız çalışabileceğine ilişkin “Bağımsız Çalışma İzni Müracaat Belgesi” verilir. Bağımsız çalışma izni belgesi, verildiği tarihten itibaren “üç ay” süreyle geçerlidir.

4817 SAYILI YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİNLERİ HAKKINDA KANUNUN UYGULAMA YÖNETMELİĞİNİN ONÜÇÜNCÜ MADDESİ UYARINCA BELİRLENEN VE 2\8\2010 TARİHİNDE UYGULANMAYA BAŞLANILAN YABANCILARIN ÇALIŞMA İZİN TALEPLERİNE İLİŞKİN OLARAK BAŞVURU SAHİBİ İŞYERLERİNİN VE YABANCILARIN KARŞILAMASI ZORUNLU OLAN DEĞERLENDİRME KRİTERLERİ AŞAĞIDA BELİRTİLMİŞTİR:
1.Çalışma izni talep edilen işyerinde en az beş T.C vatandaşının istihdamı zorunludur. İzin isteyen yabancının şirket ortağı olması halinde beş kişilik istihdam şartı bakanlıkça verilecek bir yıllık çalışma izninin son altı ayı için aranır. Aynı iş yerinde birden fazla yabancı için çalışma izni talebinde bulunulması durumunda, çalışma izni verilen ilk yabancıdan sonraki her bir yabancı için ayrı ayrı beş T.C. vatandaşı istihdamı aranacaktır.
2.iş yerinin ödenmiş sermayesinin en az 100.000 TL veya brüt satışlarının en az 800.000 TL veya son yıl ihracat tutarının en az 250.000 ABD Doları olması gerekmektedir.
3.Dernek ve vakıflarda çalışacak yabancılara ilişkin izin taleplerine 2.ci madde, yabancı devlet havayollarının Türkiye temsilciliklerinde, eğitim sektörü ve ev hizmetlerinde çalışacak yabancıların çalışma izni başvurularının değerlendirilmesinde ise,1.ci ve 2.cni maddeler uygulanmayacaktır.
4.izin isteyen şirket ortağı yabancının,40.000 TL’den az olmamak üzere sermaye payının en az yüzde 20 olması zorunludur.
5.İşveren tarafından yabancıya ödeneceği beyan edilen aylık ücret miktarının yabancının görev ve yetkinliği ile bağdaşır seviyede olması zorunludur. Buna göre, başvuru tarihi itibariyle yürürlükte bulunan asgari ücret tutarı dikkate alınmak suretiyle yabancıya ödenecek ücretin en az;
a. Üst düzey yöneticiler, pilotlar ve ön izin talebinde bulunan mühendis ve mimarlar için asgari ücretin 6,5 katı.
b. Birim veya şube müdürleri ile mühendis ve mimarlar için asgari ücretin 4 katı.
c. Uzmanlık ve ustalık gerektiren işlerde çalışacaklar, öğretmenler ile psikolog, fizyoterapist, müzisyen ve sahne sanatçısı unvanlarında çalışacak yabancılar için asgari ücretin 3 katı.
d. Ev hizmetlerinde çalıştırılacak yabancılar için en az asgari ücret, yukarıda sayılanlar dışındaki diğer mesleklerde (satış elamanı, pazarlama-ihracat görevlisi gibi görevlerde)çalışacak yabancılar için asgari ücretin 1,5 katı olması gerekmektedir.
e. Turizm-Animasyon, organizasyon firmalarında akrobat ve benzeri ünvanlar da çalışacak yabancılar ile masör, masöz ve SPA terapisti gibi işlerde çalışacak yabancılar için asgari ücretin 2 katı.
6. Bünyelerinde izinli masaj salonu bulunduğunu kanıtlayan KÜLTÜR VE TURİZM Bakanlığından belgeli en az dört yıldızlı turizm işletmeleri ile belgeli tatil köylerinin, masör, masöz ve SPA terapisti gibi uzmanlık ve ustalık gerektiren talepleri değerlendirmeye alınacak, bu kapsamda bulunmayan işletme ve iş yerlerinin talepleri ise uygun bulunmayacaktır.
7.Eğlence sektörünün ve Turizm-Animasyon işlerinde istihdam edilecek yabancılar için en az 10 T.C. Vatandaşı çalıştırılması halinde her bir yabancı için ayrı ayrı beş T.C. vatandaşı istihdamına ilişkin kota uygulanmayacaktır.
8.türkiye’nin taraf olduğu ikili ya da çok taraflı sözleşmelerde hüküm bulunan haller ile kamu kurum ve kuruluşlarınca sözleşme veya ihale usulleriyle mal ve hizmet alımı işlerinde çalıştırılacak yabancılara ilişkin çalışma izin taleplerinin değerlendirilmesinde 1.ci ve 2.ci maddelerde belirlenen kriterler uygulanmayacaktır.
9.ileri teknoloji gerektiren işlerde veya aynı vasıflarda Türk uzmanın bulunmadığı hallerde Genel müdürlük makamınca verilecek onay üzerine 1.ci ve 2.ci maddelerle belirlenen kriterler uygulanmayacaktır.
10.Özellik Arz eden Doğrudan yabancı yatırım koşullarını taşıyan işletmelerde kilit personel dışında istihdam edilecek yabancılar için, 1.ci madde ile belirlenen kriter, işletmenin ülke çapındaki tüm işyerlerinde çalışan T.C. vatandaşı sayısı esas alınarak uygulanır.

Çalışma İzni Başvurunuz için büromuz ile iletişime geçerek danışmanlık hizmeti alabilirsiniz. 

Avukat Fatmanur Toprak SAYGINER