Fatmanur Toprak Saygıner

İşçi Hakları Nelerdir?

İşçi, genel tanımı ile ‘bir iş sözleşmesine dayanarak ücret karşılığı çalışan kişi’dir. Buna göre ister bir yerde masa başı çalışan olsun isterse beden gücü ile çalışan bir kimse kanunen işçi’dir ve kanunun belirlediği hak ve sorumluluklara sahiptir. Bu yazımızda işçi hakları konusunu ele alacak ve işçi hakları nedir, işçi hakları neleri kapsamaktadır, işçi hakları konusunda en sık karşılaşılan sorunlar nelerdir sorularını ele alacak; işçi hakları konusunda en çok sorulan soruların cevabını vermeye çalışacağım.

En önemli işçi hakları arasında;

-Maaş,

-Sosyal sigorta,

-Kıdem tazminatı,

-İhbar tazminatı,

-Fazla mesai ücreti,

-Yıllık ücretli izin,

-Hafta tatili,

-Resmi tatil ve bayram tatilleri,

-Maddi ve manevi zararların tanzimi,

-İşe iade hakkı

gibi haklar bulunmaktadır. Bunlar işçilerin hem maddi hem manevi anlamda mağdur edilmemeleri açısından son derece önemlidir.

Yukarıda belirttiğimiz işçi hakları maddelerini daha detaylı bir şekilde açıklayacak olursak:

-Maaş: İşçi tanımı gereği bir ücret karşılığı çalışır, dolayısıyla da maaşı işçi hakları arasında en temel haklardan biridir. İşçi maaşını tam olarak ve zamanında alma hakkına sahiptir ve bu süreçte yaşanacak aksaklıklara karşı işçinin dava açma hakkı bulunmaktadır. Bu konuda haksızlığa uğrayan, örneğin maaşı zamanında yatırılmayan işçi, hukuki yollarla hakkını arayabilir.

Sosyal sigorta: En önemli işçi hakları arasında yer alan sosyal sigorta işçinin hem emekliliği noktasında hem de sağlık imkanlarından faydalanabilmesi noktasında son derece önemli bir konudur ve işçinin kendisinin yanı sıra bakmakla yükümlü olduğu kişileri de ilgilendirir. Kanunen işveren işçi çalışmaya başladığı gün itibariyle işçisinin sigortasını yaptırmak ve kesintisiz olarak sigorta primlerini yatırmak zorundadır. Bu konuda şunu da belirtmeliyiz ki bazı işverenler tarafından işçi hakları hiçe sayılarak deneme süresinde işçilere sosyal sigorta yapılmamaktadır. Bu durum kanunlara uygun değildir.

Ülkemizde işçi hakları ihlali noktasında sık karşılaşılan durumlardan biri de daha fazla ücret alıyor olmasına rağmen farkı elden vermek suretiyle işçinin sigortasının asgari ücret üzerinden yatırılmasıdır. Bu durum işçinin emekliliğine dönük hak kayıplarına yol açabilmektedir.

İşçi Hakları Tazminat

Kıdem tazminatı: Kıdem tazminatı işçi haklarının en önemli unsurlardan biridir. İşçilerin keyfi ya da önemsiz sebeplerle işten çıkarılmalarının önünde frenleyici bir işlevi bulunan kıdem tazminatı haksız bir sebeple işten çıkarılan ya da haklı bir sebeple işinden ayrılan işçinin işverenden alacağı paradır. Burada işverenin işçiyi işten çıkarabileceği haklı nedenler, genel ahlak ya da iyi niyet kurallarına aykırı hareketlerdir. Buna karşın iş yerinde haksızlığa uğrayan, küfür, tehdit, hakaret gibi durumlarla karşılaşan, maaşı, primleri, ikramiyeleri ya da sigorta primleri ödenmeyen işçi, işçi hakları kapsamında iş akdini feshederek kıdem tazminatı talep edebilir. Ayrıca erkek işçiler için askerlik hizmeti ve kadın işçiler için yeni evlenmiş olmak iş akdini feshetmek için geçerli sebeplerdir ve bu kişiler kıdem tazminatı alabilir.

İhbar tazminatı: İhbar tazminatı hem işçiyi hem de işvereni ilgilendiren bir durumdur ve işçiye işi bırakmadan belli bir süre önce; işverene de işçiyi işten çıkartmadan belli bir süre önce haber verme sorumluluğu getirir. Bu sorumluluğa uyulmadığı takdirde karşı taraf zarara uğratılmış sayılır ve ihbar tazminatı hakkı doğmaktadır. İşten ayrılmanın ya da işten çıkarmanın ne kadar süre önceden karşı tarafa bildirilmesi gerektiği işin ne süredir yapıldığına bağlanmıştır.

İş arama hakkı da işçi hakları arasında yer almaktadır ve işçiyi işten çıkaran işveren işçiye işten çıkarıldığını bildirten sonra iş arama izni vermek zorundadır. Bu iş arama izni iş saatleri içerisindedir ve herhangi bir ücret kesintisi yapılamaz.

Fazla mesai ücreti: Genel anlamıyla normal çalışma süresini aşan mesai fazla mesaidir. Fazla mesai de temel işçi hakları arasında yer alan fazla mesai ücretini beraberinde getirir. Fazla mesai ücretinin ne kadar olacağı ise işçinin ücretine bağlıdır. Fazla mesai ücreti işçinin normal çalışma ücretinin iki katı olarak hesaplanmaktadır. Burada şunu da belirtmemiz gerekmektedir ki işçi yaptığı fazla mesainin karşılığı olarak fazladan dinlenme talep etme hakkına da sahiptir.

Fazla mesai konusunda belirtmemiz gereken en önemli nokta da eğer toplu iş sözleşmesinde aksi bir madde yok ise işverenin talep etmesi durumunda işçinin fazla mesai yapmak zorunda olduğudur.

Yıllık ücretli izin: Dinlenmek işçi hakları kapsamında bir haktır ve işçilerin kanunla belirtildiği şekilde ve sürelerde dinlenme hakkı bulunmaktadır. Bu doğrultuda yıllık, haftalık ve gün içi dinlenme işçi hakları kapsamındadır. Aynı işyerinde bir yılı tamamlamış işçinin yıllık ücretli izin hakkı bulunmaktadır. Yıllık ücretli izin hakkı işin ne süredir yapıldığına bağlıdır. İşçi hakları kapsamında yıllık izin süresi bitimine müteakip 4 gün ücretsiz izin hakkı da bulunmaktadır.

İşçi hakları arasında önemli bir yer tutan yıllık ücretli izin hakkının kullandırılmaması durumunda bu süreye denk gelen ücret dava açmak suretiyle talep edebilir.

Hafta tatili: İşçi hakları kapsamında işçilerin en az haftada bir gün ücretli izin hakkı bulunmaktadır. Yani işverenin işçiye haftada en az bir gün dinlenme hakkı verilmesi yasal olarak zorunludur.

Ara dinlenmesi: İşçiye gün içerisinde dinlenmesi için süre tanınması da işçi hakları arasındadır. İşyerinde ara dinlenme süreleri, günlük çalışma saatine bağlı olarak belirlenir. Ancak bu süreler mesai süresine dahil edilmez.

Resmi tatiller ve bayram tatilleri: İşçinin resmi tatiller il bayram günlerinde tatil yapma hakkı işçi hakları dahilindedir. Bu günlerde çalışan işçi misli ile birlikte ücret talep etme hakkına sahiptir.

Maddi-manevi zararların tanzimi: İş süresince işçinin başına gelebilecek kazalar için işçinin maddi manevi tazminat talep etme hakkı da işçi hakları kapsamında düzenlenmiştir. İşçi, iş kazası sonucunda ortaya çıkan maddi zararlarının giderilmesini talep edebilir. Tedavi giderleri, işçinin çalışamayacağı süre boyunca yaşayacağı ekonomik kayıplar, kaza sonucu meydana gelen iş gücü kaybı talep edilebilir. Kaza sonucu işçinin ölümü halinde de işçinin varisleri tarafından cenaze masrafları, ölümünden önceki tedavi giderleri ve ölüm dolayısıyla yaşanacak gelir kaybı talep edilebilmektedir. Öte yandan işçinin manevi tazminat davası açma hakkı da bulunmaktadır. İşçi kaza sonucu yaşadığı acı ve psikolojik sıkıntılar için, eğer işçi ölmüş ise yakınları, yaşadıkları üzüntü için manevi tazminat davası açabilir.

İşe iade hakkı: İşçi hakları haksız bir nedenle işten çıkarılan işçinin işe iadesini de içermektedir. Haklı bir sebep olmaksızın işten çıkarılan işçi işe geri alınması talebiyle dava açabilir. İlgili mahkeme durumu değerlendirerek kararını verir ve işçiyi haklı bulması durumunda belli bir süre içerisinde işçinin yeniden işe alınmasını emreder. Aksi durumunda işçinin zararını ortadan kaldıracak bir para ödenmesine karar verilir.

İşçi hakları konusunu genel hatları ile bu şekilde ele aldıktan sonra işçi hakları ile ilgili olarak şu unsurun altını çizmekte fayda bulunmaktadır ki; bazı durumlarda işverenlerin işçilere yönelik haklı olmayan uygulamaları ve tutumları olabilmektedir. Kanuni olarak işveren işçi hakları dışında, yani işçinin haklarını gasp edecek şekilde davranışlarda bulunamaz. Buna iş ile ilgili ‘esaslı değişiklikler’ de dahildir. Şöyle ki İş Kanunu’na göre iş ile ilgili esaslı değişiklikler işçiye yazılı olarak bildirmek zorundadır. İşçi bu değişiklikleri kabul etmediği durumda bu değişiklikler işçiyi bağlamaz. Daha basit bir ifade ile işçinin rıza olmaksızın iş ile ilgili olarak bir takım değişiklikler yapılamaz.

-Öncelikle bu konuda şunu söylemeliyiz ki kötü niyetli uygulamaların tamamı işçi hakları düzenlemelerine aykırıdır ve iş akdini haklı fesih sebebidir. Örneğin kötü niyetli olarak işçinin statüsünün düşürülmesi bu kapsamdadır. Bir yerde müdür olarak çalışan bir kişi, eğer iş performansa bağlı değilse daha düşük bir kademede görevlendirilemez.

-Benzer şekilde işyeri içerisinde işin şekli de değiştirilemez. Örneğin bir işyerinde masa başı olarak çalışan bir işçi temizlik işine verilemez.

-Şirketin başka işyerleri de bulunuyorsa işçinin onayı olmaksızın bunlar arasında geçiş yapılması da işçi hakları düzenlemelerine uygun değildir.

-İşveren işçinin rızası olmaksızın işçiyi başka bir ilde görevlendiremez. Bu durum iş sözleşmesinde belirtilmiş olsa dahi eğer kötü niyet içeriyorsa, yani işçiyi yıldırma ya da psikolojik baskı uygulama amacıyla yapılıyorsa işçi hakları ihlali olarak değirlendirilebilir ve işçi iş akdini haklı olarak feshedebilir.

-Bir işyerinde yemek, yol gibi imkanlar bulunuyorsa işverenin bunları tek taraflı olarak, yani işçinin rızası olmadan kaldırma hakkı yoktur.

-İşveren işçinin rızası olmaksızın maaşını indiremez, prim ve ikramiyelerini kesemez.

-Ücretsiz izin hakkı işçi hakları kapsamındadır. Ancak işveren tek taraflı olarak işçiyi ücretsiz izne gönderemez ve bu yönde baskı yapamaz.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bu gibi durumlar karşısında işçi işverenden bu kararı yazılı olarak vermesini talep etmelidir. Ancak işverenler genellikle bu tür kararları yazılı olarak değil sözlü olarak vermektedir. İşçi böyle bir durumda 6 gün içerisinde noter kanalı ile bu kararı kabul etmediğini işverene bildirmelidir. Aksi halde işler oldu-bittiye getirilebilmektedir.

Özetle ilgili kanunlar işçi hakları konusunda düzenlemeler içermektedir yani işçi hakları kanunlarla garanti altına alınmıştır. Burada işçi hakları konusunda bilgili olmalıdır. Öyle ki ülkemizde işçi hakları ihlalleri sık sık söz konusu olabilmektedir. İşçi hakları ihlalleri işçilerin hem maddi hem manevi anlamda sıkıntıya düşmelerine ve mağdur olmalarına neden olabilmektedir. Ülkemizde sıkça yaşanan işçi hakları ihlalleri arasında maaşların zamanında yatırılmaması, asgari ücretin üzerinde bir maaşla çalışan işçinin sigorta priminin asgari ücret üzerinden ödenmesi, işyerinde uygulanan baskılar, en önemli işçi hakları arasında yer alan kıdem tazminatı konusunda yaşanan sorunlar sayılabilir. Bu nedenle yukarı da belirttiğimiz gibi işçi hakları işçiler tarafından iyi bilinmeli ve işçi hakları konusunda tavizkar davranılmamalıdır.

İşçi Hakları Mahkemesi

İşçi hakları konusunda yaşanan haksızlıklar ve bunlara sessiz kalınması ileriye dönük olarak daha büyük sorunları da beraberinde getirmektedir. İşçi hakları konusunda yaşanabilecek sorunlarda haksızlığa uğrayan işçi iş hukuku konusunda uzman avukatlardan yardım alabilir ve işçi hakları için mahkeme yoluna gidebilir. İşçi hakları konusunda uzman avukatlar hem yol gösterici olma anlamında hem de açılacak davalarda işçi haklarının en iyi şekilde savunulması noktasında işçilere yardımcı olacaktır.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner – Kahramanmaraş Barosu Avukatı | GSM: 0544 488 72 77
Ofis Adresi: İsmetpaşa Mh. Milli egemenlik cd. Emek Apt. No:19 Kat:3/65 Dulkadiroğlu / Kahramanmaraş

Yurt dışındanki boşanmanın Türkiye’de tanınması
Tanıma Tenfiz Davası Türkiye de açılıp kabul edilmeden yabancı bir ülkede verilen boşanma kararı geçerli olmaz. Her ne kadar Yabancı ülkede boşanma davası sonuçlansa da Türkiye de boşanma işlemi nüfusa işlenmez ve medeni hal durumu kayıtlarda evli olarak devam eder. Vatandaşlarımız bunun genellikle farkında olmayıp; ancak yeni bir evlilik aşamasında Türkiye’de evli olduklarını görünce fark edebilmektedir.

Boşanma ile ilgili Tanıma Tenfiz Davası kısaca açıklanmak gerekirse; Yabancı ülkede boşanan Türk Vatandaşı, bu boşanma davası sonucunun geçerli olması için Türkiye’de Tanıma Tenfiz Davası açmak zorundadır. Bu dava ayrıca bir boşanma davası olmayıp yalnızca alınan kararın Türkiye’de geçerli sayılması işlemi içindir. Bu sebeple tarafların mahkemeye gelme zorunluluğu bulunmamakta, boşanan eşler tekrar karşı karşıya gelmemektedir.

Tanıma Tenfiz Davası Bilgi ve İşlemleri
Tanıma Tenfiz Davası açarak Yurtdışında gerçekleştirdikleri boşanmanın Türkiye de geçerli sayılması ve de Nüfus kayıtlarına geçmesini isteyen vatandaşlarımız, +90 544 488 72 77 Mobil Telefondan mevcut WhatsApp uygulaması ile yada iletişim formu ile büromuzdan görüş alabilirler. Tanıma ve Tenfiz davasının avukat ile takibi Tanıma Tenfiz yetkisi içeren vekalet verildiğinde kabul edilmektedir. Tanıma Tenfiz Davası için Türkiye ye gelme zorunluluğu bulunmamakta, taraflar mahkeme duruşmasına katılmamaktadır.
Tanıma Tenfiz Davası eşlerden birinin Türkiye’de ikameti yok ise Ankara, İzmir ve İstanbul Aile Mahkemelerinde açılmalıdır. Yurt dışında yaşayan yabancıların birçoğunun Türkiye ikametleri bulunmamaktadır. Bu yüzden Tanıma Tenfiz Davası bu illerde açılabilmektedir. Ayrıca tanıma tenfiz davası işleminin en hızlı şekilde gerçekleşebilmesi için her iki tarafın da avukatının olması en kısa bir zamanda boşanmaya ilişkin işlemlerin gerçekleşmesini sağlayacaktır.
Tanıma Tenfiz Davası Genel Açıklamalar
Tanıma Tenfiz Davası ile ilgili aşağıda detaylı bilgi verilmiş olmakla birlikte özetle söylemek gerekirse, boşanma kararını veren yabancı makam bir mahkeme olmalıdır. Almanya, İngiltere, Avusturalya, Avusturya, İsveç, İsviçre, Holanda, Fransa, gibi birçok Avrupa ülkesinde Boşanma Kararı Mahkemelerce verilmektedir. Ayrıca yine Kanada, Amerika gibi bir çok ülkede de kararlar mahkeme tarafından verilmektedir. Bazı ülkelerde belediyeler vb. birimler tarafından verilen boşanma kararları Türkiye’de Tanıma Tenfiz işlemine konu olamamaktadır. Kısacası boşanmaya ilişkin tanıma tenfiz davası için kararı veren birimin Mahkeme olması yeterlidir. Bunların yanı sıra tanıma tenfiz davası açılabilmesi için Lahey Sözleşmesi gereği (Taraf Ülkeleri bağlamaktadır) Kararın apostil belgesi olmalı ve boşanma kararı kesinleşmiş olup bu kesinleşme durumu kararda ya da ayrı bir belgede yazılı olmalıdır. Ayrı belgede yazılı ise bu belgenin de apostili olmalıdır. Avustuya için özel anlaşma gereği apostil tastiği aranmasa da süre kaybı yaşanmaması açısından apostil tastik ettirmesi faydalı olacaktır. Tüm bu belge asılları ile birlikte, boşanma kararının ve diğer belgelerin yeminli tercüman tarafından çevirisi yapılmalı ve bu çeviri belgeleri de konsoloslukça tasdik edilmelidir. Bu çeviri işlemleri yabancı ülkede yapılabileceği gibi Türkiye de de yapılabilir. Ardından açılacak dava ile boşanmaya ilişkin tanıma tenfiz kararının alınması, boşanmanın nüfusa işlenmesi için yeterlidir.

Tanıma Tenfiz Davası Şartları
Yabancı Mahkeme tarafından verilmiş bir mahkeme kararının kararının aslı,
Verilen bu kararın kesinleşme şerhi (yazısı) ve apostil yazısı,
Yabancı Mahkeme Kararının tamamının yeminli tercüman tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş ve konsolosluk tarafından tasdik edilmiş onaylı sureti Vekaletname.
Almanya daki Boşanmanın Türkiye’de Tanıma ve Tenfiz Davası İşlemleri
Almanya’daki Boşanmaya ilişkin Türkiye’de Tanıma Tenfiz davası açılması için yukarıda anlatılan işlemlerin yapılması gerekmektedir. Lahey Sözleşmesini imzalamış olan Almanya’da gerçekleşen boşanmanın Tanıma Tenfiz Davası işlemleri için Boşanma Kararının aslı, Apostil şerhi ve Türkçe tercümesi ile vekaletnameler gerekmektedir.

Tanıma Tenfiz Davası Ücreti
Tanıma Tenfiz Davası Ücreti her yıl harçlar kanununda ve Avukatlık Ücret Tarifesinde yapılan değişiklikler ve Posta Masraflarında yapılan düzenlemelere göre değişkenlik göstermektedir. Türkiye de Boşanma Davası Avukatlık Ücreti ise yapılacak işlemlere göre değişkenlik göstermektedir. Bu sebeple Türkiye’de Boşanma Davası, Tanıma Tenfiz Avukat Ücreti için Yurtdışında yaşayan kişilerin sitede yer alan iletişim formunu kullanarak yada Telefon ile bilgi almaları gerekmektedir. Ayrıca bu konularda Yurdışında Türk Boşanma Avukatları da kişilere yardımcı olabilmektedir.

Lahey Sözleşmesi Taraf Ülkeler

ABD, Dominik, İzlanda, Panama, Almanya, Ekvador, Japonya, Polonya, Andora, El Salvador, Karadağ, Portekiz, Antigua, Ermenistan, Kazakistan, Romanya, Arjantin, Estonya, Kolombiya, Rusya Federasyonu, Arnavutluk, Fiji, Kuzey İrlanda, Saint Kitts ve Nevis, Avustralya, Finlandiya, Lesotho Saint Lucia, Avusturya, Fransa, Letonya Saint Vincent, Azerbaycan, Grenada, Liberya, Samoa, Bahamalar, Grenadines, Lihtenştayn, San Marino, Barbados, Güney Afrika, Litvanya, Seyşeller, Barbuda, Güney Kore, Lüksemburg, Sırbistan, Belarus, Gürcistan, Macaristan, Slovakya, Belçika, Hırvatistan, Makedonya, Slovenya, Belize, Hindistan, Malavi, Surinam, Birleşik Krallık (İngiltere), Hollanda, Malta, Svaziland, Bosna-Hersek, Honduras, Marshall Adaları, Tonga, Bostvana, Hong Kong, Makou, Mauritius, Trinidad ve Tobago, Brunei Sultanlığı, İrlanda, Meksika, Türkiye, Bulgaristan, İspanya, Moldova, Ukrayna, Cook Adaları, İsrail, Monako, Venezuela, Çek Cumhuriyeti, İsveç, Namibya, Yeni Zelanda, Çin Halk Cumhuriyeti, İsviçre, Niue, Yunanistan.

Tanıma Tenfiz davası için büromuz ile iletişime geçebilirsiniz: 0090 544 488 7277 (whatsApp)

Kahramanmaraş barosu Avukatı Fatmanur Toprak Saygıner
Ofis Adresi: İsmetpaşa Mh. Milli egemenlik cd. Emek Apt. No:19 Kat:3/65 Dulkadiroğlu / Kahramanmaraş

Türk Ceza Kanununun ilgili maddesinde hangi hallerin davayı zamanaşımına uğratacağı belirtilmiştir.

Buna göre ;

Dava Zamanaşımı

Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi beş yıl,

c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda on beş yıl,

e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer.

Fiili işlediği sırada on iki yaşını doldurmuş olup da on beş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; on beş yaşını doldurmuş olup da on sekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.

Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.

Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun Kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.

Aynı fiilden dolayı her ne suretle olursa olsun tekrar yargılanması gereken hükümlünün, sonradan yargılanan suça ait üçüncü fıkrada yazılı esasa göre belirlenecek zamanaşımı göz önünde bulundurulur. (Değişik 5. fıkra: 5377 – 29.6.2005 / m.8) (5) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar.

Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.

Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.

Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi

Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya Kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.

Bir suçla ilgili olarak;

a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,

b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,

c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,

d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, dava zamanaşımı kesilir.

Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.

Devam eden davanızda koşulların oluşup oluşmadığının tespiti oldukça önemlidir. Bunun için bir ceza avukatından yardım alabilir ve koşulların oluşması durumunda gerekli işlemleri bizzat bir ceza avukatı vasıtası ile başlatabilirsiniz.

Fatmanur Toprak Saygıner | K.Maraş Avukat

Yurt dışında gerçekleşen boşanmalar tanıma tenfiz davası sonucunda ile Türkiye’de geçerli hale gelir. Bunun için tarafların konusunda uzmanlaşmış  iyi bir avukat ‘a ihtiyacı olacaktır.

TANIMA TENFİZ DAVASI İÇİN TÜRKİYE’YE GELMEM GEREKİR Mİ? TÜRKİYE’YE GELMEDEN BU DAVAYI AÇABİLİR MİYİM?
En sık karşılaştığı sorulardan biridir. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları işleri gereği sürekli Türkiye’ye gelip gitmekte sıkıntı yaşamaktadırlar. Tanıma tenfiz davası açmak için Türkiye’de bu konuda uzman bir avukata vekaletname verirseniz Türkiye’ye gelmeden bu davayı neticelendirmiş olursunuz. Boşanmanın tanınması ve tenfizi konusunda uzman danışmanlarımızdan ve avukatlarımızdan gerekli yardımı almak için iletişim butonunda yer alan mail adresine mail gönderebilir veya telefonla arayabilirsiniz. Tekrar etmek gerekirse boşanmanın tanınması ve tenfizi konusunda uzman bir avukata vekaletname verirseniz dava nedeniyle Türkiye’ye gelmeniz gerek yoktur

TÜRK VATANDAŞLIĞINDAN ÇIKIP BAŞKA ÜLKE VATANDAŞLIĞINA GEÇECEĞİM. YİNE DE TANIMA TENFİZ DAVASI AÇMAM GEREKİR Mİ?
Burada karşılaştığımız sorulardan biri de vatandaşlıktan çıkma durumudur. Burada her ülkeye göre farklı kurallar mevcuttur. Örneğin TC vatandaşlığından çıkıp Alman vatandaşlığına geçip yeniden evlenmek istediğinizde Alman makamları evliliğe uygun olup olmadığınızı Türk makamlarına sormaktadır. Bu nedenle en sağlıklı yöntem boşanmanın tanınması ve tenfizi açarak bu yükten kurtulmanızdır.

BU DAVA NE KADAR SÜREDE SONUÇLANIR?
Süre konusunda size net bilgi verebilmemiz için boşandığınız eşinizin kendisini Türkiye’de bir avukatla temsil edip etmeme durumunu bilmemiz gerekir. Boşandığınız eşiniz davayı bizzat takip eder veya Türkiye’de bir avukatla kendini temsil ettirirse 1-2 ay içerisinde boşanmanın tanınması ve tenfizi işlemi neticelenir. Ancak boşandığınız eşiniz davaları bizzat takip etmez veya bir avukat tutmazsa yurt dışına gönderilecek tebligatlardan dolayı süre yaklaşık 6-8 ay çıkmaktadır. Bu nedenle en sağlıklı ve doğru yöntem boşandığınız eşinizin de kendisini Türkiye’de bir avukatla temsil ettirmesidir.

DAVAYI AÇMAK İÇİN HANGİ EVRAKLARI TOPLAMALIYIM?
Boşanma tanınması ve tenfizi davasını açmak ve neticelendirmek için bir kısım evrakları toparlamanız gerekmektedir. Bu evraklar;

Yurtdışında boşandığınız mahkeme kararının aslı veya kararı veren mahkeme tarafından onaylanmış örneği (evrak üzerinde kesinlikle resmi makam tarafından vurulmuş ıslak imza veya mühür bulunmalıdır.)
Alınan boşanma kararının kesinleştiğinin gösterir ibare (evrak üzerinde bu mahkeme kararı şu tarihte kesinleşmiştir veya arşivlenmiştir şeklinde bir ibare bulunmalıdır.)
Boşanma kararına eklenecek Apostille Şerhi (kararı veren mahkeme veya yetkili noter tarafından evrakın önüne veya arkasına eklenecek bir mühür veya bilgi notu. Uluslararası anlaşmalar gereğince bazı ülkelerden apostille şerhi istenmez. Ayrıntılı bilgi için lütfen tıklayınız.)
Alınan mahkeme kararının yeminli bir tercüman veya Türk konsolosluğu aracılığıyla Türkçe’ye çevrilmesi ve onaylanması gerekmektedir.
Avukat aracılığıyla yürütülecek işlemlerden konsolosluktan alınacak resmi boşanma vekaletnamesi. Resimli ve içeriğinde “yurtdışında verilmiş mahkeme kararlarının tanınması ve tenfiz davası açmaya yetkili” ibaresi mutlaka bulunmalıdır.

Tanıma tenfiz davanız konusunda uzman bir avukat ile yürütülürse, bu süreç sıkıntısız ve minimum zamanda tamamlanır.
Av. Fatmanur Toprak Saygıner| Kahramanmaraş Avukat

Fazla çalışmamızla ilgili mesai ücretiniz ödenmiyor, ne yapabilirsiniz?

İşçilerin İş Kanunu’nda belirtilen haftalık çalışma süresinin üstünde çalıştırılması ve bu çalışmaya mukabil hak edilen ücretin ödenmemesi genel bir sorundur. Okurumuzun sorusu çerçevesinde fazla çalışmayı izah edelim.

İş Kanunu’na göre Türkiye’de haftalık normal çalışma süresi 45 saat olarak uygulanıyor. Bu sürenin, günde 11 saati aşmamak koşulu ile işyerinde haftanın çalışılan günlerine farklı bir şekilde dağıtılabileceği kabul edilmiştir. Ancak uygulamadaki dağılımı haftanın 6 günü çalışma prensibi üzerinden, günde 7.5 saat çalışma üzerinedir. Bunu aşan süreler fazla çalışma ya da fazla mesai olarak adlandırılır. Buna göre Ramazan Bey’in belirttiği günlük 7.5 saatin üstündeki çalışma süreleri, fazla çalışma süresi sayılacaktır. Eğer işyerinde haftada 5 günlük çalışma süresi varsa, işçilerin günde 9 saat çalışması ve bunun üstünde en fazla 2 saat fazla çalışması olur. Yine fazla çalışma sürelerinin toplamı bir yılda 270 saatten fazla olamayacaktır. Fazla çalışmada ise yarım saatten az çalışmada yarım saat, yarım saati aşan çalışmada bir saat olarak sayılır.

Fazla çalışma için yazılı izin: Fazla saatlerde çalışmak için işçinin yazılı onayının alınması gerekir. Fazla çalışma ihtiyacı olan işverence bu onay her yıl başında işçilerden yazılı olarak alınır ve işçi özlük dosyasında saklanır.(İş K. 41/7 yön 9) Ayrıca işveren, fazla çalışma yaptırdığı işçilerin çalışma saatleri gösteren bir belge düzenlemek, imzalı bir suretini işçinin özlük dosyasında saklamak zorundadır. Fazla çalışma ücretleri normal çalışma ücretleri ile birlikte ödemek zorundadır. İşveren, normal ücrette olduğu gibi fazla mesai ücretlerini de 20 gün içinde ödemek zorundadır.

Fazla çalışma yapıldığı halde karşılığında ödenmesi gereken ücretin işçiye ödenmemesi durumunda işçi ya Çalışma ve İşkur müdürlüklerine işverenini şikayet etmeli ya da bu konuyla ilgili İş Mahkemesi’nde dava açmalıdır. Bu süreci işin ehli bir avukat ile sürdürülmesi çok önemlidir.

Fazla mesainin ispatı…

Gerek şikayette gerekse dava açılmasında işçi, fazla çalışma sürelerini ispat edici belge ve bilgiler sunmalı. İşçinin ücret bordrolarında fazla çalışma sütunu bulunduğu halde bu sütunun boş bırakılması, işçinin fazla mesai yapmadığının kanıtı değildir. İşçi böyle bir bordroyu imzalamış olsa dahi fazla mesai hakkından vazgeçmesi söz konusu değildir. Buna karşılık, işçinin bordrosunda açıkça fazla çalışma yapılmadığı belli olan veya bir kısım işçilerin fazla çalışma ücretine hak kazandıkları yazılı bulunan kendisi fazla mesai yaptığı halde bordrolarında ücret tahakkuk ettirilmediğini gören işçi, bordroyu “ihtirazi kayıt” ileri sürerek imzalamak zorundadır. Bunun gibi, fazla çalışma yapılıp ücretinin alındığı bazı aylarda ise fazla çalışmanın yapılmadığı görülüyorsa, ihtirazi kayıt koymayarak bordroyu imzalayan işçinin artık fazla mesai ücreti talep etmesi söz konusu olamaz. İşçi bu durumda fazla çalışma ücreti talep ettiği takdirde iddiasını yazılı delil ile kanıtlamak zorundadır. Aksi halde mahkeme işçinin fazla mesai taleplerini kabul etmeyecektir. Kısacası işçinin bordrosunda fazla çalışma ücreti yoksa ve işçinin fazla çalışması da söz konusu ise işçi bu çalışmasını tanıkla ispatlayabilir. Bu şekilde işçinin tanıkla fazla mesai ücretinin ispatı söz konusu olduğunda, işveren işçinin fazla mesai yapmadığını değil, fazla mesai ücretlerini işçiye ödediğini yazılı belge ile ispatlamak zorundadır.

Fazla çalışma ücretlerinde zaman aşımı süresi 5 yıldır. Bu ücretlere de bankaların mevduata uyguladığı en yüksek faiz oranı uygulanır. İşçi, işverence fazla çalışma ücreti ödenmediği takdirde iş akdini haklı nedenle feshedebilir. Bu durumda işçi, kıdem tazminatına hak kazanır fakat ihbar tazminatına hak kazanamaz.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner/ Avukat K.Maraş

Boşanmak istiyorum ama çocuk kimde kalacak? Ne kadar nafaka ödenecek? Velayet hakkı nasıl durumlarda doğar?

Boşanmanın en zorlu aşamalarından biri velayet konusu. Taraflar arasında anlaşmazlık halinde bu karar yargıya kalıyor. Velayet konusunda bilinmeyen, kafa karıştıcı noktaları aşağıda bulabilirsiniz.

Velayet nedir?
Velayet, küçüklerin (reşit olmayan) ve bazı durumlarda kısıtlı çocukların kişiliklerinin ya da mallarının korunması ve onların temsil edilmesi konusunda kanunun anne ve babaya yüklediği ödevler ve bu ödevlerin gereği olan hakların tümünü ifade eder. Tabii ki velayette önemli olan çocuğun menfaatidir. Kısaca velayet terimini “koruma-bakma” olarak nitelendirmek mümkündür.

Velayet hakkının kaldırılması neye bağlıdır?
Öncelikle velayetin bir hak olduğu kadar aynı zamanda bir yetki olduğundan bahsetmek gerekir. Velayet hakkı bunu kullananın değil aslında çocuğun yararına bir haktır. Bu sebeple velayete bir yetki olarak bakmak daha doğru olacaktır kanımca.

Velayetin kaldırılması dediğimizde ise durumu ana baba evliyse velayetin kaldırılması ve evlilik dışı çocuğun velayetinin kaldırılması olarak iki açıdan değerlendirmek gerekir.

Velâyetin kaldırılması ana baba ile çocuk arasındaki bağı önemli ölçüde etkilediği için, soyut iddialarla velâyetin kaldırılmasına karar verilmemesi gerekmektedir. Velayetin ana babadan alınması ağır bir önlem olduğundan kaldırılması koşulları Medeni Kanun’da sınırlı olarak sayılmıştır. Bu koşullar iki grup şeklinde belirlenmiştir. Bunlardan biri, velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesidir ki bu başlığın altında ana babanın deneyimsizliği, ana veya babanın hastalığı ya da özürlü olması, ana ve babanın başka bir yerde bulunması gibi sebepler sıralanmaktadır. Diğer grup ise ana ve babanın çocuğa yeterli ilgi göstermemesidir. Bunlar dışındaki sebeplerle de velayet hakkı kaldırılabilir. Örneğin, mahkum olma nedeniyle velayet hakkının kaldırılması gibi.

Anne ne gibi durumlarda çocuğun velayetini alamaz?
Küçük çocuklar anne ilgisine muhtaç olduklarından boşanma durumunda velayet hakkı 0 ile 6 yaş arasında genellikle anneye verilir. Mahkemelerin değerlendireceği husus çocuğun yararıdır. Çocuk aklen ve bedenen annenin yaşadığı ortamda korunuyor, her türlü ihtiyacı görülüyor ve huzur içinde ise annenin velayet hakkı alınmaz. Tabii hakim bazı durumlarda vasi atama ya da velayeti babaya verme yönünde karar verebilir. Örneğin, anne küçükse veya (zihinsel ve fiziksel olarak) kısıtlı ise velayet hakkının alınması söz konusu olabilecektir.

Hamile bir kadının boşanması halinde bebek doğduktan sonra emzirme süresi de geçtikten sonra velayet hakkı tartışılabilir mi?
Velayet konusunda karar verilirken dikkat edilmesi gereken en önemli faktör çocuğun menfaatidir. Yeni doğmuş bir çocuk emzirme süresi geçse bile anne ilgisine muhtaç olacaktır. Gelişim psikolojisine göre çocuğun gelişimi dört döneme ayrılmaktadır. 0-3 yaş grubu, 3-6 yaş grubu, 6-13 yaş grubu ve 13-17 yaş grubu. 6-13 yaş grubuna kadarki dönemde çocuk anne ilgisine daha çok muhtaç olduğundan velayet hakkı anneye verilmelidir. Bu yaş grubundaki çocuklarda velayet tartışmasında annenin yaşantısının da hiçbir önemi yoktur. Dolayısıyla annenin küçük ya da kısıtlı olması gibi durumlar söz konusu değilse ve çocuğun her türlü ihtiyaçları annenin yanında karşılanıyorsa velayet hakkının annede kalması en doğru karar olacaktır.

Anne ve babanın boşanması halinde velayetin birlikte kullanılmasına karar verilebilir mi?
Batı hukuklarında artık standart hale gelmiş olmasına rağmen Türk hukukunda velayetin birlikte kullanılması mümkün değildir. Medeni Kanun’umuzun açık düzenlemesine göre boşanma halinde velayetin birlikte kullanılmasına karar verilemez. Anlaşmalı boşanma davası bile olsa, bu davaların velayetin kullanılması konusunda diğer boşanma sebeplerine göre farklı bir özelliği bulunmadığı için velayetin eşlerden birine verilmesi kuralı burada da değişiklik arz etmeyecektir.

Babanın çocuğa bakma yaşı ne kadar bir süreyi kapsıyor?
Velayet, çocukların bakım, eğitim, öğretim ve korunması ile temsil görevlerimi kapsamaktadır. Ana ve babanın bakım borcu çocuğun ergin (reşit) olmasına kadar devam eder. Ancak Yargıtay’ın çocuk ergin olduğu halde eğitiminin devam etmesi halinde ana ve babanın, durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde eğitimi sona erinceye kadar, çocuğa bakmakla yükümlü olduklarına dair kararları mevcuttur.

Annenin gelirinin yüksek olması durumunda eğer velayet babaya verilirse nafaka neye göre hesaplanıyor?
Boşanma durumunda velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Bu nafakaya “iştirak nafakası” denmektedir. Miktarını ana baba aralarında yapacakları bir anlaşma ile tespit edebilirler. Böyle bir anlaşma söz konusu değilse ana babanın geliri ciddi bir şekilde araştırılmalıdır. Bu anlamda, velayet babaya verilirse ve annenin geliri babanın gelirinden oldukça yüksekse, anne geliri oranında nafaka verecektir. Çocuğun velayetinin bir tarafa verilmesi durumunda sadece nafaka yükümlüsü olan tarafın değil, velayetin verildiği tarafın da katkıda bulunması gerektiği gözden kaçırılmamalıdır. Ülke ve dünya gerçekleri bir yana bırakılmadan aşırılığa kaçmadan doğru, makul ve gerçekçi sınırlar içinde kalınması zorunludur. Yani giderler abartılmamalıdır.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner / Maraş Avukat

Nafaka Nedir?
Nafaka, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak isteyebileceği ödemeye verilen isimdir. Yoksulluğa düşecek eşe nafaka bağlanmasında nafaka yükümlüsünün kusurlu olup olmadığına bakılmaz.Ancak nafaka alacak eşin boşanmaya yol açan olaylarda kusurunun daha ağır olmaması gerekir.

Nafaka Çeşitleri Nelerdir?

Tedbir nafakası, yoksulluk nafakası, iştirak nafakası ve yardım nafakası olmak üzere dört çeşit nafaka vardır.

Tedbir Nafakası Nedir?

Boşanma davasının açılmasıyla dosya önüne gelen hakim bazı konularda re’sen karar almak zorundadır. Bu konulardan bir tanesi de eşlerin geçiminin nasıl sürdürüleceğidir. Boşanma davasının açılmasından sonra, boşanma davası süresince geçimi için ihtiyaç duyacak eşe diğer eşin ödemesine mahkemece karar verilen nafaka çeşidine tedbir nafakası adı verilir. Tedbir nafakası, boşanma davasında verilecek boşanma kararının kesinleşmesine kadar devam eder. Tedbir nafakası, mahkeme tarafından ara kararı ile verilir, bu nafaka ödenmezse icra dairesi aracılığıyla tahsil edilir. Tedbir nafakasının verilmesi açısından kadın-erkek arasında fark bulunmamaktadır, ihtiyaç duyması halinde erkek lehine de tedbir nafakası verilebilir. Diğer yandan tedbir nafakasının hükmedilmesi sırasında ihtiyaç duyan eşin kusur durumu araştırılmaz, yani tedbir nafakası aldatan vb. eşe de dava süresince verilebilir.

Yoksulluk Nafakası Nedir?

Yoksulluk nafakası, boşanma kararı ile birlikte ihtiyaç duyan eş lehine diğer eşin ödemesine hükmedilen ödemedir. Bu nafakanın eş lehine hükmedilmesi için nafaka bağlanacak eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması gerekir.

İştirak Nafakası Nedir?

İştirak nafakası, boşanma davasında verilen boşanma kararı ile, müşterek çocuğun velayeti kendisine bırakılmayan eşin, velayet bırakılan eşe, müşterek çocuğun bakımı, eğitimi vb. giderleri için ödemesi gereken para olarak tarif edilmektedir. Öğretide iştirak nafakasına çocuk bakım nafakası adı da verilmektedir. İştirak nafakası, açılan davada hakimin tedbiren karar vermesi ile başlar çocuğun ergin olmasına yani 18 yaşına kadar sürer.

Yardım Nafakası Nedir?

Yardım nafakası, Türk Medeni Kanunu’nun 364 ve devamı maddelerine göre yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek yakın akrabaların geçinmesi için gerekli yardım talebidir. 18 yaşını doldurmuş üniversite eğitimine devam eden ergin çocuk da yardım nafakası adı verilen bu nafakayı alabilir.

Nafaka Miktarı Nasıl Belirlenir?

Nafaka miktarının belirlenmesi boşanma davasına bakan hakimin takdir yetkisindedir. Hakim nafaka miktarını belirlerken tarafların ve müşterek çocukların sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını göz önünde tutar.

Nafakanın Artırılması ve Kaldırılması?

Hakim tarafından belirlenmiş nafaka, kararda belirtilmiş bir oran varsa bu orana göre artırılarak uygulanır. Kararda böyle bir oranın bulunması halinde dahi durumların değişmiş olması halinde nafakanın artırılmasına, azaltılmasına ve kaldırılmasına da karar verilebilir. Bu taleplerin sonuç doğurabilmesi için yine mahkemeye başvurmak ve bu konuda karar almak gerekir.

Nafakanın Ödenmemesi Halinde Ne Olur?

Nafakanın ödenmeme cezası İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesine göre üç aya kadar tazyik hapsidir. Bu tazyik hapsinin uygulanmaya başlanmasından sonra nafaka borçlusu borcunu öderse, borçlu tahliye edilir.

Nafakayı ödemeyen borçlu, nafakanın kaldırılması veya nafakanın azaltılması davalarını da açabilir. Bu davalarda ileri sürdüğü sebepler gözönünde bulundurularak verilen tazyik hapsinin uygulanması açılan bu nafakanın kaldırılması veya nafakanın azaltılması davalarının sonuna bırakılabilir.

Nafakanın ödenmemesi halinde nafaka borçlusunun karşılaşacağı diğer bir durum da icra takibidir. Nafaka alacağı İcra İflas Kanunu’nun 206. maddesine göre birinci sıradaki alacak niteliğinde kabul edilmiştir.

Nafaka Borcu Nedeniyle Emekli Maaşı Haczedilebilir mi?

Emekli maaşının haczedilebilmesi için 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93. Maddesine göre kural olarak borçlunun muvafakati gerekir. Ancak bu kuralın istisnası nafaka borçlarıdır. Yani bu hükme göre, emekli maaşları nafaka borçları nedeniyle haczedilebilir.

Fatmanur Toprak Saygıner  - Kahramanmaraş Avukat

 

Law of Succession in Turkey | Law of Inheritance in Turkey

The below summary of succession principles of Turkey is based on the survey questionnaire drafted by editors and please refer to the published work for details.

SECTION A – BRIEF SUMMARY OF THE LOCAL SYSTEM
1. Type of System
(a) The legal system of Turkey is a civil law system.
(b) Turkey is not a federal system either in its administrative or in its legal structure.
2. Wills
(a)In general, wills must be in writing and signed by the testator/trix in the presence of two witnesses before a public notary, magistrate or an authorized officer. In practice, official wills are made by public notaries. Witnesses must be adults and must have full legal capacity. According to the Turkish Civil Code, a person is considered to be an adult in the following circumstances:

Normal Age of Capacity: an individual is automatically deemed to be an adult when they are over 18 years old;

Acquiring Age of Capacity via Marriage: marriage renders an individual an adult. An individual may get married with the consent of their legal representative even though they are younger than 18 (17 for men, 15 for women);

Age of Capacity via Court Decision: it is possible for an individual who is younger than 18 to be deemed adult under statutory conditions (emancipation).

In order to execute a will, a person must have the capacity to make fair judgments. Any person who is 15 years of age or older is deemed to have capacity to make a will if they are also deemed to make fair judgments and has the ability to understand their rights (see, also, Section A9).

An official will is a will which is prepared by a law officer such as a public notary or a civil court judge pursuant to the instructions of a testator/trix. The testator/trix reads the text prepared and accepts its contents by signing it before the official. Thereafter, the will is dated and signed by the official as well. Finally, the testator/trix, in the presence of two witnesses, expresses that they have read the text and that this text is their last will. The witnesses also sign a statement attached to the will stating that they find the testator/trix capable of executing the will and that they approve the text of the will in their presence.

If the testator/trix is unable to read, the text is read by the official in the presence of the witnesses and the testator/trix signs it accordingly. If the testator/trix is unable to sign, then it is signed by the official and by two witnesses.

Such an official will is preserved at the offices of the notary public or the civil court judge, and a copy may be provided to the testator/trix on demand.

Official wills provide more security since they are executed before officers and they are less likely to be declared void after the death of the testator/trix, which is frequently the case with other forms of wills due to many reasons that will be explained in further sections.

Another advantage of official wills is that they may be executed by individuals who are unable to read or write.

On the other hand, the official wills take more effort and are more costly compared with other types of wills.

A holographic will is completely written by the testator/trix in handwriting. It must include the location and the date of preparation for reference and it must be signed by the testator/trix.

Even a simple letter not formally expressed to be a ‘will’ may constitute a valid holographic will if it meets the above requirements and if it shows the intention of an individual to dispose of their assets after death.

A holographic will can be executed anywhere and enable a person to keep the contents of their will secret. It does not require any witnesses. But there is a chance that it may be challenged on the basis that the testator/trix was mentally incapacitated at the time or later designated a different allocation of their estate.

An oral will is a type of will that can be executed only in exceptional circumstances, where it is impossible to execute an official or a holographic will. It is simply an oral declaration of the testator/trix which may constitute a valid will if the conditions are met.

The main condition for an oral will is a subjective force majeure condition that makes the testator/trix incapable of executing a different type of will, such as war, natural disaster or terminal illness. In addition to this, two witnesses are required. Following such declaration by a testator/trix, if death occurs due to the force majeure, the witnesses must convert such testament into a written format and then apply to the court as soon as possible to register the will on behalf of the testator/trix.
(b)
(i) A will maybe revoked in several ways. The first, and most simple method of revocation is the execution of a new and updated will. If the new will is inconsistent with the former one, the provisions of the new will replace the old ones. The execution of a new will does not have to be in the same form of will as the original. For instance, an official will may be revoked by a holographic will anytime before death.

A new will which is only supplementary to an existing will, and only partly alters the provisions of the older will without revoking them entirely, is called a codicil. Codicils are executed in the same way as a will.

A testator/trix can always revoke an official will by an official application for such purpose at anytime before death. Other means of revoking a holographic will in whole or part are burning, tearing or destruction of the text by other means intentionally or unintentionally. In cases of unintentional destruction, if the will’s existence cannot be established by other legal means (such as submission of a copy), the will is deemed revoked.

The disposition by the living testator/trix of the items of assets specifically bequeathed in a will constitutes a partial revocation of the will.
(ii) A will is deemed automatically revoked if the testator/trix gets married after the execution of their will. However marriage does not revoke the will if the will makes express reference to the testator/trix’s forthcoming marriage.
(iii) Divorced spouses cannot be legal heirs to each other and they lose their rights that arise from a will executed during the marriage. The reason for this is the assumption of the legislator that the testator/trix’s designations for the spouse were connected with the ongoing marriage at the time.
(iv) A will, or a part of a will, cannot be revived after revocation unless it is revived according to the law of succession and there is a clear intent of revival by the testator/trix.

A will that is partially revoked and thereafter revoked in full is considered to be revoked in full, despite the fact that certain parts may/may not have been revived at an earlier stage. This is the case unless the intention of such partial revival is declared at the later date of full revocation.
(v) Non-heterosexual marriages are not recognized in Turkey and therefore such partners cannot benefit as legal heirs accordingly. However, such lack of legal status does not effect any valid express dispositions made by the testator/trix in favour of the other partner. Since such partnerships are not recognized as legal marriages, the automatic revocation of the will does not apply on the separation of such couples.
(c)The testator/trix cannot appoint or authorize any third party to identify the beneficiaries of their testament after death. The testator/trix may appoint an executor to enforce what they designated in their will.
(d)Trusts are not available under the Turkish legal system. The most similar legal entity is a foundation which may serve the purposes of a trust. The intention to establish a foundation may be expressed by testamentary disposition. The deceased may allocate a certain fund or all of their estate to a foundation. It is generally accepted that a foundation becomes the new owner of the estate at the time of death. If a foundation is designated as an heir, it becomes responsible for the debts and revenues of the estate allocated to it by the will of the testator/trix.
(e)There is no specific registrar for wills in Turkey. As stated an official will is kept at either the office of the public notary or at the civil courts.
3. Intestacy
(a) Turkish law of succession applies a parental system. If the deceased fails to make a will or otherwise fails to provide for the distribution of their estate at death, it will be distributed among their next of kin.

For this purpose, the blood relatives of a deceased person are divided into groups which are called parental. The first parental consists of the descendants of the deceased, the second of their parents and their descendants, the third of their grandparents and their descendants and the fourth is the Turkish State.

The following rules apply to the operation of this system:

First, as long as one member of a parental is alive at the time of death of the deceased, the other parental groups’ rights over the estate are automatically eliminated. Thus, if the deceased has one child alive, then the parents or grandparents of the deceased will receive nothing and the estate will remain in the parental group of the children.

Second, among the members of each parental those nearest in degree to such parental have priority over those in any following groups of parentals. For instance; if A is survived by one child B, B will be A’s sole successor. But if B had died before A then the surviving children of B, if any, will be the new priority heirs of A instead of the following parental members such as A’s parents and A’s brothers and sisters.

Third, surviving successors in the same degree of kinship to the deceased in the same parental group, are awarded the estate in equal portions. Also, there is equality among male and female successors. Therefore if A dies intestate, leaving two sons and one daughter, each heir will receive one third of the estate equally. If one of A’s children had predeceased A, leaving two children, their share will go to the children, entitling each one to one-sixth of the whole.

Children born outside marriage have the same rights of inheritance as children born in wedlock. Those children recognized by their father or whose paternity is established by a Court may inherit from their father equally. For instance, if a man leaves two children born within a marriage and one who is recognized, each will receive one third of the estate. Adopted children are treated in the same manner as the legitimate or biological children of the deceased. However adopting parents are not taken into consideration with regard to the adopted child’s estate if they predecease them. An adopted child is a legal successor of their biological parents as well.
(b) There is no difference between movables and immovables under Turkish succession legislation.
4. Freedom of Testation
(a) A testator/trix is not completely free to dispose of their entire estate as they please. The law limits this freedom in favor of close relatives, by means of the ‘reserved portion’ principle.

This ‘reserved portion’ is a specific percentage of the estate reserved for certain relatives of the deceased. Not all persons who would be entitled to inherit by intestate succession have reserved portions. Only the children, father and mother, brothers and sisters and the surviving spouse of the deceased have rights to such a reserved portion. The amount of the reserved portion depends on the closeness of the surviving heirs to the deceased. The new Civil Code has decreased the extent of the reserved portion and expanded the amount.

Children
Their reserved portion is half of their intestate statutory share. Thus, if the amount of the estate to be distributed is, for instance 80 and if four children are successors, the intestate share of each would be ¼, namely 20 each and therefore one-half of that share, 10, is the reserved portion for each of those children.

Parents
Their reserved portion is one-quarter of their statutory share.

Sisters and Brothers
Their reserved portion is one eighth of their statutory share.

Spouse
If there are living children or parents of the deceased, the reserved portion of the spouse is the entire amount of his or her statutory share. In all other instances, the reserved portion is three-quarters of the statutory share.
(b)
(i) A testator/trix may enter into a contract of inheritance with another individual instead of making a will. For instance, a husband and wife may conclude an inheritance contract under which they appoint their son as the ultimate successor to both their estates. Unlike a will, the contract of inheritance is not a unilateral disposition but a bilateral contract.

As a consequence, the parties are bound by the contract and the contract is not unilaterally revocable by either of the parties. However they may terminate the contract of inheritance by mutual agreement. In addition to this, if the beneficiary of the contract acts against the testator/trix (e.g. they commit a felony against the testator/trix), the testator/trix may unilaterally terminate the contract as to such beneficiary.

The parties to a contract of inheritance must express their wishes and sign the contract before a public notary or a Civil Court judge and two witnesses.
(ii) Following the payment of the deceased’s debts the estate is divided among the heirs. The heirs can decide the method of partition and the property may be distributed in kind or sold and the proceeds distributed accordingly. If the estate contains immovable (real) property such as land or a house, written approval of all heirs is necessary to agree the method of distribution.

If the heirs cannot agree on the way in which the estate is to be distributed or if a creditor requests a partition in order to collect their debt against the estate, or against one of the heirs, a lawsuit may be brought in court for the distribution of the estate. The law governing distribution by the court includes certain provisions regulating the partition of items which are agricultural land or that have historic value to the family. Under the recently revised Civil Code, the surviving spouse has a special right to demand the family property and the ownership of the house in which the spouses were living together before death.
(c)Turkish succession law provides certain rules with regard to reserved portions. Heirs with reserved portions (and creditors of the heirs with reserved portions in exceptional circumstances) may (with leave of the court) oppose a distribution if the part distributed exceeds the ratio of the estate that is the remaining portion after the entitlement of the reserved portion. (However, heirs with reserved portions cannot file the above-mentioned suit or demand temporary injunction when the testator/trix is alive.)Distributed portions are corrected through two methods: reduction and equalization. Heirs may exercise such options if they feel the distribution of assets is not just or in conformity with the law.

Reduction:for example, if the deceased states ‘I leave my Istanbul flat (which has a value of 700) to my son A, and I leave my Ankara flat (which has a value of 200) to my daughter B’, the position will be as follows. The testator/trix has an estate with a value of 900 and they intend to portion 700 of the estate to son A. However, daughter B has a reserved portion with a value of 225 (calculated from the total estate value of 900 as B has an intestate share of one-quarter). Thus, in this situation B can file a revocation suit demanding the remaining part of her reserved portion.

Another example is as follows: the deceased M has one daughter (C) and an estate with a value of 100. He leaves 30 to his friend A and 45 to his other friend B. However C has a reserved portion of 100 x 1/2=50. The sum of testamentary dispositions of M is 30+45= 75. Therefore the dispositions of A and B will be reduced according to their ratios and the reduced value of A will be 30 x 1/3, which is 10 and the reduced value of B will be 45 x 1/3, which is 15. Thus, C can file for the remaining part of her reserved portion which is equal to 112.5 – 100 = 12.5.

Equalization:Another method is equalization. Where the testator/trix has transferred an asset to an heir when they are alive, the heir is obliged to return the asset (movable or immovable) or its value to the estate in order for it to be partitioned. Certain conditions are required before a transfer can be made subject to equalization:

the original transfer must have taken place when the testator/trix is alive;
the transfer must have been without any consideration;
the transfer must have been to an heir;
the transfer must have been made as part of the heir’s intended portion of the inheritance.

Therefore, not all transfers are subject to equalization. The burden of proof is on the plaintiff if they claim that the transfer was made in consideration of the heir’s portion of inheritance.
All heirs are subject to equalization whether or not they are entitled to a reserved portion. However it is possible for the testator/trix to provide that the asset or value shall be excluded from equalization. Unless the testator/trix indicates their clear intention to exclude the transfer from equalization when they make the transfer to the heir, equalization is applied to all types of transfers, including the provision of a beneficial loan.
5. Maintenance
Children of the deceased that have not completed their education or who are physically or mentally disabled at the time of the deceased’s death may request additional compensation if they have reasonable grounds to be compensated in comparison to other heirs without statutory grounds. It should be noted that the grandchildren of the deceased will not be entitled to such compensation, even if they were regularly supported by the deceased when they were alive.
It is also provided that a child who has lived with their parents or grandparents and who is allocated the parent’s income on death will be entitled to capitalize that interest as at the time of the parent’s death in addition to their reserved portion.
6. Community Property between Husband and Wife
(a)See section A 4(a).
(b)The new matrimonial regime provided for by the new Turkish Civil Code dated 22 November 2001 provides that all assets (except personal assets) and assets acquired during marriage are considered as joint ownership. If one of the spouses dies, the matrimonial regime is liquidated before the estate is determined. The surviving spouse has the right to demand liquidation and determination of the assets and he/she is able to designate their share within the marriage.

As regards all potential disputes between the surviving spouse and the estate’s heirs in relation to matrimonial property, the former law is applied for the properties acquired before 1 January 2002, even if the deceased dies after that date, and the new matrimonial regime is applied to property acquired after that date.
7. Joint Property
If a deceased testator/trix had jointly owned property, the joint share forms part of the estate. The heirs that have rights over such jointly owned property may either agree a partition or apply for liquidation.
In general, when heirs inherit property, their ownership is also joint ownership over the title and they may apply to the court for the partition of estate between them. Hence, it is not possible to share one of the jointly owned assets unless all heirs agree to a partition of all assets in the estate. In the absence of such agreement, the heirs may demand liquidation from the courts.
8. Gifts (Inter Vivos)
(a)No. However if the other heirs can prove that such gift by the testator/trix was made by undue influence; without of legal capacity; or has reduced their reserved rights, etc., they may file a termination of transaction lawsuit to restate the property back to the estate calculations (see also Section A4(c).)
(b)Gifts that have been made up to one year before the testator/trix’s death may be the subject of a termination of transaction lawsuit. However if the testator/trix has made such a gift with an “abdicating clause” then the gift may be subject to such a lawsuit without any time limitation.
9. Capacity
(a)In order to execute a will a person must have legal capacity to make fair judgments. Any person who has reached the age of 15 is deemed to have capacity to make a will if they are able to make fair judgments. This differs from the age of adulthood (emancipation) which is 18 and which is required to enter into transactions.
(b)Witnesses must be over 18 years of age and must have sound mental capacity. No specific qualification is either required to validate the will or sufficient to invalidate it. However, a gift to a witness or to the spouse of a witness is deemed invalid unless there are sufficient other witnesses to validate such a gift.
(c)There is no restriction on the identity or capacity of a beneficiary. Unless there is a specific direction contained in the will, where a beneficiary is under age (i.e. younger than 18), they will be unable to give valid receipt for a legacy or share of residue left to them and it will therefore be retained by the executors/administrators (or other trustees appointed) until the beneficiary attains full age and is able to give receipt.
10. Authority (Court, Notarial or Other)
(a)An order of succession is the specific document that officially designates the heirs of the deceased. This document is used to execute the heir’s rights before title registries, banks etc. Application for the order of succession is submitted within one month following the death by the heirs.
(b) The heirs or their attorney must apply to the Civil Court of Peace for the distribution of the estate. The required documents for such application are as follows:

a petition addressed to the Civil Court of Peace; and
a family birth record (received from the related Population Registration Office).

These documents will be submitted to the Civil Court, after which the Court settles a hearing date; makes its decision; and issues the order of succession itself. The costs are approximately TL 1,500.00 (excluding any unpaid tax that may be due and excluding legal costs).
(c)A lawsuit is filed with the Civil Courts as mentioned above.
11. Invalidity of Will
(a)A will is deemed invalid if it is formally defective or if the testator/trix lacked testamentary capacity. The testator/trix must know and approve the contents of a will. Thus if they agree to execute a will which another person draws up for them, and execute it in ignorance of its contents, the will may be invalidated.

Undue influence, duress or fraud will also invalidate a will. It is important that the testator/trix both understands and voluntarily wishes to make the dispositions included in the will at the time of execution.
(b) Invalidation makes the will void.
(c) The onus of proof is on the plaintiff in the invalidation claim.
12. Simultaneous Death
(a)When more than one person dies and it is not possible to prove which person predeceased the other, it is presumed that they died at the same time. The presumption is important in cases of heirship between the deceased persons. For instance, a father and a son cannot be legal heirs if they die at the same time. Both ‘presumption of death’ and ‘presumption of death at the same time’ are rebuttable presumptions and can be disproven with valid proof.
(b) See Section A12(a).
13. Presumption of Death
Parents, children, brothers, sisters or legal heirs of an individual who claim a presumption of death, may apply to court to register the death, and the usual provisions of law of succession will be applied after the said procedure. Death presumption rules and, especially, the time of death determination rules differ, depending on the circumstances of the disappearance.
14. Estate Taxes
(a) The Inheritance Tax Act 1959 governs the taxation of estates passing on death and inter vivos gifts.
(b) The above mentioned Act states:
The Inheritance Tax Act is applied to assets of Turkish citizens and assets located in Turkey when such transactions are realized by ways of succession or any other complementary way. The Act is also applied to assets of Turkish citizens which they have acquired in foreign countries. However a non-domiciled foreigner would not be liable to the mentioned tax if they acquire an asset of a Turkish citizen which is outside the Turkish borders by way of succession or any other complimentary way.
(c) Inheritance tax is applied by reference to the value of the estate. However, there are exemptions for property passing to certain categories of beneficiary and these beneficiaries are designated under Art.3 of Inheritance Tax Act.

Persons who are exempt from Inheritance Tax Act are listed below:

public administrations, retirement funds, social security institutions, associations for public interest, political parties and their attachments or the exempt institutions that these attachments have founded;

institutions that are exempt are institutions founded for science, research, culture, art, health, education, religion, charity and sports etc. for purposes to the benefit of the public:

ambassadors , chargé d’affairs, consuls of foreign countries (except honorary consuls), officers of such consulates and embassies that are also citizens of such countries, the officers and family members of such officers that are formally assigned as officers (if there is such reciprocity). (However those that have acquired assets from Turkish citizens by way of succession or any other way and persons domiciled in Turkey that have acquired assets located in Turkey by way of succession or any other way are excluded).
(d) There are no other taxes on the transfer of assets to the heirs.
15. Administration of Estates
(a) According to Turkish Civil Code article 640/2: ‘Heirs own the estate jointly and dispose on every right of the estate together.’ Heirs can also appoint a common representative. The fourth paragraph of the same article states that ‘every heir can demand protection for their rights within the estate’.

The civil court judge may appoint a representative until the distribution of the estate and such representative may manage the assets of the estate and organise the rights of use of the heirs. Such representation is not mandatory and the court does not automatically appoint an administrator until requested.

In addition, a testator/trix may appoint one or more executors to carry out their will. The executor shall administer the estate, pay its debts and distribute the remainder of the estate as directed by the will or otherwise required by law in order to execute the will. Executors are subject to supervision by judges of the civil courts and could be dismissed by them accordingly.
(b) Heirs can apply to the civil court of the last domicile of the deceased to request an official inventory of the estate in order to provide accredited information regarding the estate.

An heir that accepts an inheritance as documented in the inventory of the estate is only liable for debts of the deceased to the extent of the assets listed and no excess liabilities may be imposed on their personal assets and/or over their inheritance portion documented in the inventory.
(c) The administration mentioned in Section A15(a) is supervised by a judge of the civil court.
(d) An heir may file a claim in court and thereby raise an objection to the management of the estate by the administrator.
(e) As explained above, the heirs’ rights are determined and stated in the order of succession. Legally, the heirs automatically acquire ownership of the property and the order of succession is a declaratory document. In practice, however, the Order of Succession is required to transfer the title of property, especially of funds in a bank or real estate. See also Section A7 with regard to assets inherited jointly.
(f) Generally, the creditor collects directly from the estate though the assistance of the court or from the heir that has accepted their inheritance.
(g) If there is no appointed executor or no executor who is able and willing to act (from among the heirs), the court appoints an executor and the executor is supervised by the judge, as explained above.
16. Domicile/Nationality
(a) According to Art. 20(1) of the International Private Law and Procedure No.5718, where the nationality of the deceased is not Turkish, the inheritance shall be subject to the laws of the deceased’s nationality. However, immovable properties located in Turkey are subject to Turkish law under any circumstances.
(b) The local court may grant an order of succession in order to determine the heirs, even though there are no assets.
SECTION B . APPLICABLE LAW/PROCEDURE WHERE FOREIGN ELEMENTS ARE INVOLVED
1. Jurisdiction
(a)–(c) According to Art.43 of the Law of International Private Law and Procedure (IPLP – The Law No. 5718 titled “International Private Law and Procedure” was adopted on 27 November, 2007 and was published in the Official Gazette No. 26728 dated 12 December 2007), lawsuits of foreigners concerning succession issues should be resolved by the court in the last place of domicile of the deceased.
2. Applicable Law
According to Art. 20 of IPLP, inheritance of the deceased is subject to their national legislation.
However, Turkish laws are applied to immovable property located in Turkey.
3. Foreign Succession/Inheritance Orders
(a) Article 20/4 of IPLP states that duly executed testamentary dispositions of the deceased (according to their national laws) will be valid. However, Art. 54/1 b) provides limitations on some issues, such as the exclusive power of Turkish courts to jurisdiction over Turkish immovable property.
(b) A duly executed order of succession (from a foreign country) will be valid. However, such an order will not cover immovable assets located in Turkey because of the reasons mentioned above. Banks, though, will act on the basis of a Turkish court order either generally or recognizing a foreign order.
(c) A civil court of first instance has jurisdiction for the recognition and enforcement of foreign court orders. Such recognition can be requested of the court of domicile of the individual requesting recognition; or from the court of their permanent residence, if they are not domiciled, or from, Ankara, Istanbul and Izmir Courts if none of these factors are present.

The required documents that shall be attached to the petition for recognition are as follows:

a duly approved original copy of a foreign court order or an approved copy of the foreign court order and an approved translation;

a duly approved original copy of a court order indicating that the order is finalized (i.e.no further appeal is possible) or an approved copy;

the beneficiaries/heirs can apply to the competent court and the court will settle a decision in terms of conditions set out under Art.54 of IPLP accordingly.

Article 54 of IPLP states the following on the issue:

there must be a reciprocal agreement between Turkey and the other country that has issued a court order or the mentioned country must include an article which enables recognition or de facto application of its provisions;
the court decision shall not deal with matters within the exclusive power of Turkish courts (such as immovable property) in Turkey;
the court decision shall not be explicitly against public order of Turkey;
the defendant (if there is one) must be provided with the necessary documentation (due process) to appear before the court and present their defence, before such court order is resolved.
4. Two or More Succession or Probate Orders
Nationality will prevail if such an order includes movables; however, location of assets will prevail if such order includes designations of immovable property according to provisions of IPLP.
5. Assets
The local court will assume jurisdiction according to territorial jurisdiction, as explained in Section B3(c).
6. Expert Evidence
(a) Evidence will normally be required from a lawyer qualified in the jurisdiction of the deceased’s domicile before a grant of representation may be issued to the estate of a person who died domiciled outside Turkey. That evidence must cover the manner of administration of the estate as prescribed by the law of the deceased’s domicile, identify the persons entitled to apply for a grant to the deceased’s estate in Turkey and, if relevant, state the manner in which the estate devolves.
It is necessary for the capacity of a foreign authorized person to be established by means of the apostille procedure. Turkish diplomatic and consular officers are empowered to administer the making of affidavits in the country in which they are appointed: their official seals will be recognized by the Turkish court without the need for further evidence of their authority to be provided.
(b) Affidavit evidence will be sufficient and a foreign lawyer will not be required to appear in court to provide evidence. However, if it is necessary for the application that the grant be determined by proceedings in court, it may be necessary for a lawyer qualified in the jurisdiction of the deceased’s domicile to give evidence.
7. Unity of Succession
Turkish law provides that immovable assets devolve in accordance with the law of their situs. However, the determination differs for movables. IPLP provides that acquired real rights are preserved if the movable is transferred to another country. In the absence of an acquired real right, the devolution of a movable is subject to the law of the deceased’s domicile.
8. Formalities
Turkish law will treat a will as properly executed if its execution conforms with the Turkish law in force at the relevant time in the territory at the time of its execution or of the testator/trix’s death. The Turkish consulate can provide such conformity in order to execute a proper will. In addition, the Turkish courts accept any foreign will, that is executed properly, pursuant to international principles which it recognizes.
9. Hague Convention
Turkey became party to the Hague Convention on the Conflicts of Laws Relating to the Form of Testamentary Dispositions 1961 in 1983.
10. Wills
The underlying rule of Turkish law is that immovable property passes in accordance with the law of its situs and movable property passes in accordance with the deceased’s national law as at the date of their death or at the time of execution of the will. The rules relating to conflicts of laws are complicated and the following should only be regarded as a synopsis of the position. Detailed advice may be required in particular circumstances.
(a) In order to effect a disposition of immovable property situated in Turkey, a will must be recognized as valid under Turkish law on the basis of the principles enunciated above. In order to effect a disposition of movable property situated in Turkey, the will must satisfy the requirements of the law of the deceased’s national law as at their date of death. Such wills shall be executed before a notary or a civil court judge and two witnesses. Codicils are subject to the same procedures of execution as wills.
(b) Turkish courts will endeavor to find the testator/trix’s true meaning when constructing a will. If it is clear that the testator/trix meant their will to be constructed in accordance with the principles of another legal system, the court will give effect to that intention. In similar situations Turkish courts apply to the Ministry of Justice in order to receive information from the other legal system relating to terms which are difficult to understand.
(c) The rights of beneficiaries or heirs will depend upon the law that governs the devolution of the asset in question: if movable, the deceased’s national law at the date of the death; and, if immovable, the law of its situs.
(d) Capacity to inherit will, again, depend upon the deceased’s national law in the case of moveables and upon Turkish law for immovable property.
(e) A testator/trix shall acquire capacity as stated in Turkish legislation (see Section A9).
(f) Turkish law may prevail in circumstances where there is ‘lack of will’. For instance, a will would be deemed invalid for lack of will if someone else has prepared a will on behalf of the testator/trix. The will would also be deemed invalid where there is: unclear content; a lack of a formal requirement pursuant to the law that is regulating the form; impossible content; and content against morality. In addition, if the will has been replaced by a new will, if the heir predeceases the testator, or if the heir is debarred from the inheritance, the will would also be invalid. Invalidity of a will can also be filed in cases of mistake, duress or fraud in Turkey.
(g) In Turkey there is no power that gives the authority to third party to appoint the ultimate recipient. However, the testator/trix can appoint an executor in their will to compel the heirs to fulfill their liabilities regarding the estate.
(h) Legal requirements concerning revocation of a will are governed in all cases, except where revocation is by the execution of a new will, by the law of the testator/trix’s domicile at the date of the purported revocation. However, the law is far from clear on this question. Amendment and revocation as a result of the execution of a new will and revival of wills will depend upon the law that governs the making of the will.
(i) If a non-resident executes a will in Turkey, their national law will be applied to their movable property. However, Turkish law will be applied for immovable property located in Turkey.
11. Domicile/Nationality
(a) Turkey signed the Hague Convention on the Conflicts of Laws Relating to the Form of Testamentary Dispositions in 1983. According to the Convention, both domicile and nationality can determine the answers to the aforementioned questions.
(b) No.
(c) In practice, severance is used to divide the issues subject to dispute. For instance, for the determination of the validity of a will, the applicable law is the law of the location of the will’s execution or regarding the determination of applicable inheritance rules, the law of permanent residence or closest connection may take effect.
12. Taxation
The Inheritance Tax Act outlines the taxation procedures for a local deceased/heir and a non-resident or non-domiciled deceased. Accordingly, a local deceased/heir will be taxed in compliance with the provisions of Inheritance Tax Act. However, a non-resident or non-domiciled deceased/heir will not be subject to inheritance tax. In addition to this, where a person is not actually domiciled in Turkey but has been resident for a substantial period of time, they may be deemed to be domiciled in Turkey for inheritance tax purposes only.

By FTS Law Office, Fatmanur Toprak Saygıner | Lawyer in Kahramanmaras TURKEY
Source: Published at “International Succession Third Edition” Edited by Louis Garb and John Wood – Oxford University Press 2010

New conditions to obtain Turkish citizenship were passed in Parliament of Turkey on May 2009. The condition requiring foreigners to reside in Turkey for five years has remained, while advantages have been given to those involved in science or investing.

Not doing military service and holding another country’s citizenship without permission are no longer among the reasons for being deprived of Turkish citizenship. According to the law, a child born to foreign parents in Turkey can receive Turkish citizenship if the child is not able to obtain the citizenship of his or her foreign-born parents’ country. A foreign child adopted by a Turk will now also be granted Turkish citizenship.

The law brings new conditions for foreigners to obtain Turkish citizenship. The consent of a competent authority is required for a foreigner to switch to Turkish citizenship. Foreigners can become Turkish citizens if they comply with the following conditions.

The conditions are:

- Foreigners must be of a mature age, have the ability to abide by their nation’s laws or Turkish laws if they are stateless.

- Foreigners must five years of uninterrupted residency in Turkey. The time limitation had earlier been raised to five years from three, and with the new law the five-year compulsory residence remains in place.

- Foreigners will have to confirm with their actions that they have made a decision to settle in Turkey.

- Foreigners must be free of dangerous diseases.

- Applicants must have good moral character, speak a reasonable level of Turkish, and earn enough to support themselves and their dependents, or have a good job.
Authority approval

Even if foreigners comply with all the conditions, they will not be able to earn citizenship if the Turkish authorities do not approve.

But, with the Interior Ministry’s proposal and the decision of the Cabinet, the law offers many new advantages to foreign investors and scientists.

Lawyer in Turkey, Lawyer in Kahramanmaras Turkey

Av. Fatmanur Toprak Saygıner

İşten Çıkma/Çıkarılma Durumunda Haklarınızı Biliyor Musunuz?
Çalışanların birçoğu işten çıkarıldığında veya çıktığında hangi haklara sahip olduğunu bilmiyor. Bu durum da mağduriyete neden oluyor. Haklarını bilmeyen çalışanlar, işverenden ne talep edebileceklerini veya dava açmak için ne kadar süreleri olduğunu bilmediklerinden var olan haklarından da mahrum kalabiliyor.

Kıdem tazminatı alınabilir mi, işe iade davasını kim, ne zamana kadar açabilir, işten çıkarken ibraname imzalanmalı mı imzalanmamalı mı, çalışan ücretlerinin ödenmemesi durumunda ne gibi haklar doğar gibi konular bu süreçte önemli ve çalışanların takip etmesi gereken başlıklar.

- Kıdem tazminatıyla ilgili nasıl sorunlar yaşanıyor?

Kıdem tazminatıyla ilgili ilk soru, bu tazminatı hak edip etmeme konusu. İşverenin ahlak ve iyi niyet kuralları dışında bir nedenle çalışanı işten çıkarması durumunda kıdem tazminatı ödemesi gerekiyor, 1 yıllık kıdem süresinin doldurulması koşuluyla tabii ki. Bunun dışında çalışanın istifa etmesi kıdem tazminatı almasına engel. Ancak bunun da istisnaları var. Emeklilik, evlilik ve askerlik kıdem tazminatına hak kazandıran nedenler olarak söz konusu olabiliyor.

- Emeklilik konusunda 15 yıl ve 3.600 gün koşulunu doldurarak işten ayrılanların yeniden çalışması mümkün mü?

İşçinin emeklilik konusunda yaş hariç diğer kriterleri yerine getirmesi halinde kendi isteği ile işten ayrılması imkânı tanındı. Buna göre, sigortalılık süresini ve prim ödeme gün sayısını tamamlayan işçi, yaş koşulu sebebiyle emeklilik hakkını kazanamamış olsa da, anılan bent gerekçe gösterilmek suretiyle işyerinden ayrılabilecek ve kıdem tazminatına hak kazanabilecek.

- Ücretlerin ödenmemesi durumunda çalışanın hakları neler?

İş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedilmesi de kıdem tazminatına hak kazandıran bir neden. Bu konuda en çok işçilik haklarının ödenmemesi ve çalışma koşullarının esaslı şekilde değiştirilmesi sorunları ile karşılaşılıyor. Öncelikle, ücretlerin ödenmemesi, işçi bakımından haklı bir fesih sebebi. Yüksek Mahkemeye göre, işçinin ücretinin kanun veya sözleşme hükümlerine göre ödenmemesi işçiye bu imkânı veriyor ve ücretin hiç ya da bir kısmının ödenmemiş olması bu konuda önem taşımıyor. Yargıtaya göre, ücretin ödenmediğinden söz edebilmek için işçinin yasa ya da sözleşme ile belirlenen ücret ödenme döneminin gelmiş olması ve işçinin bu ücrete hak kazanmış olması gerekiyor.

- Sigorta primleri yatırılmamış ya da gerçek ücreti üzerinden gösterilmemişse, çalışan kıdem tazminatı hakkı kazanabilir mi?

Sigorta primlerinin hiç yatırılmaması, eksik yatırılması veya düşük ücretten yatırılması hallerinde de işçinin haklı fesih olanağına sahip olduğu kabul ediliyor.

- Kıdem tazminatının ödenmediğini, geç ya da taksitler halinde ödendiği durumda çalışanın hakları neler?

Kıdem tazminatının ödenmemesi durumunda, ödenmeyen tutarın işverenden fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsili mümkün. Kıdem tazminatının taksitlerle ödenmesini çalışanın kabul etme zorunluluğu yok. Ancak, böyle bir durumunda son taksit ödeninceye kadar çalışan bu duruma itiraz ederse geç ödenen tazminatının faizini işverenden talep etmesi mümkün.

- Çalışanların işten ayrıldıktan sonra başka bir işyerinde, rakip işyerinde çalışması mümkün mü?

Çalışanın böyle bir yükümlülük altına sokulması ancak yazılı bir sözleşme ile mümkün. Biz buna rekabet yasağı sözleşmesi ya da iş sözleşmesinin içinde ise, rekabet yasağı kaydı diyoruz. İşçiye rekabet yasağı getirebilmek için işçinin bildiği şeyler önem taşıyor. Yoksa işçinin çalışma hakkını kısıtlar biçimde işverenlerin diledikleri gibi sözleşme imzalatmaları hukuken geçerli değil. Rekabet yasağı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli. Rekabet yasağı en fazla iki yıl ile sınırlandırıldı. Rekabet yasağının, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içermemesi de gerekiyor.

- İşverenlerin işten ayrılırken çalışana anlaşma önerdiğini görüyoruz. Bunun hukuki altyapısı var mı?

İş güvencesi kurumunun iş hukukuna girişi ile birlikte işverenler bu konuda açılacak davaları önlemek için çözüm arayışına girdi. İşçi ile anlaşarak bu davaların önüne geçilmek istendi ve ikale kavramı canlandırılarak uygulamaya sokuldu. İkale sözleşmenin karşılıklı anlaşma ile sona erdirilmesi anlamına geliyor. Burada işçinin veya işverenin tek taraflı olarak sözleşmeyi feshi söz konusu değil. Sözleşme “karşılıklı anlaşma ile” sona erdiriliyor.

Yargı kararlarında makul yarar ölçütünün belirleyici bir nitelik kazandığını, bir hukuki işlem “ikale” olarak vasıflandırıldığında, bunun geçerliliğinin makul yararın varlığına bağlandığını görüyoruz. Örneğin 05.05.2008 tarihli kararda aynen; “…irade fesadı denetimi dışında tarafların bozma sözleşmesi yapması konusunda makul yararının olup olmadığının da irdelenmesi gerekir” denildi. Bu noktada ise, makul yararın kapsamını saptamak sorunun kilit noktası. Yargı kararlarında iki aşamalı bir inceleme gerçekleştiriliyor:

İlk olarak hukuki işlem, tüm geri planıyla, sadece kullanılan ifadelere bağlı kalınmaksızın denetleniyor ve gerçekte ikale iradesinin hangi taraftan geldiği ve bunun ortaya çıkış süreci ve şartları ortaya konuluyor. Burada işçinin mi yoksa işverenin mi böyle bir anlaşma yapmak isteği inceleniyor. İkinci olarak ise, makul yarar denetimi, ilk inceleme sürecinde ortaya çıkan tabloya göre şekilleniyor. Eğer işten ayrılma iradesi işçiden gelmiş ise, makul yararın içi daha dar olmakta, buna karşılık işten çıkarma iradesi işverenden gelmiş ise, kapsam genişlemekte. Ancak işçiden gelen (veya gelmiş gibi görünen) ikale taleplerine Yüksek Mahkeme duyarlı biçimde yaklaşıyor.

- Ücret alacaklar ne kadar öncesinin ücretini alabilir?

İş Kanunu’nun 32. maddesine göre ücret alacaklarında zamanaşımı 5 yıl. Yani, ücretin ödenmediği tarihten itibaren 5 yıl içinde dava açabilirler. İşten çıkartıldıkları tarih itibariyle dava açarlarsa, davanın başladığı tarihten geriye doğru 5 yıl içinde ödenmeyen ücretleri talep edebilirler. Aynı husus fazla çalışma alacakları için de geçerli. Çalışanlar genelde işten ayrıldıktan sonra fazla çalışma alacağı davası açıyor ve tüm çalışma sürelerinde fazla çalışma ücretleri ödenmemişse bile, sadece dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süredeki fazla çalışmalara hak kazanabiliyor. Bu yüzden, ücretleri ya da fazla çalışma alacakları ödenmeyen çalışanlar, işten ayrılmayı beklemeden dava ya da icra yoluyla bu alacaklarını 5 yıl geçmeden talep etmeli. Diğer taraftan, çalışırken yapacakları talep sebebiyle işsiz kalmaktan kokuyorlar ancak, İş Kanunu’nun 18. maddesine göre, işverene çalışırken dahi dava açmaları işten çıkarma sebebi değil, bu sebeple işsiz kalırlarsa açacakları işe iade davasını kesin olarak kazanırlar.

- SGK’ya hizmet süresi veya ücreti eksik bildirilmişse;

İşçiler, bu sebeplerden birine dayanarak iş sözleşmelerini isterlerse kendileri haklı sebeple feshedebilirler ve işverene ihbar süresi de vermek zorunda değiller. Yani işverene noterden gönderecekleri fesih bildirimiyle bu sebeple işten ayrıldıklarını bildirmeleri yeterli. Uygulamada genelde bu gibi durumlarda işveren işçiye en az 2 hafta daha çalışmak zorundasın şeklinde baskı uyguluyor ama bu doğru değil. Ancak bilmeliler ki, bu durumda sadece kıdem tazminatına hak kazanabilirler, ihbar tazminatı talep edemezler. Buna ilişkin açılacak davanın adı hizmet tespit davası olup, işten ayrıldıkları yılın sonundan başlamak üzere 5 yıl içinde bu davayı açıp tüm çalışma sürelerinin SGK’ya tespitini isteyebilirler.

- Nakilde çalışan değişikliği kabul etmek zorunda mı?

Eğer çalışanın görevinde ya da çalıştığı adreste bir değişiklik yapılmak istenirse, bu değişiklik çalışanın mali durumunda ya da çalışma şartlarında çalışanın aleyhine değişiklikler içeriyorsa, çalışan bunu kabul etmek zorunda değil. Mesela yeni görev yeri evine çok uzaktaysa ve işveren çalışana ulaşım aracı sağlamıyorsa ya da çalışanın unvanı düşürülmek isteniyorsa veya yeni görevi iş sağlığı ve güvenliği açısından daha tehlikeli ise, bu durumda çalışanın iki tercihi var: Birincisi, bu değişikliği kabul etmediğini söyleyerek iş sözleşmesini haklı nedenle derhal kendisi fesheder ancak bu durumda sadece kıdem tazminatına hak kazanır. İkincisi: Çalışan, bu görevi kabul etmediğini işverene bildirmeli ve eski işinde çalışmaya devam etmelidir. İşverenin eski işinde çalıştırmaması, işveren tarafından yapılan bir fesih anlamına gelir. İşveren bu şekilde iş sözleşmesini feshettiğinde çalışan hem kıdem ve ihbar tazminatını alır hem de işe iade davası açma hakkı kazanır.

- Günde 2 saat iş arama izni var

İş Kanunu’nun 27. maddesine göre bildirimli fesihlerde, her gün işçinin 2 saat iş arama izni hakkı vardır. Burada 2 husus var: Birincisi, çalışan isterse, günde 2 saat iş arama izinlerini toplayıp bunu bildirim süresinden düşebilir. Mesela 8 hafta yani 56 günlük bildirim süresinde işçi 56 gün daha çalışmak zorundayken, günlük 2 saatleri topladığında yaklaşık 15 gün eder ve işçi isterse her gün 2 saat izin kullanmak yerine 56 günden 15 günü toplu olarak düşer ve 41 gün çalışarak 56 günlük ücret alarak iş sözleşmesi sona erebilir. İkinci konu, günlük 2 saatlik iş arama izninin sadece işveren feshinde değil, işçinin istifasında işverene verdiği bildirim süresinde de geçerli olduğudur. İşçi istifa ettiğinde işverene tıpkı işveren feshinde olduğu gibi bildirim süresi tanımalıdır ve bu durumda da günde 2 saat iş arama hakkı vardır. İşçinin başka yerde iş bulması sonuca etkili değildir.

Kaynak: Hürriyet IK

Fatmanur Toprak Saygıner / Avukat Kahramanmaraş