En iyi avukat gibi genel bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Avukat ile görüştükten sonra mesleki bilgisi, iletişimi, şeffaflığı ve sizde hissettirdiği güven duygusuna göre en iyisi olduğunu düşündüğünüz avukat aslında en iyi avukat tır.

En iyi ceza avukatı gibi genel bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Avukat ile görüştükten sonra mesleki bilgisi, iletişimi, şeffaflığı ve sizde hissettirdiği güven duygusuna göre en iyisi olduğunu düşündüğünüz avukat aslında en iyi avukattır.

En iyi ağır ceza avukatı gibi genel bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Avukat ile görüştükten sonra mesleki bilgisi, iletişimi, şeffaflığı ve sizde hissettirdiği güven duygusuna göre en iyisi olduğunu düşündüğünüz avukat aslında en iyi avukattır.

En iyi boşanma avukatı gibi genel bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Avukat ile görüştükten sonra mesleki bilgisi, iletişimi, şeffaflığı ve sizde hissettirdiği güven duygusuna göre en iyisi olduğunu düşündüğünüz avukat aslında en iyi avukattır.

En iyi icra avukatı gibi genel bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Avukat ile görüştükten sonra mesleki bilgisi, iletişimi, şeffaflığı ve sizde hissettirdiği güven duygusuna göre en iyisi olduğunu düşündüğünüz avukat aslında en iyi avukattır.

En iyi miras avukatı gibi genel bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Avukat ile görüştükten sonra mesleki bilgisi, iletişimi, şeffaflığı ve sizde hissettirdiği güven duygusuna göre en iyisi olduğunu düşündüğünüz avukat aslında en iyi avukattır.

En iyi ticaret avukatı gibi genel bir sınıflandırma yapmak mümkün değildir. Avukat ile görüştükten sonra mesleki bilgisi, iletişimi, şeffaflığı ve sizde hissettirdiği güven duygusuna göre en iyisi olduğunu düşündüğünüz avukat aslında en iyi avukattır.

Avukat Fatmanur Toprak SAYGINER

 

Yağma Suçu (Gasp Suçu) Nedir? (TCK 148-149)

Yağma Suçu, diğer adıyla gasp suçu, başkasına ait bir malın “cebir” veya “tehdit” kullanılarak alınmasıyla oluşur. Yağma suçu, TCK’nın 148. ve 150. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Yağma suçu, mağdurun malvarlığına yönelik gerçekleştirilen haksız bir eylemdir. Bu nedenle, suçun konusu belli bir ekonomik değeri olan herhangi bir menkul maldır. Yargıtay içtihatlarına göre gayrimenkul mal yağma suçunun konusu olamaz.

Hırsızlık suçu ile gasp suçu arasında ortak olan fiil, “başkasına ait olan malın alınması” fiilidir. Yağma suçu, hırsızlık suçunun unsuru olan “başkasına ait olan malın alınması” fiilinin, “cebir” ve “tehdit” ile işlenmesi sonucu meydana gelir.

Yağma Suçunun (Gasp Suçunun) Şartları

Başkasına Ait Olan Malın Alınması

Gasp (Yağma) suçu ile hırsızlık suçunun en önemli ortak unsuru başkasına ait malın alınmasıdır. Başkasının malın zilyedi olması yeterlidir, zilyedin elinden malın alınmasıyla her iki suç oluşur. Zilyedlik, bir mal üzerinde fiili hakimiyete sahip olma anlamına gelmektedir. Bu nedenle mülkiyet kavramından daha geniş bir kavramdır. Aynı ev içerisinde yaşayanlar ev eşyaları üzerinde birlikte zilyetlik hakkına sahip olduklarından, aynı ev içerisinde yaşayan kişilerin ortak ev eşyalarını alması halinde hırsızlık veya gasp suçu oluşmaz. Doktrinde ve uygulamada yalnız taşınır malların alınmasının yağma ve hırsızlık suçuna vücut verebileceği kabul edilmektedir.

Senet yağması da ayrı bir fıkra ile TCK md.148’de düzenlendiğinden, bir borç senedinin cebir veya tehdit kullanılarak alınması veya borç senedini hükümsüz kılacak makbuzun mağdurun elinden alınması da yağma suçunu oluşturur.

Yağma Suçunda Cebir ve Tehdit

Tehdit, bir kimsenin iç huzuruna, karar verme hürriyetine ve serbest hareket etme özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup suç teşkil eder. Cebir ise bir kimseye bir şeyi yapması veya yapmaması için zor kullanmak olarak tarif edilebilir.

Hırsızlık suçunda, cebir ve tehdit uygulanmadan mağdurun zilyedi olduğu mal rızası dışında alınmaktadır. Oysa gasp suçunda mağdurun zilyedi olduğu mal, cebir ve tehdit kullanılarak alınmaktadır. Cebir ve tehdit, iki suç arasındaki ayrım çizgisidir.

Yağma suçunda mağdur tehdit edilmekte veya mağdura cebir uygulanmaktadır. Mağdur, kendisinin veya başkasının hayatı, vücut veya cinsel dokunulmazlığına karşı saldırı yapılacağı yönünde tehdit edilebileceği gibi malvarlığı yönünden büyük bir zarara uğratılacağı yönünden de tehdit edilebilir. Örneğin, failin sokakta mağdurun yolunu keserek “cebindeki parayı vermezsen seni bıçaklarım” şeklindeki tehditi üzerine korkususundan cebindeki parayı veren mağdura karşı yağma suçu işlenmiş sayılır.

Yağma Suçunun (Gasp Suçunun) Cezası

Basit Gasp Suçu (TCK 148)

Suçun basit şeklinden kasıt, bir kişinin gündüz vakti hiçbir silah veya alet kullanmadan, kendisini tanınmayacak hale koymadan, bir suç örgütü üyesi olmadan, beden ve ruh bakımından kendisini savunamayacak bir kişiye karşı olmaksızın, başkasına ait bir malı cebir ve tehdit kullanarak almasıdır. Senet yağması da suçun basit şekli olarak nitelendirilmektedir.

Yağma suçunun en basit şeklinin cezası 6 yıl ile 10 yıl arasıdır.

Nitelikli Yağma Suçu (TCK 149)

Suçun nitelikli halinden kasıt suçun daha ağır cezayı gerektiren şeklidir, suçun aşağıdaki hallerden biriyle işlenmesi gasp suçunun nitelikli bir şekilde işlenmesidir:

a) Yağma Suçunun Silahla İşlenmesi: TCK uygulamasında silah çok geniş bir kavramdır. Her şey silah olabilir. Örneğin, sopa, tırnak makası, kalem, taş veya başkaca silah olarak kullanılmaya elverişli her türlü alet.

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle işlenmesi: Örneğin, kişinin gasp suçunu işlerken maske takması cebir ve tehdidin gerçekleşmesini kolaylaştırır.

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi: Failin yağma suçunu işlerken kendisi dışında en az bir kişiyle daha birlikte hareket ederek suçu işlemesi halinde suç, birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmiş sayılır.

d) Yol kesmek suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde işlenmesi: Yol kesmek, seyahat özgürlüğü gibi hakları da ihlal eder. Yağma suçunun kapalı mekanlarda işlenmesi, insanların konut ve işyerlerinin daha dokunulmaz bir alan olması nedeniyle ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmiştir.

e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi: Akıl zayıflığı veya hastalığı bulunan kişiler, çocuklar, yaşlılar gibi kendisini savunamayacak durumda olan kişilere karşı işlenen yağma suçları açısından daha ağır ceza öngörülmüştür.

f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde.

Bu hallerde, gasp suçunun nitelikli şekli işlendiğinden suçun cezası da artmaktadır.

Yağma suçunun nitelikli hallerinden birinin işlenmesi halinde suçun cezası, 10 yıldan – 15 yıla kadar hapis cezasıdır. Yargıç birden fazla nitelikli halin işlendiğini görürse suçun cezasını alt sınırdan ayrılarak belirler. Örneğin, mağdura karşı birden fazla kişi tarafından gece vakti silahla gasp suçu işlendiğinde yargıç alt sınır olan 10 yıl değil, alt sınırdan ayrılarak 12 yıl ceza verebilecektir. Yargıç, hangi oranda alt sınırdan ayrılacağını belirlerken bazı kriterlere dikkat etmek zorundadır. Suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı, failin kastının yoğunluğu, failin amacı ve saiki ceza miktarının belirlenmesinde ölçü olarak alınacaktır.

Yağma suçu, ceza miktarı açısından en vahim suçlardan olduğundan iddia ve savunmanın mutlaka bir Ceza avukatı aracılığıyla yapılması gerekir.

Nitelikli Yağma Suçu Cezası
Yağma Suçu ve Malın Değerinin Azlığı Hali (TCK 150)

Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı söz konusu ise suçu işleyen kişiye verilecek cezada 1/3 ile 1/2 arasında değişen bir oranda indirim uygulanır. Malın değerinin azlığından kastedilen şey, ekonomik değerinin çok az olmasıdır. Örneğin, bir ekmek, birkaç elma, 1 TL para gibi mal veya paranın gasp edilmesi halinde malın değerinin azlığı nedeniyle indirim uygulanabilir. Yargıtay tarafından belirlenen kritere göre, suçu işleyen kişinin daha fazlasını alma imkanı varken daha azını alması halinde “Malın Değerinin Azlığı” gerekçesiyle ceza indirimi uygulanmaktadır. Yoksa mağdurdan tüm parası cebir ve tehditle istenmesine rağmen mağdur yalnızca 1 TL’si olduğunu söylerse ve bu para kendisinden alınırsa suçu işleyen lehine indirim yapılmaz.

Bir Hukuki İlişkiye Dayanan Alacağı Tahsil Amacıyla Yağma Suçu

Yağma suçu, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenirse, işlediği fiilin niteliğine göre faile tehdit veya kasten yaralama suçlarından ceza verilir (TCK 150/1).

TCK md. 150/1’de düzenlenen bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla yağma suçu hükümlerinin uygulanabilmesi için, fail ile mağdur arasında gerçek bir hukuki ilişkiye dayanan bir alacak söz konusu olmalıdır. Alacak, sözleşme ilişkisinden kaynaklanabileceği gibi, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşme sebeplerine de dayanabilir. Fail ile mağdur arasında hukuki bir ilişki olmadan alacak iddiasında bulunulsa dahi yağma suçuna özgü olan bu madde hükümleri uygulanamaz.

Hırsızlık Suçunun Yağma Suçuna Dönüşmesi Hali

Fail, mağdura ait bir malı almak için mağdura cebir ve tehdit uyguladığı anda hırsızlık suçu yağma suçuna dönüşür. Failin uyguladığı cebir ve tehdit, ancak hırsızlık suçu tamamlanmadan işlenirse suç yağma suçuna dönüşür.

Fail, mağdurun zilyetliğine son vererek mağdurun malını elinden alıp fiili hakimiyetine ve zilyedliğine son verdikten belli bir süre sonra mağdurun malı geri almak istemesi üzerine, failin cebir ve tehdit uygulaması halinde artık yağma suçu oluşmaz. Fail, ilk eyleminden dolayı hırsızlık suçundan, mağdurun malını geri almak istemesi üzerine, mağdura cebir ve tehdit uygulaması halinde ikinci eyleminden dolayı da fiilin niteliğine göre tehdit veya yaralama suçundan cezalandırılır. Örneğin, A şahsı B şahsına ait bilgisayarı dükkanından çalmış, B şahsı A’yı bir gün sonra caddede bilgisayarıyla yürürken tesadüfen görmüş, bilgisayarını geri almak isteyince A, B’ye şiddet uygulayarak yaralamış ve kaçmış, birkaç saat sonra şikayet üzerine yakalanmıştır. Bu olayda A’nın bilgisayarı çalması şeklindeki ilk eylem ile hırsızlık suç, A’nın ikinci eylemi ise kasten adam yaralama suçu olarak nitelendirilebilir. Bu olayda yağma suçu hükümleri uygulanamaz.

Ancak hemen belirtmek gerekir ki; hırsızlık suçunun gerçekleşmesinin hemen akabinde mağdurun faili takip ederek, olayın sıcaklığı içerisinde malını geri istemesi üzerine failin tehdit ve cebir uygulaması halinde suç, hırsızlık suçundan yağma suçuna dönüşür.

Yağma Suçu ve Etkin Pişmanlık Halinde Ceza İndirimi

Etkin Pişmanlık, kişinin işlediği fiilden dolayı hiçbir baskı ve zorlama olmadan pişmanlık duyması ve ortaya çıkan haksızlığı telafi edecek davranışlar sergilemesidir.

Yağma suçunda etkin pişmanlık mümkündür. Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen kişi suçu işleyen kişi, suç ortaklarını, azmettirenleri veya suça yardım edenlerin isimlerini verirse etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanabilir. Mağdurun uğradığı zararın aynen iade veya tazmin suretiyle giderilmesi de etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için yeterlidir.

Gasp suçunda suç işlendikten sonra fakat dava açılmadan önce etkin pişmanlıkta bulunursa verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir. Dava açıldıktan sonra fakat hüküm verilmeden önce etkin pişmanlıkta bulunulursa verilecek ceza 1/3’üne kadarı indirilebilir.

Yani, silahla yağma suçu işleyen kişi dava açılmadan önce mağdurun zararını karşılarsa, 10 yıl olan cezada en fazla ½ oranında indirim yapılarak 5 yıl ceza verilebilir. Kanunda belirtilen indirim oranları maksimum indirim oranlarıdır. Yargıç bu örnekte ½ oranında değil de ¼ oranında da indirim yapabilir, ama yapacağı indirimin üst sınırı ½ oranıdır.

Yağma Suçunun Şikayet Süresi ve Zamanaşımı

Yağma suçu şikayete tabi bir suç değildir. Bu nedenle, şikayetten vazgeçme ceza davasının düşmesine veya daha az cezaya hükmedilmesine yol açmaz. Herhangi bir şekilde suçun işlendiği savcılık tarafından öğrenildiğinde kendiliğinden soruşturma başlatılmalıdır. Yağma suçu açısından herhangi bir şikayet süresi yoktur. Ancak, suçun dava zamanaşımı süresi 15 yıl olup, suçun işlendiği tarihten itibaren 15 yıl geçmeden işlenen suç savcılığa bildirilmelidir. Aksi takdirde, dava zamanaşımı süresi dolacağından suç ile ilgili soruşturma yapılamayacaktır.

Gasp suçu nedeniyle yargılama görevi ağır ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Yağma (Gasp) Suçu Yargıtay Kararları
Yağma Suçu Yargıtay Kararları

Fail konuta girerek nitelikli yağma suçu işlemiş ve mağduru da öldürmüştür. Faile hem nitelikli yağma suçundan hem de konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza verilmiştir. Konut dokunulmazlığını ihlal suçu gasp suçunun nitelikli halinin unsurudur. Bu nedenle faile yalnızca nitelikli gasp suçundan ceza verilmesi gerekir, konut dokunulmazlığını ihlal suçundan fail ayrıca cezalandırılamaz (Yargıtay 1. Ceza Dairesi – Esas No: 2014/6186, Karar No: 2015/1738, Tarih: 24.3.2015).

Faile ait araç vergi borcu nedeniyle haczedilmiş ve trafik ekiplerince yakalanarak otoparka teslim edilmiştir. Fail kendisine ait aracın yedek anahtarıyla aracı çaılıştırmış, “ne olursa olsun kapıyı kırıp çıkacağım” diyerek otopark görevlisi mağdurun kapıyı açmasını sağlamıştır. Bu durumda TCK 290/2 maddesi yollamasıyla 149/1-d gereği failin nitelikli yağma suçu hükümleriyle cezalandırılması gerekir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2012/20739, Karar No: 2015/38014, Tarih: 4.3.2015).

Başkasına ait alacağın tahsili amacıyla yağma suçu işlenmesi halinde TCK 150/1 hükümleri uygulanamaz. TCK 150/1 maddesi hükümlerinin uygulanabilmesi kişinin kendi alacağını tahsil amacıyla hareket etmesi gerekir. Başkasının alacağını tahsil etmek için cebir ve tehdit kullanan kişi gasp suçu hükümleri gereği cezalandırılması gerekir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2012/13894, Karar No: 2015/1055, Tarih: 4.2.2015).

Sanığın mağdurdan alacağı mevcuttur. Sanık, mağduru zorla kendi evine sokarak zorla senet imzalatmıştır. Sanığın mağdura zorla imzalattırdığı senetteki miktar, alacaklı olduğu gerçek alacak miktarından fazladır. Kendi alacağından daha fazla miktarda senet imzalattıran mağdur hakkında yağma suçu ve kişi hürriyetinin kısıtlanması hükümleri uygulanmalıdır, TCK 150/1 maddesinin kendi alacağını tahsil amacıyla gasp suçu hükümleri bu olayda uygulanamaz (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2011/21386, Karar No: 2014/14108, Tarih: 8.7.2014).

Yağma suçu esnasından basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralanma meydana gelmiştir. Basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek yaralanma gasp suçunun unsurudur. Bu nedenle fail sadece nitelikli gasp suçundan cezalandırılmalıdır, failin yaralama suçu nedeniyle ayrıca cezalandırılması hukuka aykırıdır (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2014/6315, Karar No: 2014/14071, Tarih: 7.7.2014).

Mağdurun eşyaları, bir miktar parası sanıklar tarafından alınmış, ayrıca toplam 2000 TL daha ödememesi halinde ellerinde mağdura ait cinsel içerikli görüntülerin de internet ortamında yayınlanacağı tehdidinde bulunulmuştur. Bu olaydan sonra mağdurdan talep edilen 2000 TL’nin ödenmesi için mağdur ve ailesiyle irtibata geçen sanıklar tehdide devam etmiştir. Mağdur şikayetçi olmuş ve sanıklar ilk olaydan 21 gün sonra yakalanmıştır. Bu olayda iki farklı zaman diliminde iki yağma suçu işlendiği yönündeki görüş kabul edilemez. Sanıkların fiilleri aynı nitelikli gasp suçunun parçası olan tek fiil olarak kabul edilerek, sadece bir gasp suçundan ceza verilmesi gerekir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Esas No: 2013/6-617, Karar No: 2014/271, Tarih: 20.5.2014).

Sanığın mağdurdan aldığı senetler, mağdurun beyanı üzerine sanık tarafından olay anında polise teslim edilmiştir. Fakat sanığın olay anında zaten kaçma imkanı yoktur, polis basit bir üst aramasıyla senetlere ulaşabilecek durumdadır. Mağdurun soruşturma aşamasında şikayetten vazgeçmesi halinin de etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması açısından bir önemi yoktur. Bu nedenle, yağma suçu nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerini de düzenleyen TCK 168 maddesi bu olayda uygulanamaz (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Esas No: 2013/6-628, Karar No: 2014/258, Tarih: 13.5.2014).

Sanık ve yakalanamayan suç ortağı, motosikletle mağdur kadına yaklaşarak çantasını çekmiş, mağdur direndiğinde zarar göreceğini anladığından çantayı bırakmıştır. Bu olayda hırsızlık suçu hükümleri değil, TCK 149/1-c maddesi gereği nitelikli yağma suçu hükümleri uygulanmalıdır (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2011/9048, Karar No: 2013/23509, Tarih: 26.11.2013).

Sanık mağdurdan 5 TL istemiş, mağdurun cebinden çok para çıkarması üzerine, sanığın “20 TL ver, benzin alacağımm, ancak yeter” demesi, mağdurun itirazı üzerine sanığın bıçak çıkartıp “seni keserim” şeklinde beyanı nedeniyle mağdurun 20 TL’yi vermek zorunda kaldığı olayda, yağma suçunda uygulanabilecek TCK 150/2 maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı mahkemece araştırılmalıdır. Çünkü sanık daha çoğunu alma imkanı varken daha azını almışsa cezası 1/3’ten 1/2’ye kadar ceza indirimi uygulanacaktır (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2013/3909, Karar No: 2013/8874, Tarih: 24.4.2013).

Müşteki, para vermesi için tehdit edilmesi üzerine polise başvurmuş, polis tarafından hazırlanan seri nosu alınmış paralar müştekiye verilmiş, müşteki tarafından sanık çağrılarak tehditle istediği para kendisine verildiği sırada polis tarafından yakalanmıştır. Somut olayda yağma suçu tamamlanmadığı gibi tamamalanma ihtimali de yoktur. Bu nedenle failin yağma suçuna teşebbüsten cezalandırılması gerekir (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2012/9022, Karar No: 2013/1320, Tarih: 4.2.2013).

Müştekinin işyerine girerek tehditle 4 bira ve 1 sigara alan sanıklar, daha fazlasını alma imkanları olduğu halde almamışlardır. Bu halde yağma suçunda malın değerinin azlığı nedeniyle ceza indirimini düzenleyen TCK 150. maddesi uygulanmalıdır (Yargıtay 6. Ceza Dairesi – Esas No: 2010/31393, Karar No: 2011/7086, Tarih: 25.5.2011).

Yağma suçu, suçun niteliği ve cezası itibariyle mutlaka bir ceza avukatı vasıtasıyla savunma yapılması gereken bir suçtur. Yağma suçu, malvarlığı değerlerini koruyan temel suçlardan biridir. Gasp suçu, giğer malvarlığı suçları olan Dolandırıcılık Suçu, Mala Zarar Verme Suçu, Güveni Kötüye Kullanma Suçu, Hırsızlık Suçu, gibi birçok suç ile benzeşen eylemler içermesi nedeniyle suç vasfının belirlenmesi noktasında uygulamada karışıklıklar meydana gelmektedir.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner | Ceza Avukatı

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) Nedir? (CMK md.231)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi boyunca kasıtlı bir suç işlenmez ve yükümlülüklere uygun davranılırsa ceza kararının ortadan kaldırılması ve davanın düşmesine yol açan bir cezanın bireyselleştirilmesi kurumudur (CMK md.231). Erteleme, takdiri indirim gibi bireyselleştirme kurumlarında mahkeme kararı birtakım hukuki sonuçlar doğrururken, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunda ortada sonuç doğuracak bir mahkeme hükmü yoktur. Mahkeme, hukuk sisteminde sonuç doğuracak şekilde kararını henüz açıklamamış, açıklamayı geri bırakmıştır. HAGB kararı, kişinin medeni, siyasi veya özel yaşamına hiçbir kısıtlama getirmeden adeta sanığa ikinci bir şans tanır. HAGB kararı, suç işleyen kişinin hayatına ceza hukuku müdahalesini adeta askıya almaktadır.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Şartları

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için birtakım şartların bir arada bulunması gerekir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun HAGB kararı için aradığı tüm şartlar vücut bulmadan, hakim, HAGB kararı verme yetkisine sahip değildir. Bu şartlar şunlardır:

HAGB Kararı için Suça Dair Şartlar Nelerdir?

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilemeyecek Suçlar

Bazı suçlar açısından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceğine dair özel kanunlarda düzenlemeler vardır. Aşağıdaki hallerde sanık hakkında HAGB kararı verilemez:

477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanunu md. 63/2 gereği, bu kanun kapsamındaki disiplin suçlarının ceza miktarı ne olursa olsun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Ancak, disiplin suçu 26.02.2008 tarihinden önce işlenmişse hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanabilir.
Karşılıksız çek keşide etme suçu (5491 sayılı Çek Kanunu md.5/10),
İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu,
Disiplin veya tazyik hapsi gerektiren fiiller (Örneğin, taahhüdü ihlal veya nafaka borcunun ödenmemesi suçu nedeniyle hükmedilen tazyik hapsi; duruşma disiplinine aykırılık nedeniyle hakim tarafından hükmedilen disiplin hapsi).
Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlar (CMK md.231/14).
Özellikle belirtelim ki, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar bakımından 6352 sayılı Kanun m.105/2-b maddesi ile yapılan değişiklikle birlikte HAGB hükümleri uygulanabilmektedir. Örneğin, propaganda, örgüte yardım etme suçu vs. gibi suçları işleyenler diğer şartlar varsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumundan faydalanabilirler.

Hapis Cezasında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

HAGB kararı verilebilmesi için mahkemenin yaptığı yargılama neticesinde hükmettiği ceza hapis cezası ise, 2 yıl veya daha az süreli hapis cezası olmalıdır. 18 yaşından küçük çocuklar açısından da aynı ceza miktarı geçerlidir. Suçun niteliğinin (yukarıda açıkladığımız istisnalar hariç), taksirle veya kasten işlenmesinin hiçbir önemi yoktur, önemli olan cezanın miktarıdır. Ceza Muhakemesi Kanunu, 2 yıl veya daha az ceza miktarını mutlak nitelikte bir ölçü olarak kabul etmiştir. Bu yüzden, örneğin, kasten adam yaralama, taksirle adam yaralama, hırsızlık suçu, dolandırıcılık suçu, hakaret suçu, mala zarar verme suçu, tehdit suçu, şantaj suçu, uyuşturucu madde kullanma gibi suçlar nedeniyle hükmedilen hapis cezaları süre koşulunu sağladığı takdirde sanık hakkında HAGB kararı verilebilir.

Adli Para Cezasında Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli Para Cezası, doğrudan verilebileceği gibi hapis cezasından da çevrilebilen bir ceza yaptırımıdır. Mahkeme yargılama neticesinde sanık hakkında doğrudan sadece adli para cezasına veya hapis cezası ile birlikte doğrudan adli para cezasına hükmetmiş ise, bu para cezası hakkında da HAGB kararı verilebilir. Burda dikkat edilmesi gereken husus, adli para cezasının doğrudan verilen bir adli para cezası olmasıdır. Hapis cezasından çevrilen adli para cezaları için hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkün değildir. Bir örnek vermek gerekirse, hakaret suçunda mahkeme sanığa 3 ay ile 2 yıl arası hapis cezası veya adli para cezası verebilir. Mahkeme hapis cezası vermek yerine doğrudan adli para cezası verirse hükmedilen adli para cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Fakat, mahkeme adli para cezası vermek yerine önce 4 ay hapis cezası verip daha sonra verdiği hapis cezasını adli para cezasına çevirirse, artık bu adli para cezası açısından HAGB kararı verilemez.

HAGB Kararı için Sanığa Dair Şartlar Nelerdir?

Hakkında HAGB Kararı Verilecek Sanığın Daha Önce Kasıtlı Bir Suçtan Mahkum Olmaması

Sanığın daha önce kasten işlediği bir suçtan dolayı kesinleşmiş mahkumiyeti varsa hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemez. Önceki mahkumiyetinin hapis cezası veya adli para cezası olmasının veya cezanın miktarının hiçbir önemi yoktur. Sanığın önceki mahkumiyetine esas suç kasten işlenmişse hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkün değildir.

Taksirle işlenen suçlar bakımından sanık hakkında önceden kesinleşmiş mahkumiyet kararı olsa bile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Örnek vermek gerekirse, trafik kazası, iş kazası veya başka bir taksirli fiil ile ölüm veya yaralama suçlarından mahkum olmuş bir kişi hakkında sonraki kasıtlı suçu nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

Sanık kasıtlı bir suçtan mahkum olmadığı halde adli sicil kaydında denetimli serbestlik tedbiri varsa, HAGB kurumundan faydalanabilir. Örneğin, sanığın adli sicil kaydında uyuşturucu madde kullanma suçundan tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri yer alsa bile, bu tedbir hukuki niteliği itibarıyle ceza olmadığı için sanık hakkında HAGB kararı verilebilir.

Suç Nedeniyle Mağdurun Uğradığı Zararın Giderilmesi

İşlenen suç nedeniyle mağdur veya kamu bir zarara uğramışsa, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için uğranılan bu zararın giderilmesi gerekir. Suç nedeniyle oluşan zarardan kasıt, doğrudan suçun neden olduğu maddi zararlardır. Manevi zararlar uğranılan zarar kapsamında değildir. Zararın giderilmesi, zararın konusu olan şey aynen verilebiliyorsa aynen iade yoluyla, aynen iade edilemeyecek bir şey ise tazmin suretiyle giderilmesi yoluyla mümkün olur. Örnek vermek gerekirse, cep telefonu çalınan kişiye cep telefonunun aynen iade edilmesi veya bedelinin ödenmesi zararın giderilmesi olarak kabul edilir. Suç nedeniyle oluşan dolaylı zararlar, CMK md. 231’deki “uğranılan zarar” kapsamına dahil değildir. Örneğin, işlenen suç nedeniyle mağdurun çalışamaması, iş güç kaybı “uğranılan zarar” kavramına dahil olmayan dolaylı zararlar olarak kabul edilmektedir.

Zararın Tespiti ve Bilirkişi İncelemesi: Ceza hakimi, zararı basit bir şekilde araştırmalı ve yaklaşık bir miktar belirlemelidir. Zarar miktarı açık değilse zararın belirlenmesinin tarafların subjektif adaletine terkedilmemesi gerekir. Ceza mahkemesi, suç nedeniyle oluşan zararı yaklaşık olarak tespit ederek ceza uyuşmazlığını çözmelidir. Bazen zararın yaklaşık olarak tespit edilmesi dahi hakimin bilgisini aşan bir teknik bilgi gerektirebilir. Bu durumda da mahkeme, zararın yaklaşık olarak tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırarak zararı tespit etmelidir.

Mağdurun Uğradığı Zararın Kısmen Giderilmesi: Mağdurun uğradığı zarar tamamen değil, kısmen giderildiği takdirde HAGB kararı verilebilmesi için mağdurun HAGB kararı verilmesine rıza göstermesi gerekir. Mağdur veya müştekinin, zarar kısmen karşılandığında onayı yoksa sanık hakkında HAGB hükümleri uygulanamaz. Mağdur veya müştekinin zararın kısmen ödenmesini kabul etmesi, HAGB kararı verilmesine rıza gösterdikleri anlamına gelmez. Zararın kısmen tazmini halinde HAGB hükümlerinin uygulanması için mağdur veya müştekinin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine ayrıca ve açıkça rıza göstermesi gerekir.

Ceza hakiminin yaptığı bu tespit kesin nitelikte bir tespit olmayıp ayrıca hukuk mahkemesinde tazminat davası açmaya engel değildir.

Kamunun veya mağdurun uğradığı zararın denetim süresi içinde taksitlerle ödenmesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.

Bazı suçların özelliği gereği, kamunun veya kişilerin suç nedeniyle uğradığı bir zarar olmayabilir. Bu durumda uğranılan zararın giderilmesi koşulu, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi için şart olmaktan çıkar.

“Uğranılan Zarar” kavramının iyi anlaşılabilmesi için örnekler;

Mühür Bozma (Fekki) Suçu: Dükkanı mühürlendiği halde mührü söken kişi, mühür fekki suçunu işlediği halde bu suçta hiç kimsenin suçtan dolayı maddi zararı oluşmaz (Yargıtay 10.Ceza Dairesi 2014/919 karar).

İmar Kirliliği Suçu: İmar kirliliğine neden olma suçunda ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirerek 184/5. maddesindeki özel düzenlemeden yararlanma imkanı bulunan fail hakkında 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi mümkün değildir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Karar: 2015/167).

Hakaret suçu: Hakaret suçunda müşteki belgeye dayalı bir zararı olduğunu ispatlayamazsa, manevi zarar “uğranılan zarar” olarak kabul edilemez. Bu nedenle giderilecek zarar olmadığından HAGB kararı verilmelidir. (Yargıta 2. Ceza Dairesi-2012/42821).

Mahkemece Sanığın Tekrar Suç İşlemeyeceği Kanaatine Varılması

Mahkeme, sanığın duruşmadaki tutum ve davranışlarını, kişilik özelliklerini göz önüne alarak yeniden suç işlemeyeceği kanaatine varırsa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verir. Hemen belirtelim ki, yargıç, sanığın davranışlarını ve kişiliğini sübjektif kriterlere göre değerlendiremez. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre sanığın duruşma tutanaklarına yansıyan olumsuz bir davranışı ve bilinen olumsuz bir kişilik özelliği yoksa, yargıç HAGB kararı vermelidir.

Sanığın Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına Onay Vermesi

Sanık, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kabul etmediğini beyan ederse yargıç, HAGB kararı veremez. Çoğu sanığın “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmeli miyim” şeklindeki sorusu ile karşılaşılır. HAGB kararı verilmesini kabul edip etmemeyi somut olaya göre değerlendirmek gerekirse de, davaların büyük bir çoğunluğunda HAGB kararı verilmesini kabul etmek sanığın lehinedir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması HAGB Nedir
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Denetim Süresi İçinde Yeniden Suç İşlenmesi

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde sanık 5 yıl süreyle denetime tabi tutulur. 18 yaşından küçük çocuklar için denetim süresi 3 yıldır. Sanığın bu denetim süresi içinde kasten bir suç işleyip işlememesine göre iki sonuç ortaya çıkar:

Sanık denetim süresi içinde kasten bir suç işlemez ve yargıcın belirlediği diğer yükümlülüklere uygun hareket ederse açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilir. Dava düştükten sonra yargılanan kişi davadan önceki hukuki durumuna geri döner.

Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işler veya hakimin belirlediği yükümlülüklere aykırı hareket ederse açıklanması geri bırakılan hüküm mahkeme tarafından açıklanır.

Denetim süresi içerisinde yeniden kasıtlı suç işleyen sanık hakkında açıklanması geri bırakılan hüküm aynen açıklanır. Suç işleyen sanık hakkında daha önce verilen ceza seçenek yaptırımlara çevrilemez, ertelenemez.

Denetim süresi içinde suç işlemediği halde hakimin belirlediği denetimli serbestlik yükümlülüklerini yerine getirmeyen sanık hakkındaki hükmün de açıklanmasına karar verilir. Ancak, bu durumda hükmü açıklayan mahkeme sanığın cezasının yarısına kadar olan bir kısmının infaz edilmemesine karar verebilir. Mahkeme, koşulları varsa suç işlemeyen ancak yükümlülüklere aykırı davranan sanık aleyhine hükmedilen hapis cezasını erteleyebilir veya adli para cezası gibi seçenek bir yaptırıma çevirerek yeni bir mahkumiyet hükmü de kurabilir.

Denetim süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde, işlendiği iddia edilen ikinci suçun mahkumiyetle kesinleşmesinden sonra işlenen ilk suç nedeniyle verilen HAGB kararı açıklanabilir. Nitekim, Yargıtay işlendiği iddia edilen ikinci suç kesinleşmediği halde, birinci suç nedeniyle verilen HAGB kararının açıklanmasını hukuka aykırı bulmuştur (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – 2008/25 karar, Yargıtay 15. Ceza Dairesi- 2012/45113 karar).

Önemle belirtmek gerekir ki; 28.06.2014 tarihine kadar işlenen suçlarda birden fazla kere hükmün açıklanmasının geri bırakılması verilebilir. Bu tarihten sonra işlenen suçlarda birden fazla kere HAGB kararı verilmesi kanuni düzenleme nedeniyle mümkün değildir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararına Nasıl İtiraz Edilir?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı, kararın duruşmada öğrenilmesinden veya tebliğ edilmesinden itibaren 7 gün içinde itiraz edilebilir. Hagb kararına karşı istinaf veya temyiz başvurusu yapılamaz.

Kararı veren mahkeme hangisi ise o mahkemeye dilekçe verilerek HAGB kararına itiraz edilebilir. Kararı veren mahkeme itirazı önce kendisi değerlendirir ve itiraz üzerine yapacağı inceleme ile kendi verdiği kararı düzeltebilir. Hagb kararı veren mahkeme, kararına yapılan itirazı yerinde görmezse itiraz dilekçesini itirazı incelemeye yetkili mahkemeye gönderir.

HAGB kararına itirazı incelemeye yetkili mahkemeler şu şekilde belirlenir (CMK md. 268):

1- Asliye Ceza Mahkemesi’nin Hükmettiği HAGB Kararına Yapılan İtirazı İncelemeye Yetkili Mahkeme: HAGB kararı, Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilmişse, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itirazı incelemeye yetkili mahkeme, o adliyedeki Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Aynı adliyede Ağır Ceza Mahkemesi yoksa, Asliye Ceza Mahkemesi’nin yargı çevresinde bulunduğu Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edilebilir.

Hemen belirtmek gerkir ki, Çocuk Mahkemeleri ve Fikri Sınai Ceza Mahkemeleri, Asliye Ceza Mahkemesi derecesinde kabul edilir.

Asliye Ceza Mahkemesi’nin HAGB Kararına İtirazı İncelemeye Yetkili Mahkemeler İçin Örnekler: Örnek-1: İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği HAGB kararına yapılan itiraz, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılmalıdır. Örnek 2: Büyükçekmece Asliye Ceza Mahkemesi’nin verdiği HAGB kararına itirazı incelemeye yetkili mahkeme, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Çünkü, Büyükçekmece Adliyesi’nde Ağır Ceza Mahkemesi yoktur, bu nedenle Büyükçekmece Adliyesi’nin yargı çevresinde bulunduğu Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, HAGB kararına yapılan itirazı incelemeye yetkilidir.
2- Ağır Ceza Mahkemesi’nin Hükmettiği HAGB Kararına İtiraz: Herhangi bir Ağır Ceza Mahkemesi’nin hükmettiği HAGB kararına itirazı incelemeye yetkili mahkeme, HAGB kararını veren mahkemeyi sıra numarası olarak izleyen Ağır Ceza Mahkemesi’dir.

Ağır Ceza Mahkemesi’nin HAGB Kararına İtirazı İncelemeye Yetkili Mahkemeler İçin Örnekler: Örnek-1: Bakırköy 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği HAGB kararına karşı yapılan itiraz, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenir. HAGB kararı veren Ağır Ceza Mahkemesi o adliyedeki tek Ağır Ceza Mahkemesi ise, HAGB karına itirazı incelemeye yetkili mahkeme o adliyeye en yakın Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Örnek-2: Silivri Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği HAGB kararına karşı itirazı incelemeye yetkili mahkeme Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’dir. Silivri Adliyesinde tek Ağır Ceza Mahkemesi mevcut olduğundan en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Bakırköy Adliyesi’ndedir.
Yargıtay kararlarına göre HAGB itiraz dilekçesi incelemek üzere kendisine gönderilen mahkeme, itiraz edilen kararı hem usul hem esas açısından denetimden geçirecektir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına itiraz, henüz etkin bir kanun yoluna dönüşmüş değildir. Yapılan itirazlar hakkında dosya üzerinden inceleme yapılarak karar verilmektedir.

HAGB Kararına İtiraz Halinde Aleyhe Bozma/Değiştirme Yasağı

Aleyhe bozma/değiştirme yasağı, yalnızca sanık lehine temyiz veya istinaf başvurusu yapıldığında, hükmün sanık aleyhine sonuç doğuracak şekilde değiştirilememesidir. Örneğin, şantaj suçu nedeniyle sanık 1 yıl hapis cezasına mahkum edilmiş ve yalnızca sanık lehine istinaf başvurusu yapılmışsa; istinaf mahkemesi, sanığa az ceza verildiği kanaatinde olsa bile aleyhe bozma/değiştirme yasağı nedeniyle hükmü bozamayacaktır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz halinde, aleyhe bozma/değiştirme yasağı ilkesi uygulanmaz. Yani, hagb kararına itiraz sanık lehine yapılmış olsa dahi, itiraz mercii hükmü sanık aleyhine de bozabilir (Yargıtay 1.CD – 2012/5844 karar).

Yargıtay, aleyhe bozma yasağı ilkesinin sadece temyiz (CMK md.307/4) ve istinaf (CMK md.283) kanun yolları için açıkça düzenlendiğini, hagb kararına itiraz halinde ilkenin uygulanabileceğine dair açık bir yasal hüküm olmadığından ilkenin itiraz kanun yolunda uygulanamayacağını belirtmektedir.

HAGB Kararı Aleyhine Kanun Yararına Bozma Başvurusu

Kanun yararına bozma, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen mahkeme kararları aleyhine gidilebilen bir kanun yoludur. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, itiraz edilmeyerek veya itiraz edildiğinde itirazı incelemeye yetkili merciinin red kararı ile kesinleşir. Kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı “kanun yararına bozma” yoluna başvurulabilir. Ancak, hagb kararı aleyhine yasa yararına bozma kanun yoluna gidildiğinde, kanun yararına bozma konusu edilen kararın içeriği (esası) denetlenemez. Kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay tarafından yapılacak inceleme, Hagb kararının biçimsel şartlarının oluşup oluşmadığının denetlenmesinden ibaret olacaktır. Yargıtay, kanun yararına bozma başvurusu üzerine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında aşağıdaki noktaların kararda hukuka uygun tatbik edilip edilmediğini denetleyecektir:

Hükmedilen ceza miktarının hagb uygulaması için uygun olup olmadığı,
Sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyetinin olup olmadığı,
Zararın giderilip giderilmediği,
Suçun hagb uygulanamayacak istisnai bir suç olup olmadığı,
Denetim süresinin doğru tayin edilip edilmediği
Hakimin kararda hagb koşullarını değerlendirip değerlendirmediği.
Yargıtay kanun yararına bozma başvurusu üzerine yukarıdaki noktalarda hukuka aykırılık tespit ederse, hukuka aykırılık yeni bir yargılamayı gerektirdiği takdirde yeniden yargılama yapılarak karardaki hukuka aykırılığın giderilmesi için dosyanın mahkemesine iadesine karar verir. Yargılama yapılmasını gerektirmeyen hallerde ise hukuka aykırılık Yargıtay ilgili ceza dairesince veya Ceza Genel Kurulunca doğrudan karar verilerek giderilir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Tutuklama Nedeniyle Tazminat

Kural olarak, haksız bir şekilde uygulanan arama, elkoyma, yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerinin mağduru, devletten maddi ve manevi tazminat talep edebilir (CMK md.141). Hükmün açıklanmasının geri bırakılması halinde; 5 yıllık deneme süresini iyi halli geçirip hakkındaki davanın düşmesine karar verilen sanıklar, haksız tutuklama vb. gibi kişi özgürlüğünü sınırlayan koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat talep edebilirler. Ancak, bu kişilerin tazminat talep edebilecekleri süre; HAGB kararı ile hükmedilen hapis veya adli para cezası infaz edilmiş olsaydı, infaz kanunu gereği cezaevinde geçirilecek süreyi aşan kısma denk gelen tutukluluk süresidir (Yargıtay 12. CD – Karar: 2016/5571, Karar: 2014/16397).

Örneğin, 1 yıl 8 ay hapis cezası verilen davada 6 ay tutuklu kalan sanık hakkında hagb kararı verilmiş olsun. Bu sanık, 5 yıllık deneme süresini iyi halli geçirip davanın düşmesine karar verilse bile, hakkında hükmedilen ceza infaz edilmiş olsaydı tutuklu kaldığı süreden daha fazla cezaevinde kalacağından tutukluluk nedeniyle tazminat isteyemez.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararının Memurluğa Etkisi Nedir?

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, yargılanan kişiye verilen ikinci bir şanstır. HAGB kararı, kişinin mevcut hukuki statüsünde olumsuz bir değişiklik olmaması için düzenlenmiş bir kurumdur. Hakkında HAGB kararı verilen kişinin devlet memurluğu, milletvekilliği, avukatlık veya başkaca bir kamu hizmeti ifa etmesinin önünde hiçbir yasal engel yoktur. Hakkında HAGB kararı verilen kişinin mahkumiyete esas cezası ne olursa olsun memuriyetten veya başkaca bir kamu görevinden atılması mümkün değildir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması mı Cezanın Ertelenmesi Kararı mı Sanık Lehinedir?

Hapis Cezasının Ertelenmesi kararında mahkemenin verdiği karar, hukuk sisteminde derhal sonuç doğurmaya başlar. Ceza erteleme kararı bir cezanın infazı şeklidir. Halbuki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararında ortada hukuki sonuç meydana getirecek bir mahkeme kararı mevcut değildir. Bu nedenle hapis cezasının ertelenmesi halinde sanığın cezası infaz edildiğinden infaz aşamasında birtakım kısıtlamalarla karşılaşacaktır, hatta bazı haklarını kullanmayacaktır. Örneğin, yargılama neticesinde hükmedilen 2 yıl hapis cezası ertelenen sanık deneme süresi içinde milletvekili veya devlet memuru olamaz. Ama HAGB kararı verilmişse milletvekilliği veya devlet memurluğu önünde hiçbir engel yoktur.

Her iki kavramı karşılaştırmak için bir Ceza avukatı ile görüşünüz veya hapis cezasının ertelenmesi hakkında yazdığımız yazıyı inceleyiniz.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Adli Sicil Kaydına İşler mi? (Sabıka Kaydına İşlenir mi?)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, Adli Sicil Kaydı (Sabıka Kaydı) kayıtlarında görünmez. HAGB kararları, adli sicil kaydında bu hükümlere özgü bir sisteme kaydedilir. Bu nedenle e-devlet üzerinden alınan sabıka kaydında veya adliyeden alınan adli sicil kaydında HAGB kararı gözükmez. Bu kayıtlar, hakim veya savcı tarafından bir soruşturma veya kovuşturma ile bağlantılı olarak CMK 231. maddede belirtilen yukarıda açıkladığımız hususların tespiti amacıyla kullanılabilir.

HAGB Yargıtay Kararları
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Yargıtay Kararları

Sanık, mağdurun zararını gidermek istemiş, ancak mağdur zararın karşılığı olan parayı almayı kabul etmemiştir. Mahkemenin sanığa ödeme yeri göstermesi gerekir. Sanığın zararı ödemesi halinde ceza indirimi uygulanmalıdır (Yargıtay 2. Ceza Dairesi – 2014/20956 karar).

Suç nedeniyle oluşan zarar tam olarak bilinmiyorsa, hakim zararı yaklaşık olarak belirleyip sanığın belirlenen zarar miktarını ödeyip ödememesine göre, sanığın HAGB kararı verilmesi talebi hakkında karar vermelidir. Bazen zararın tespiti, hakimin genel bilgisini aşan teknik inceleme gerektirebilir. Bu durumda hakim, yaklaşık zararın tespit edilmesi için bilirkişi incelemesi yaptırmalı, sonucuna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verip vermeyeceğini kararlaştırmalıdır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Esas No: 2008/11-250, Karar No: 2009/13; Yargıtay 2. Ceza Dairesi – Esas No:2009/2119, Karar No: 2009/17270).

Sanığın önceki mahkumiyetine esas sabıka kaydının (adli sicil kaydının) adli sicil kaydından silinmesi koşulları oluşmuşsa, artık sanığın sabıkası olduğu gerekçesiyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesi hukuka aykırıdır. Önceki mahkumiyete esas adli sicil kaydının silinmesi koşulları oluşmuşsa, sabıka kaydında mahkumiyet bilgilerinin yer almasının önemi yoktur, sanık hakkında HAGB kararı verilmelidir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Esas No: 2011/3-479, Karar No: 2012/145).

Denetim süresi içerisinde yeni bir suç işlenmesi halinde açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanır. Yeni bir suç işlenmesi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılarak hükmün açıklanmasına karar verildiğinde, bu yeni verilen hükümde ceza seçenek yaptırımlara çevrilemez ve ertelenemez. Cezanın ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesi ihtimali, sadece sanığın denetim süresi içinde suç işlememesi ancak belirlenen yükümlülüklere aykırı davranması halinde mümkündür (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – 2015/1330 / Yargıtay 2. Ceza Dairesi -2014/25119 karar).

Ceza Muhakamesi Kanunu (CMK) 231/6-c maddesi gereği giderilmesi gereken zarar basit bir yöntemle tespit edilmesi mümkün olan zarardır. Mevcut olayda vergi inceleme raporu ve benzeri delillerle ortaya çıkan kamunun uğradığı zararı ödeyip ödemeyecekleri sanıklardan sorulmalı, ödedikleri takdirde HAGB kararı verilmelidir (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2014/10013 karar).

HAGB kararına karşı temyiz yolu kapalı olup bu kararlara ancak itiraz edilebilir. Fakat, sanığın temyiz dilekçesi itiraz dilekçesi olarak kabul edilmeli ve itirazı incelemeye yetkili mahkemeye gönderilmelidir (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – 2014/16494 karar).

Somut olayda hükümlü denetim süresi içerisinde yükümlülüklere aykırı davrandığından hükmün açıklanmasına karar verilmiştir. Açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanırken hüküm fıkrası değiştirilemez. Ancak, hüküm açıklandıktan sonra hakim cezanın yarısına kadar olan kısmının infaz edilmemesine veya cezanın ertelenmesine veya adli para cezasına çevrilmesine karar verebilir (Yargıtay 13. Ceza Dairesi – 2014/27800 kararı).

Sanık yararına 62. madde gereği 1/6 indirim yapılırken ve TCK 51. madde gereği erteleme kararı verilirken sanık hakkında mahkemenin olumlu düşünceleri esas alınmış, aynı kararda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmemesinin gerekçesi olarak sanığın olumsuz davranışları gösterilmiştir. Mahkeme, sanık hakkında HAGB kararı verilmemesine yol açan olumsuz davranışın ne olduğunu açık açık göstermelidir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – 2014/15637 karar).

Tehdit ve hakaret suçunun somut olarak meydana getirdiği maddi bir zarar somut olayda mevcut değildir. Bu nedenle sanıktan zararın giderilmesini istemek mümkün değildir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmelidir (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – 2014/8473).

Uyuşturucu madde kullanma suçu nedeniyle sanık hakkında daha önce denetimli serbestlik ve tedavi tedbiri uygulanmamışsa, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi zorunludur (Yargıtay 10 Ceza Dairesi – 2014/5249 karar).

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi halinde, ancak deneme süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi durumunda fazladan tutuklu kalınan süreler için tazminat talebinin değerlendirilebilir (Yargıtay 12. CD – Karar: 2016/5571).

HAGB Kararından Sonra Suç İşlenmesi ve Dava Zamanaşımı

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu’nun 01.03.2016 tarih 2015/3-599 esas, 2016/99 karar sayılı ilamında da; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin davalarda dava zaman aşımı süresinin ne zaman duracağı ve ne zaman işlemeye başlayacağını tartışmıştır. Anılan kararda; “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zaman aşımı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde denetim süresi sonunda, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde ise yeni suçun işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte dava zaman aşımı süresi yeniden işlemeye başlar” hükmüne yer verilmiştir.

Olayımızda, sanık Umut’un eylemine uyan kasten yaralama suçunun TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık dava zaman aşımına tabi olduğu, aynı maddenin 2. fıkrasına göre de 12-15 yaş grubunda olan sanık hakkındaki dava zamanaşımının bu sürenin yarısı olan (4) yıllık süreye karşılık geldiği, Aynı Kanunun 67/4. maddesi uyarınca da dava zaman aşımını kesen sebeplerin varlığı halinde bu sürenin (6) yıla kadar uzayacağı, bu duruma göre; suçun işlendiği 12.01.2009 tarihinde başlayan dava zaman aşımı süresinin 12.01.2015 tarihinde dolduğu, ancak Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu’nun anılan kararı nazara alındığında, sanık hakkında verilen ‘hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına’ ilişkin kararın kesinleştiği 08.06.2009 tarihi ile 2. suçu işlediği 15.01.2010 tarihleri arasında dava zaman aşımı süresinin 7 ay 13 gün süreyle durduğunun kabulü gerektiği, bu sürenin olağanüstü zaman aşımı süresine eklenmesi halinde sanık hakkında açılmış bulunan kamu davasının 25.08.2015 tarihinde, zamanaşımına uğradığı anlaşılmıştır (Yargıtay 6.Ceza Dairesi – Karar: 2016/5922).

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı ve Zarar Kavramı

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilirken, 5271 Sayılı CMK’nın 231. maddesinde sayılan nesnel ve öznel koşulların değerlendirilip buna dair gerekçelerin gösterilmesi gerektiği, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmadığı, bu sebeple hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi için aranan 5271 Sayılı CMK’nın 231/6-a. maddesinde gösterilen, “kasıtlı suçtan mahkum olmama” nesnel koşulunun bulunduğu, aynı Kanun’un 231/6-c. maddesinde gösterilen ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair nesnel koşullardan bir diğeri olan suçun işlenmesi ile mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesinde esas alınacak zararın, kanaat verici basit bir araştırmayla belirlenecek maddi zararlar olduğu, ancak herhangi bir zararın doğmadığı veya zarar doğurmaya elverişli bulunmayan suçlar yönünden bu koşulun aranmayacağı, mühür bozma suçunun da zarar doğurmaya elverişli suçlardan olmadığı gözetilerek, 5271 Sayılı CMK’nın 231/6. maddesinin ( b ) bendinde belirtilen, “kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” öznel koşulunun oluşup oluşmadığı değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, “kurumun zararının giderilmediği” biçimindeki yeterli olmayan gerekçeye dayanılarak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 13. Ceza Dairesi – Karar: 2016/11729).

HAGB Kararının Memuriyete Etkisi İle İlgili Danıştay Kararları

İnfaz koruma memuru olarak atanması gereken davacının Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nin 15. maddesi gereği memurluğa atanmasının uygun olmayacağına ilişkin davalı idare tarafından işlem tesis edilmiştir. Memur Sınav, Atama ve Nakil Yönetmeliği’nin “Özel şartlar” başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrasının 5/d bendinde; koruma güvenlik görevlisi ile infaz ve koruma memuru kadrolarına atanabilmek için “Güvenlik soruşturması olumlu olmak” şartı vardır. Davacı hakkında 11 yıl önce 18 yaşından küçük olduğu bir dönemde işlediği görevli memura mukavemet suçu nedeniyle 1 yıl hapis cezası ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Davacı hakkında hagb kararı verilmiş olması, denetim süresinin geçmiş olması, söz konusu fiilin niteliği ve aradan geçen süre göz önüne alındığında hakkında yapılan “güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması” gerekçesi ileri sürülemez. Davacının memuriyet atamasının yapılması gerekir (Danıştay 12. Daire – Karar: 2015/4853).

657 sayılı Yasa’nın 48/A-5, 98/b maddeleri uyarınca tesis edilecek işlemlerin tamamen ceza yargılamasının sonucuna bağlı olması ve işlem tarihinde davacı hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunması nedeniyle dava konusu hukuka uygun olarak tesis edilmiş ise de; mahkumiyet hükmü davacının başvurusu üzerine uyarlanmış ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesi uyarınca davacı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Hagb kararı verilmesi nedeniyle davacının memuriyet görevine son verilmesi hukuka aykırıdır (Danıştay 12. Daire – Karar: 2013/439).

Polis Meslek Yüksekokulları Giriş Yönetmeliği’nin 8. maddesinin (h) bendinde; TCK 53. maddede belirtilen süreler geçmiş olsa bile; üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezası öngörülen kasten işlenmiş suçlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48/A-5 maddesinde sayılan suçlardan dolayı, a-) affa uğramış veya yasaklanmış haklar geri verilmiş olsa dahi mahkûmiyeti bulunmamak, b-) hükmün açıklamasının geri bırakılmasına karar verilmemiş olmak, c-) devam etmekte olan bir kovuşturma bulunmamak veya kovuşturması uzlaşma ile neticelenmemiş olmak şartları aranmaktadır. Somut olayda; kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde satın almak, kullanmak veya bulundurmak suçundan yargılanan davacının “güvenlik soruşturmasının olumsuz olması” gerekçe gösterilerek Polis Meslek Yüksek Okulundan ilişiği kesilmiştir. Davacı yargılama neticesinde beraat ettiğine göre, hakkındaki güvenlik soruşturmasının olumsuz neticelendiğinden bahisle ilişik kesme işlemi hukuka aykırıdır (Danıştay 8. Daire – KARAR: 2013/3154).

Disiplin cezaları ve ceza verilmesine neden olan eylemler memurların çalıştıkları kurumun düzenine aykırı fiilleri nedeniyle kendilerine uygulanan zorlayıcı önlemler niteliğindedir. Disiplin cezasını gerektiren fiilin niteliğine göre ceza yargılamasında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olması disiplin hukuku yönünden ortada bir ceza mahkumiyeti bulunmadığından bahisle disiplin cezası uygulanmaması sonucunu doğurmayacaktır. 1702 sayılı ilk ve Orta Tedrisat Muallimlerinin Terfi ve Tecziyeleri Hakkında Kanunun “meslekten çıkarma” cezasının uygulanacağı halleri düzenleyen 27 nci maddesinde “Gerek talebeye karşı ve gerek hariçte muallimlik sıfatı ile telif edilmeyen iffetsizliğin sabit olması” hali sayılmıştır. İşlenen fiilin niteliğinin yürütülen görevin gerektirdiği niteliklerin kaybedilmesi mahiyetinde olduğu hallerde fiilin karşılığı disiplin cezasının uygulanması yargı kararıyla suçun sabit olması hususu dikkate alınarak kamu görevlisinin tabi olduğu mevzuat yönünden değerlendirilmelidir. 17 yaşındaki öğrencisiyle cebir, tehdit ve hile olmaksızın cinsel ilişikte bulunan öğretmenin 1702 sayılı Yasada karşılığını bulan fiilinin sübut bulduğu sonucuna varılmakta olup, anılan Yasanın 27/1 maddesi uyarınca tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir (Danıştay 12. Daire – Karar: 2012/3553).

Davacı polis memuru iken, dolandırıcılık suçundan kesinleşmiş mahkumiyeti nedeniyle görevine son verilmiştir. Davacının uyarlama talebiyle yaptığı başvuru üzerine hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Devlet memurlarının 657 sayılı Yasanın 98/b maddesi uyarınca görevlerine son verilmesi işleminin sebep unsurunu 48. maddede sayılan ve memuriyete engel kabul edilen bir suçtan mahkumiyet ve bu mahkumiyete ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı oluşturmaktadır. Bu durumda davacının memuriyetine engel olacak nitelikte bir suçtan mahkum olduğundan söz edilemeyeceğinden, polis memuru davacı hakkındaki göreve son verme işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Danıştay 12. Daire – Karar No: 2008/4502).

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Avantajları

HAGB kararıyla ortada bir mahkumiyet hükmü olmadığı için kişi masumiyet karinesinden yararlanmaya devam eder. Bu nedenle HAGB kararı, kişinin hayatına hiçbir şekilde olumsuz etkide bulunmaz.

HAGB kararı adli sicil kaydında özel bir bölüme kaydedildiğinden normal sabıka kaydında gözükmez.

HAGB kararı ileride suç işlenmesi nedeniyle açıklanır, HAGB kararı açıklandığında kişinin kararı temyiz hakkı mevcuttur. Yani, kararın Yargıtay’da bozulması için kişiye yeni bir şans tanınır.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, bir kereye mahsus olmak üzere yargılanan şahsın kişisel ve sosyal hayatını bozmadan sürdürebilmesi için imkan tanıyan önemli bir ceza usul kurumudur.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner | Ceza Avukatı

Resmi Belgeyi Yok Etme, Bozma ve Gizleme Suçu Nedir? (TCK 205)

Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu; hak sahibinin içeriğinden yararlanmasını önlemek için gerçek resmi bir belgenin yok edilmesi, bozulması veya gizlenmesi ile oluşur (TCK md.205).

Resmi belgeyi bozma, yok etme ve gizleme suçu, “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenen sahtecilik suçlarındandır. Suç, bünyesinde yer alan üç seçimlik hareketle işlenmektedir:

Resmi belgeyi yok etme suçu,
Resmi belgeyi bozma suçu,
Resmi belgeyi gizleme suçu.
Resmi Belgeyi Yok Etme, Bozma ve Gizleme Suçunun Unsurları

Resmi belge (evrak), kamu görevlisi tarafından düzenlenen ve hukuki açıdan delil değeri olan yazılı bir belgedir. Örneğin, ehliyet, nüfus cüzdanı, nüfus kayıt sureti, düzenleme biçimindeki noter senetleri gibi evraklar resmi evrak olarak kabul edilir. Ayrıca kamu görevlisi tarafından tarafından tanzim edilmese bile resmi belge olarak kabul edilen evraklar şunlardır: Bono veya çek gibi kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden belge, hisse senedi, tahvil, vasiyetname (TCK 210).

Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçunda hak sahibinin belgeden yararlanmasının engellenmesi amaçlanmaktadır. Belge üzerinde tasarruf yetkisi bulunan bir kimsenin o resmi evrakı yok etmesi, bozması veya gizlemesi suç değildir. Örneğin, kendisine verilen bir görevlendirme yazısını yırtarak yok eden kişinin fiili resmi evrakı yok etme suçunu oluşturmaz. Çünkü, görevlendirme yazısını ancak kendisi kullanabilir, başka bir kimsenin o belgeden yararlanması mümkün değildir.

Resmi bir belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmekle birlikte maddi varlığına dokunulmaksızın ondan faydalanma olanağının imkansız hale getirilmesi suretiyle bozulması veya belgenin maddi varlığına son verilerek yok edilmesi ya da belgenin bütünlüğüne dokunmaksızın hak sahibinin ondan yararlanmasını engelleyecek şekilde gizlenmesi gerekmektedir. Failin bir belgeyi ortadan kaldırmak, bozmak veya gizlemekle elde etmek istediği sonuç, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemekten ibarettir. Nitekim, belge ortadan kalkınca veya bozulunca bu yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Gerçek belgenin aslı ortadan kaldırılarak veya bozularak sonuç elde edildiğinde suç da tamamlanmış olur. Belgenin bozulması, yok edilmesi veya gizlenmesinin amacı hak sahibinin suça konu belgeden yararlanmasının önlenmesidir. Diğer bir anlatımla anılan suç, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacaktır. Belge üzerinde tasarruf yetkisi bulunan bir kimsenin belgeyi bozması, yok etmesi veya gizlemesi halinde ise hak sahibinin suça konu belgeden yararlanmasının engellenmesi söz konusu olmadığından 205. maddesindeki resmi evrakı bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu da gerçekleşmeyecektir. (Yargıtay 11. CD – Karar: 2013/10512).

Bu suçun konusu olan resmi belge, aynı zamanda farklı hareketlerle işlenen bir suç tipi olan resmi evrakta sahtecilik suçunun da maddi konusu olabilmektedir. Resmi evrakta sahtecilik suçu ile resmi belgeyi bozma suçu çoğu zaman birbirine karıştırılmaktadır. Resmi belgeyi bozma suçunda fail, doğrudan bir hakkın kullanılmasını engellemektedir. Resmi evrakta sahtecilik suçunda hakkın kullanılmasının engellenmesi değil, doğrudan belgenin içeriği, değeri, belgelediği durum, ispat gücü ortadan kaldırılmaya çalışılmaktadır. Örneğin, başkasına ait bir nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırarak kullanan kişi resmi belgeyi bozma suçunu değil, resmi evrakta sahtecilik suçunu işlemektedir. Çünkü, resmi belgeyi bozma suçunun oluşabilmesi için bir kişinin sahip olduğu hakkın kullanılmasının engellenmesi gerekir. Halbuki hak sahibi her zaman nüfus cüzdanı çıkarabilir. Yani, belge her zaman tekrar tanzim edilebilir. Bu durumda, başkasının nüfus cüzdanına kendi foroğrafını yapıştırarak kullanan fail belgenin içeriğini değiştirdiği için TCK md.204/1 gereği resmi belgede sahtecilik suçu nedeniyle cezalandırılır.

Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçunun başka bir suç ile birlikte işlenmesi halinde, bu suçtan dolayı faile ayrıca ceza verilemez. Çünkü, sahtecilik suçlarında içtima hükümlerini düzenleyen TCK md.212’de bu suçun başka suçlarla birlikte işlendiğinde ayrıca cezalandırılacağına dair bir hükme yer verilmemiştir. Örneğin, fail, resmi evrakı gizlemek suretiyle dolandırıcılık suçu işlediğinde, sadece dolandırıcılık suçu nedeniyle cezalandırılacaktır.

Resmi Belgeyi Yok Etmek, Bozmak veya Gizlemek Suçunun Cezası (TCK 205)

Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçunun cezası şu şekildedir:

Gerçek bir resmi belgeyi bozan, yok eden veya gizleyen kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Kamu görevlisi; TCK md.6’da tanımlanmıştır. Kamu görevlisi kavramı ile devlet memuru kavramı birbirine karıştırılmalıdır. Kamu görevlisi devlet memuru kavramını da içine alan çok daha geniş bir kavramdır. Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama, seçilme veya başka bir şekilde sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi kamu görevlisi olarak kabul edilmektedir. Örneğin, devlet memurları, bazı idari kurumlar veya mahkemelerce atanan bilirkişiler, bir davada dinlenen tanıklar, avukatlar, noterler gibi işleri yapanlar kamu görevlisidir.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu nedeniyle verilen hapis cezası ceza miktarı adli para cezasına çevrilemez.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb) kararı verilmesi imkanı doğar.

Ceza ertelenmesi, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası etkin pişmanlık uygulandığında ceza miktarı düşeceğinden erteleme hükümlerinin uygulanması mümkündür.

Suçun Şikayet Süresi, Zamanaşımı ve Uzlaşma, Görevli Mahkeme

Uzlaşma, suç isnadı altındaki şahıs ile suçun mağduru olan şahsın bir uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurarak anlaşmasıdır. Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu, uzlaşma kapsamında olan suçlardan değildir.

Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu, şikayete tabi suçlar arasında yer almadığından savcılık tarafından resen soruşturulur, bu suçlara dair herhangi bir şikayet süresi yoktur. Şikayetten vazgeçme ceza davasının düşmesi sonucunu doğurmaz. Suç, dava zamanaşımı süresine riayet edilmek kaydıyla her zaman soruşturulabilir. Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış veya dava açılmasına rağmen kanuni süre içinde sonuçlandırılmamış ise ceza davasının düşmesi sonucunu doğuran bir ceza hukuku kurumudur. TCK md.205 gereği resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu yargılamalarında olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Suç, bu zamanaşımı süreleri içerisinde her zaman soruşturulabilir, bu zamanaşımı süreleri geçtikten sonra soruşturma yapılamaz.

Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu hakkında yargılama yapma görevi asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Resmi belgeyi yok etme, bozma veya gizleme suçu Yargıtay Kararları
Resmi Belgeyi Yok Etmek, Bozmak veya Gizleme Suçu Yargıtay Kararları

Resmi Belgede Sahtecilik ve Belgenin Özel Şekil Koşulları

Belge üzerinde tasarruf yetkisi bulunan bir kimsenin belgeyi bozması, yok etmesi veya gizlemesi halinde ise hak sahibinin suça konu belgeden yararlanmasının engellenmesi söz konusu olmadığından TCK’nın 205. maddesindeki suç da gerçekleşmeyecektir. Bu açıklamalar karşısında somut olayda; sanığın Şanlıurfa 2. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı tarafından 29 Mart 2009 mahalli idareler seçiminde sandık kurulu başkanı olarak atandığına ilişkin görev belgesini yırtarak ortadan kaldırmak suretiyle işlediği iddia ve kabul olunan eyleminde bir başka hak sahibinin o belgeden yararlanma olanağını ortadan kaldırdığından söz edilemeyeceği ve bu halde TCK’nın 205. maddesindeki suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine eylemin resmi belgeyi bozma suçunu oluşturduğundan bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2013/3815).

5237 sayılı TCK’nun 205. maddesinde düzenlenen “resmi belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçunun, hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, sanığın, kardeşi olan H. adına düzenlenmiş gerçek nüfus cüzdanında ve yeşil kart, R. G. adına düzenlenmiş sürücü belgesi üzerindeki fotoğrafları çıkartıp kendi fotoğrafını yapıştırmak, R.’a ait gözüken nüfus cüzdanındaki resmi ise değiştiremeden yakalandığı olayda, bir hakkın kullanımının engellenmediği gibi suçun konusunu oluşturan ve fotoğraf değişikliği yoluyla sahteleştirilen belgelerin hak sahiplerince talep halinde her zaman yenisi düzenlenebileceği cihetle, suçun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükmü tesisi (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2013/8474).

Resmi Belgeyi Yok Etme, Bozma veya Gizleme Suçunun Başka Bir Suçla Birlikte İşlenmesi

TCK’nın 212. maddesinde bir suçun işlenmesi sırasında resmi belgeleri yok etme veya gizleme suçunun da işlenmesi halinde bu suçtan da ayrıca hüküm kurulacağına dair bir düzenleme bulunmaması karşısında sanığın yevmiye defterinin bir sayfasını yok etme eyleminin zimmetin unsuru olarak kabul edilmesi gerekeceği ayrıca TCK’nın 205. maddesiyle resmi belgeyi yok etme ve gizleme suçundan cezalandırılmasının mümkün olmadığı; yapılan işlemleri kendi bilgisayarında yüklü vezne programı aracılığı ile yevmiye defterine kayıt ederken niteliklerini değiştirmek veya değerlerini düşük göstermek suretiyle aradaki farkı mal edinme şeklindeki eylemlerinin ise, suça konu işlemlerin yapıldığı program üzerinden temin edilebilen yevmiye defteri değişiklik raporları ile anlaşılabildiği, bu nedenle söz konusu işlemlerde iğfal kabiliyetinin bulunmadığı nazara alınmadan beraati yerine yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – Karar: 2014/509)

Tarih Değiştirme Suretiyle Resmi Belgeyi Bozma

Sanığın katılana verdiği borç para karşılığında aldığı 05.02.2008 vade tarihli senet üzerinde zamanaşımı süresini uzatmaya yönelik tahrifat yapmak şeklinde gerçekleşen eyleminde; sanığın kastının gerçek bir resmi belgeyi bozmak olmayıp, tarih değişikliği suretiyle belgenin içindeki gerçeği değiştirmek olduğu ve herhangi bir hakkın kullanılmasının engellenmemesi sebebiyle de TCK’nın 205. maddesindeki resmi belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek suçu unsurlarının oluşmadığı, suça konu belgede gerçekleştirilen sahteciliğin iğfal kabiliyetini taşıması halinde eylemin TCK’nın 204/1. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, bu bağlamda Adli Tıp Kurumundan söz konusu belgedeki tahrifatın iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığıyla ilgili rapor alınmasından sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde resmi belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek suçundan mahkumiyetine hükmolunması hukuka aykırıdır (Yargıtay 5. Ceza Dairesi – Karar: 2016/5912).

Hileyle Alınan Senedin Geri Verilmemesi Suretiyle Resmi Belgeyi Gizleme Suçu

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.12.1998 gün ve 1998/6-301 E. 1998/366 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere; gerçek bir belgeyi ortadan kaldırmak veya bozmak eylemi, neticesi harekete bitişik, şekli olmayan bir suçtur. Zira bu suçta netice kanuni tarifte yer almıştır. Failin bir belgeyi ortadan kaldırmak veya bozmakla elde etmek istediği sonuç, hak sahibinin o belgeden yararlanmasını engellemekten ibarettir ki belge ortadan kalkınca veya bozulunca bu yararlanma olanağı kalmayacağından failin elde etmek istediği sonuç da gerçekleşecektir. Ceza Genel Kurulunun 28.09.1987 gün ve 124-406 Sayılı kararında da vurgulandığı üzere; maddi unsurun konusu olan hareketlerin tamamlanması durumuna ve sonucun elde edilmiş olup olmamasına göre, suç tamamlanmış ya da teşebbüs aşamasında kalmış olur. Bir başka deyişle TCY.nın düzenlenen, gerçek belgeyi ortadan kaldırmak veya bozmak suretiyle sahtecilik suçunda gerek eksik, gerekse tam teşebbüs hali görülebilir. Somut olayda; sanığın, adres kısmının doldurulduktan sonra iade edilmesi şartıyla müşteki tarafından kendisine gönderilen suça konu bonoyu, müştekiye iade etmeyip, ancak müştekinin şikayeti üzerine soruşturma başlatıldıktan sonra kolluk görevlilerine teslim etmek şeklinde gerçekleşen eyleminin, suça konu bononun Türk Ticaret Kanununda sayılan zorunlu unsurlardan olan ‘tanzim yeri’ni ihtiva ettiği, ayrıca borçlunun açık adresinin yazılıp yazılmamasının belgenin niteliğini değiştirmediği, zorunlu unsurların tamamını ihtiva etmesi sebebiyle resmi belge hükmünde olduğu, ayrıca sanığın ‘resmi belgeyi gizleme’ suçunun icrai hareketlerine başladığı, ancak soruşturma aşamasında suça konu bonoyu kolluk görevlilerine teslim ettiği cihetle, hak sahibinin bu belgeden yararlanma olanağının ortadan kalkmadığı da gözetildiğinde, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı, 5237 Sayılı ile eksik teşebbüs-tam teşebbüs ayrımına son verildiği, eylemin ulaştığı aşamanın teşebbüs sebebiyle cezada yapılacak indirim oranının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği de dikkate alınıp, sanığın ‘resmi belgeyi gizlemeye teşebbüs’ suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi yerine, yazılı şekilde suç tamamlanmış gibi ‘özel belgeyi gizlemek’ suçundan mahkumiyet hükmü tesisi hukuka aykırıdır (Yargıtay 21. Ceza Dairesi – Karar: 2016/2389).

Nüfus Cüzdanı Üzerine Kendi Fotoğrafını Yapıştırma

Resmi belgeyi bozma suçu yönünden sanığın, müştekiye ait nüfus cüzdanı belge üzerindeki mevcut fotoğrafı söküp, kendi fotoğrafını yapıştırdığı eylemle ilgili resmi belgeyi bozma suçundan açılan kamu davasında, sanığın kastının gerçek bir resmi belgeyi bozmak olmayıp, fotoğraf değişikliği suretiyle belgenin içindeki gerçeği değiştirmek olduğu ve herhangi bir hakkın kullanılmasının engellenmemesi sebebiyle de 205. maddesindeki resmi belgeyi bozma veya yok etme suçunun unsurlarının oluşmadığı, suça konu belgede gerçekleştirilen sahteciliğin iğfal kabiliyetini taşıması halinde eylemin 204/1. maddesindeki resmi evrakta sahtecilik suçu oluşturacağı kabul edilmelidir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2016/941).

Fotoğraf Tahrifatı Suretiyle Resmi Belgeyi Bozma

5237 sayılı TCK’nun 205. maddesindeki “resmi belgeyi bozmak, yok etmek ya da gizlemek” suçunun oluşabilmesi için belgenin içeriğindeki bilgilerin anlaşılmaz, kullanılamaz hale getirilmekle birlikte belgenin maddi varlığına dokunulmaksızın ondan faydalanma olanaklarının ortadan kaldırılması ya da belgenin tamamen yok edilmesi gerekeceği, somut olayda sanığın kardeşine ait nüfus cüzdanındaki kimlik bilgileri üzerinde herhangi bir kazıntı ya da silinti yapmadan belgedeki orjinal fotoğraf üzerine kendi fotoğrafını yapıştırmak suretiyle tahrifat yaptığı belgeyi kullanmaktan ibaret eyleminde; 5237 sayılı TCK’nun 205. maddesinde düzenlenen suçun değil, unsurlarının oluşması halinde aynı Yasanın 204/1. maddesindeki suçun oluşacağı cihetle, 29.05.2012 tarihli duruşmada nüfus cüzdanının incelendiği, fotoğraf üzerinde mühür izi bulunmadığının tespit edildiği, ancak kararın gerekçe kısmında, fotoğraf değişikliği yoluyla yapılan sahteciliğin aldatma kabiliyeti taşıyıp taşımadığının tartışılmadığı görülmekle, sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğinin tespitinin hakime ait olduğu da gözetilip, suça konu belgede yapılan sahteciliğin aldatma kabiliyeti taşıyıp taşımadığı kararın gerekçe kısmında tartışılarak, aldatma kabiliyeti taşımadığının tespiti halinde ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan beraati yerine, unsurları oluşmayan ‘resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek’ suçundan yazılı şekilde mahkumiyetine hükmolunması hukuka aykırıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2014/8531).

Bononun Üzerine İptal Yazma Suretiyle Resmi Belgeyi Bozma Suçu

Somut olayda; sanıklar ……… arasında alacak verecek meselesi olduğu, bu alacak nedeni ile sanıkların katılan lehine bono düzenledikleri, olay tarihinde katılanın alacağını almak amacı ile sanıkların işyerine gittiği, sanıkların F..’nin kasadan para çıkararak katılana verecekmiş gibi saymaya başladığı, bu sırada diğer sanık A….. de katılana “senedi ver bizim defterle karşılaştırayım” diyerek bonoyu katılandan aldığı ve hızlıca senedin üzerine “iptal” yazdığı, sanık ……. parayı tekrar kasaya koyduğu, katılana herhangi bir ödemede bulunmadığı, sanıkların eyleminin TCK’nın düzenlenen resmi belgeyi bozmak suçunu oluşturduğu anlaşılmakla yerel mahkemenin kararı yerindedir (Yargıtay 15. Ceza Dairesi – Karar: 2015/30725)

Senetlerin Yırtılması Suretiyle Resmi Evrakı Yok Etme Suçu

Sanık tarafından yırtılan suça konu senetlerin parçaları bir araya getirildiğinde Türk Ticaret Kanununda yazılı unsurlarının tam olması durumunda eylemin 205. maddesindeki “resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme”, unsurlarının tam olmaması durumunda ise 208. maddesindeki “özel belgeyi bozma, yok etme veya gizleme” suçunu oluşturacağı cihetle, savcılık ifadesinde yırtılan senet parçalarının kendisinde olduğunu beyan etmesi karşısında, mümkün olduğu takdirde suça konu senet parçalarının katılandan temin edilip incelenerek, yasal unsurlarının tam olup olmadığının değerlendirilmemesi, Sanığın yırttığı senedin parçaları bir araya getirilip yapıştırıldığında hak sahibinin bu senetten yararlanma olanağının bulunup bulunmadığı saptanarak sonucuna göre eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının karar yerinde tartışılmaması nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir (Yargıtay 21. Ceza Dairesi – Karar: 2015/1161).

Sanığın Kendi Tasarrufundaki Resmi Belgeyi Yırtmak Suretiyle Yok Etmesi

Sanığın, suça konu senetleri R.. B.. aleyhine yapılan icra takibindeki borcun tamamı için müştekiye verdiği, ancak borcun alacaklısı M.. A..’nun yalnızca senet bedeli karşılığında borcun tamamının ödenmiş sayılmasını kabul etmediği için anlaşma sağlanamaması nedeniyle senetler üzerinde herhangi bir işlem yapılmadığı, sanığın belgeler üzerindeki tasarruf hakkı devam ettiğinden senetleri alarak yırtması şeklinde gerçekleşen eyleminde 205. maddesindeki “resmi belgeyi yok etme” suçun unsurlarının oluşmadığı cihetle, sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, Kabule göre; Suça konu bonoların aynı anda yırtılmış olması karşısında; eylemin tek suç olacağı gözetilmeden 5237 sayılı TCK’nun 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümleri uygulanmak sureti ile fazla ceza tayini,

Kabule göre; Sanığın yırttığı senedin parçaları bir araya getirilip yapıştırıldığında hak sahibinin bu senetten yararlanma olanağının bulunup bulunmadığı saptanarak sonucuna göre eylemin teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının karar yerinde tartışılmaması, bozma nedenidir (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2015/1140).

Pasaport Sayfasını Yırtma Suretiyle Resmi Belgeyi Yok Etme

5237 sayılı TCK’nun 205. maddesinde düzenlenen resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunun hak sahibinin o belgelerden yararlanmasını engellemek amacıyla kanıt değeri taşıyan belgelerin ortadan kaldırılması, bozulması ya da gizlenmesi suretiyle oluşacağı, yeni bir pasaport almak için başvuruda bulunan sanığın önceden almış olduğu ve kullanım süresi de dolmuş bulunan suça konu pasaportu teslim ettiğinde üçüncü sayfasının olmadığının belirlendiği somut olayda bu suçun unsurlarının oluşmadığı ve beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2012/19251).

İcra Müdürünün Resmi Belgeyi Yok Etme Suçu

İcra müdür yardımcısı olan sanığa yüklenen ve mahkemece sübutu kabul edilip “resmi belgeyi yok etmek” suçunu oluşturduğu kabul olunan eylem; T… A.Ş tarafından borçlu A. İ. hakkında başlatılan ilamsız icra takibinde borcun bir kısmına itiraz edilmesine rağmen sehven takibin tamamının durdurulmasına dair verdiği bilahare hatalı durumu fark edip karar resmen taraflara tebliğ olunmadan önce dosyadan çıkartıp imha ederek itiraz edilen miktar yönünden takibin durdurulmasına, kabul olunan miktar üzerinden takibe devam olunmasına dair usulüne uygun yeni bir tutanak hazırlamaktan ibarettir.

İcra ve İflas Yasası’nın 8. maddesi uyarınca icra ve iflas daireleri yaptıkları muamelelerle kendilerine vaki talep ve beyanlar hakkında bir tutanak düzenlerler. Sözlü itirazlar ile talep ve beyanların altları ilgililer ve icra memuru veya muavini veya kâtibi tarafından imzalanır. İlgililer bu tutanakları görebilir ve bunların örneğini alabilir. İcra ve iflas dairelerinin tutanakları, aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir. Tutanak düzenlenmesinin amacı icra işlemlerinin aleniliğini ve denetlenebilmesini sağlamaktır. İcra ve iflas dairelerinin görevlerini yaparken somut olayda olduğu gibi kanuna muhalif veya hadiseye uygun olmayan işlem yapmaları mümkündür. İcra ve İflas Kanununun 16. maddesinde İcra ve İflas dairelerinin yaptığı yasaya uygun olmadığı düşünülen işlemlerine karşı icra mahkemesine şikâyet imkânı tanınmıştır. Buna göre; icra ve iflas dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikâyet olunabilir. Şikâyet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır. Yasa icra ve iflas dairelerine kendi işlemi aleyhine şikâyet yoluna başvurma hakkı tanımamıştır. Ancak genel kabule göre icra dairesi yapmış olduğu bir işlemin sonradan yanlış olduğu kanısına varırsa şikâyet süresi içinde yapmış olduğu işlemi değiştirebilir veya iptal edebilir. Haksızlığın bir an önce giderilmesini sağlayacak yorum da budur.

Bu açıklamalar doğrultusunda; icra müdür yardımcısı olan sanığın İcra ve İflas Kanunu’nun 66. maddesi uyarınca sadece itiraz olunan kısmı bakımından takibin durdurulmasına karar vermesi gerekirken yasal olmayan biçimde tamamının durdurulmasına dair verdiği kararı, karar resmen taraflara tebliğ olunmadan, şikâyet süresi içinde iptal edip, usulüne uygun yeni bir tutanak düzenlemesi eyleminde haksız olarak resmi belgeyi yok etme ve hak sahibinin belgeyi kullanma imkânını ortadan kaldırma kastının bulunduğundan söz edilemeyeceği ancak iptal edilen işlemin dosyada aynen muhafaza edilmeyerek kanuna aykırı biçimde yok edilmesinin görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışılıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden “resmi belgeyi yok etmek suçundan” yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2012/1675).

Görevi Kötüye Kullanma ve Resmi Evrakı Bozmak, Yok Etmek veya Gizlemek

Sanığın tüm aşamalardaki savunmasında, 23.05.2007 tarihinde … Unlu Mamuller isimli iş yerinde yaptığı denetimde çalışanlara dair portör evrakının eksik olduğunu tespit etmesi üzerine tutanak düzenlediğini ancak Tarım İl Müdürlüğünde görevli ve tanık olarak dinlenen U.K.ve H.E.’ın 19.06.2007 tarihinde aynı iş yerine giderek iş yeri sahibine imza attırmak suretiyle aldıkları boş bir denetim tutanağının daha sonra bu kişiler tarafından eksikliklerin giderilmediğine dair usulsüz bir şekilde müdürlükte doldurulduğunu, bu sebeple hatalı olan usulsüz tutulmuş bir tutanakla cezai işlem başlatılması istenince aynı gün yani 20.06.2007 tarihinde denetim yapılan iş yeri muhasebecisinin müdürlüğe gelip işçilerden birinin portör kaydını getirdiğini ve kendisine, bir işçinin portör kaydını iş yerine götürülmesinin istendiği için bir tane getirdiğini diğer işçinin portör kaydının ise iş yerinde bulunduğunu beyan edince eksikliğin giderildiğine dair 20.6.2007 tarihli olarak tutması gereken tutanağı sehven 17.06.2007 tarihli olarak tuttuğuna yönelik anlatımlarının, beyanda adı geçen iş yeri muhasebecisi tanık M.Ç. ve 19.06.2007 tarihli tutanağı boş olarak imzalattıklarını kabul eden ve tutanakta imzası bulunan tanık H.E. tarafından da doğrulandığı, Tarım İl Müdürlüğü görevlisi tanık H.E.’un da tuttukları tutanaklarla ilgili, iş yeri sahiplerinin boş olarak imzalarını alıp daha sonradan doldurulması gibi bir durumun söz konusu olamayacağına yönelik beyanı ile 19.06.2007 tarihli olup tanık beyanlarından boş olarak temin edildiği ve 20.6.2007 tarihinde müdürlükte tutulduğu anlaşılan ve sanık tarafından yırtılan ve içeriğinde “23.05.2007 tarihli eksikliklerin giderilmediği sağlık muayene kartlarının olmadığı görüldü” şeklinde yazılan tutanağın tanık M.Ç. ‘nin bir işçiye ait muayene kartını getirmesi sebebiyle ve tanıkların beyanlarına göre 19.06.2007 tarihinde boş olarak usulüne uygun düzenlenmeyen bir tutanağın bir gün sonra sanki denetim sırasında tutulmuş gibi gerçekte müdürlükte düzenlenen ve gerçek durumla da çelişen tutanağı usulsüz olduğundan bahisle yırtan ve tanık M.’in diğer işçinin kartının da iş yerinde olduğuna yönelik beyanına itibar ederek eksikliklerin giderildiğini düşünerek gerçekte 20.6.2007 olması gereken tutanağı 17.6.2007 olarak düzenleyen sanığın eylemlerinde sahte belge düzenlemek ve resmi bir belgeyi bozmak kastıyla hareket ettiğinden söz edilemeyeceği cihetle: sanığın eylemlerinin kül halinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 11. Ceza Dairesi – Karar: 2013/9490).

Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu; kamu güvenine karşı suçlar arasında yer alan en önemli sahtecilik suçlarından biri olduğundan savunmanın bir ceza avukatı tarafından yapılmasında yarar vardır.

Avukat Fatmanur Toprak | Ceza Avukatı

Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçu Nedir? (TCK 245)

Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu, başkasına ait banka veya kredi kartlarının hukuka aykırı bir şekilde kullanılması veya başkası adına sahte olarak kart üretilmesi, satılması, devredilmesi, sahte kartın kabul edilmesiyle oluşan bir bilişim suçudur (TCK md.245). Bu suça halk arasında “kredi kartı dolandırıcılığı suçu” da denilmektedir.

Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu, TCK’da “Bilişim Alanında Suçlar” başlığı altında düzenlenmiştir. Bilişim suçları, bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi çağdaş iletişim araçları veya pos makinası gibi alışveriş araçları kullanılarak elektronik ortamda işlenen suçlardır.

Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu üç farklı biçimde işlenebilir:

Başkasına ait gerçek bir banka veya kredi kartının kötüye kullanılması (TCK md.245/1),
Sahte banka veya kredi kartı üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek (TCK md.245/2),
Sahte bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlamak (TCK md.245/3).
Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması Suçunun Unsurları

Başkasına Ait Gerçek Bir Banka veya Kredi Kartının Kullanarak Yarar Sağlama (TCK 245/1): Başkasına ait kart herhangi bir şekilde ele geçirilip kart sahibinin rızası dışında fail tarafından kullanılarak kendisine veya başkasına yarar sağlanması ile suçun bu şekli oluşur. Banka veya kredi kartının failin eline ne şekilde geçtiğinin bir önemi yoktur. Kartın kart sahibinden izinli elde edilmesi halinde dahi bu fıkradaki suç işlenebilir. Aşağıdaki tüm hallerde suçun bu şekli işlenmiş olur:

Banka veya kredi kartı sahibinin rızası ile (izinli) elde edilmesine rağmen rızasına aykırı bir şekilde iade edilmeyerek kullanılması,
Banka veya kredi kartının hırsızlık suçu işlenerek çalınarak kullanılması,
Banka veya kredi kartının herhangi bir yerde bulunması ve kullanılması,
ATM cihazına düzenek kurarak kartı elde ettikten sonra kullanılması.
Hemen belirtelim ki, hırsızlık suçu işleyerek banka veya kredi kartını ele geçiren fail kartı kullandığında, hem hırsızlık suçu nedeniyle hem de TCK md.245/1’de düzenlenen banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılmalıdır.

Sahte Banka veya Kredi Kartı Üretmek, Satmak, Devretmek, Satın Almak veya Kabul Etmek (TCK md.245/2): Ceza hukukunda bu tarz seçimlik hareketler “bağlı seçimlik hareketler” olarak nitelendirilmektedir. Fail seçimlik hareketlerden herhangi birini işlediğinde banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu işlenmiş olur. Bu seçimlik hareketle suçun işlenebilmesi için sahte olarak üretilen, satılan, devredilen, satın alınan ya da kabul edilen kartın başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilmesi gerekir. Yani, sahte kart ile gerçek bir hesap arasında bağlantı kurulmalıdır. Çünkü, kartın kullanılması ve yarar sağlanması ancak kartın bir hesap ile ilişkilendirilmesine bağlıdır. Kartın bağlı olduğu gerçek bir hesap yoksa suçun vücut bulması mümkün değildir.

Sahte Banka veya Kredi Kartını Kullanarak Yarar Sağlama (TCK md.245/3): Failin bu seçimlik hareket nedeniyle cezalandırılabilmesi için sahte banka veya kredi kartını kullanması yeterli değildir. Failin kartı kullanarak kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekir. Fail sahte banka veya kredi kartını kullanmasına rağmen hiçbir yarar elde edememişse, fiil teşebbüs aşamasında kalır, fail suça teşebbüs nedeniyle cezalandırılır. Suçun tamamlanmış sayılması için bir zarar doğmasını arayan bu tarz suçlara ceza hukukunda “zarar suçları” denilmektedir.

Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçunun Cezası (TCK 245/1-2-3)

Başkasına ait bir banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunun cezası 3 yıldan 6 yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır (TCK md.245/1).

Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretmek, satmak, devretmek, satın almak veya kabul etmek suçunun cezası 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası ve 10 bin güne kadar adli para cezasıdır (TCK md.245/2).

Sahte bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlama suçun cezası 4 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası ve 5000 güne kadar adli para cezasıdır (TCK md.245/3).

Başkasına Ait Kartın Kötüye Kullanılması Suçunda Şahsi Cezasızlık Hali (TCK 245/4)

Bazı yakın akrabalara ait gerçek bir kartın izinsiz bir şekilde kötüye kullanılması halinde faile ceza verilmez. Başkasına ait bir banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlama suçunun;

Haklarında ayrılık kararı verilmemiş eşlerden birinin,

Üstsoy veya altsoyunun veya bu derecede kayın hısımlarından birinin veya evlat edinen veya evlatlığın,

Aynı konutta beraber yaşayan kardeşlerden birinin,

zararına olarak işlenmesi halinde, ilgili akraba hakkında cezaya hükmolunmaz.

Başkasına Ait Kartın Kötüye Kullanılması Suçunda Etkin Pişmanlık (TCK 245/5)

Etkin pişmanlık, failin suçu işlemesinden sonra, suçun neden olduğu olumsuz sonuçları gidererek pişmanlığını göstermesidir.

Başkasına ait bir banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlanmasını düzenleyen TCK 245. maddesinin 1. fıkrası açısından etkin pişmanlık ceza indirimi hükümleri uygulanabilir (TCK md.245/5). Sahte kart üretilmesi veya kullanılması gibi suç konusu kartın sahte olduğu TCK 245. maddenin 1. ve 2. fıkralarında yer alan suçlarda etkin pişmanlık ceza indirimi hükümleri uygulanamaz.

Başkasına ait bir banka veya kredi kartının izinsiz kullanılması suretiyle yarar sağlanması suçu açısından da malvarlığı suçlarında etkin pişmanlığı düzenleyen (TCK 168/1-2) hükümleri aynen uygulanacaktır.

Başkasına ait banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu nedeniyle oluşan zarar giderildiğinde ceza indirimi aşağıdaki gibi uygulanır:

Fail, mahkemede dava açılmadan önce yani savcılık aşamasında, suça ilişkin bilgi verir ve suçu birlikte işlediği kişileri, azmettireni, yardım edeni açıklarsa veya mağdurun uğradığı zararı tazmin ederse, suça ilişkin cezada 2/3 oranına kadar ceza indirimi yapılır.

Fail, mahkemede dava açıldıktan sonra, fakat hüküm verilmeden önce suça ilişkin bilgi verir veya mağdurun uğradığı zararı tazmin ederse kendisi hakkında 1/2 oranına kadar ceza indirimi yapılır.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Banka veya kredi kartının hukuka aykırı bir şekilde kötüye kullanılması suçu nedeniyle verilen hapis cezası ceza miktarı adli para cezasına çevrilemez.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçunda etkin pişmanlık hükümleri uygulandığından hükmedilen hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb) kararı verilmesi imkanı doğar.

Ceza ertelenmesi, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası etkin pişmanlık uygulandığında ceza miktarı düşeceğinden erteleme hükümlerinin uygulanması mümkündür.

Suçun Şikayet Süresi, Zamanaşımı ve Uzlaşma

Uzlaşma, suç isnadı altındaki şahıs ile suçun mağduru olan şahsın bir uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurarak anlaşmasıdır. Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu, uzlaşma kapsamında olan suçlardan değildir.

Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu, şikayete tabi suçlar arasında yer almadığından savcılık tarafından resen soruşturulur, bu suçlara dair herhangi bir şikayet süresi yoktur. Şikayetten vazgeçme ceza davasının düşmesi sonucunu doğurmaz. Suç, dava zamanaşımı süresine riayet edilmek kaydıyla her zaman soruşturulabilir. Dava zamanaşımı, suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçtiği halde dava açılmamış veya dava açılmasına rağmen kanuni süre içinde sonuçlandırılmamış ise ceza davasının düşmesi sonucunu doğuran bir ceza hukuku kurumudur. TCK md.245/1-2 fıkralarına göre yapılan yargılamalarda olağan dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Suç, bu zamanaşımı süreleri içerisinde her zaman soruşturulabilir, bu zamanaşımı süreleri geçtikten sonra soruşturma yapılamaz.

Banka veya Kredi Kartının Kötüye Suçunda Yetkili veya Görevli Mahkeme

Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması nedeniyle TCK md.245 gereği yargılama yapma görevi, asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Yetkili mahkeme, bilişim sisteminin bulunduğu yer mahkemesidir. Örneğin, ATM cihazından para çekilmiş ise ATM cihazının bulunduğu yer mahkemesi veya banka şubesinden çekilmişse banka şubesinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili mahkemedir.

Başkasına Ait Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Yargıtay Kararları
Banka veya Kredi Kartının Kötüye Kullanılması Suçu Yargıtay Kararları

Kredi Kartının Sahte Olarak Üretilmesi ve Nitelikli Dolandırıcılık

Mağdur İ. T.’in önceden kaybettiği nüfus cüzdanını bir şekilde ele geçiren sanığın kendi fotoğrafını yapıştırarak oluşturduğu sahte nüfus cüzdanıyla mağdur HSBC Bankası Mersin Şubesine kredi kartı talebiyle başvurup, başvuru formu ve sözleşmeler imzalayıp suça konu kredi kartını teslim alması eyleminin bütün halinde mağdur HSBC Bankasına karşı “kredi kartının sahte olarak üretilmesi” suçunu oluşturduğu, sanık hakkında TCK.nun 245/2. madde ve fıkrasıyla uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,

Mağdur İ. T.’in Finansbank Şanlıurfa Şubesindeki hesabına bağlı kredi kartının bulunduğu, bu kartın suç tarihinde de fiziken kendisinde olduğu, mağdurun önceden kaybettiği nüfus cüzdanını bir şekilde ele geçiren sanığın, kendi fotoğrafını yapıştırarak, anılan banka şubesine 11.11.2008 tarihinde giderek kendisini mağdur İ. T. olarak tanıttığı, akabinde mağdurun kredi kartı hesabına tanımlattığı kolay avanstan 1000 TL parayı çektiği, sanığın bu eyleminin TCK.nun 158/1-d madde, fıkra ve bendinde tanımlanan nitelikli dolandırıcılık suçu oluşturduğu gözetildiğinde, yargılama yapmanın 5235 Sayılı Adlı Yargı İlk Derece Mahkemeleriyle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 12. maddesi uyarınca ağır ceza mahkemesinin görevinde bulunduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı biçimde hüküm kurulması hukuka aykırı olup hükmün bozulması gerekir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar No: 2015/15294).

Sahte Banka veya Kredi Kartı Üretme ve Zincirleme Şekilde Kullanma Suçu

Sahte banka veya kredi kartı üretme, kabul etme ve sahte oluşturulmuş banka veya kredi kartı ile ATM cihazından para çekme ya da alış veriş yapma eylemlerinin mağduru, kredi ya da banka kartını üreten banka veya finans kuruluşu olması nedeniyle; sanığın, F. K.’ya ait nüfus cüzdanı fotokopisiyle katılan F…Bank’tan sahte kredi kartı çıkartmak eyleminin bir bütün halinde TCK.nun 245/2., 43. maddelerine uyan suçu (başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretme suçu) oluşturduğu ve bu kartlarla değişik zamanlarda harcama yapmaktan ibaret eyleminin ise yine TCK.nun 245/3. ve 43. maddesine uyan suçu (zincirleme şekilde sahte kredi veya banka kartını kullanma suçu) oluşturduğu gözetilmeden, eylem kül halinde değerlendirilerek sadece TCK.nun 245/1. maddesinden hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini hukuka aykırı olup hükmün bozulması gerekir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar No: 2015/4706).

Banka Hesabının Kullanılması ve Hırsızlık Suçu

5237 Sayılı TCK.nın 245/1. maddesinde, failin başkasına ait bir banka veya kredi kartını, haksız olarak kullanılması suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlaması yaptırıma bağlanmış olup, incelemeye konu olayda, katılanın banka veya kredi kartı kullanmadan ATM aracılığıyla, bir başkasına havale yapmak için, ATM cihazının yanında bulunan sanıktan yardım istemesi üzerine, sanığın katılandan aldığı parayı, katılanın belirttiği hesap numarası yerine kendi hesabına aktarıp daha sonra çekmesi şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın, suçu işlerken başkasına ait bir banka veya kredi kartını kullanmadığı anlaşıldığından TCK.nın 245/1. maddesinde belirtili suçun yasal unsurlarının oluşmadığı ancak sanığın, katılan tarafından başka birinin hesabına havale edilmek üzere zilyetliği devredilmeksizin verilen parayı, kendi hesabına aktarması eylemi hırsızlık suçu oluşturur (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar No: 2015/12389).

Farklı Bankalara Ait Sahte Kredi Kartlarının Kullanılması ve Cezası

Sahte oluşturulan aynı bankaya ait birden fazla kredi kartının kullanılması halinde eylemin TCK. nın 245/3. maddesinde düzenlenen ve teselsül eden sahte kredi kartı kullanarak haksız yarar sağlamak suçunu oluşturacağı cihetle; sanıkların farklı bankalara ait sahte kredi kartları ile değişik zamanlarda nakit para çektikleri ve alışveriş yaptıkları da gözetilerek, faillerin banka sayısınca TCK.nın 245/3 madde ve fıkrası uyarınca cezalandırılmaları ve tayin edilen cezalarının da TCK.nın 43. maddesi ile arttırılması gerekir (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar No: 2015/2496).

Sahte Kredi Kartı Kullanılması/ Resmi ve Özel Evrakta Sahtecilik Suçu

Sanığın üzerinde İ. B. adına kullanılan özellikleri kollukça tutulan tutanakta yazılı ve dosyada mevcut kriminal rapora göre iğfal kabiliyeti bulunan kimlik ve İ. B. adına alınmış kredi kartıyla yakalandığı olayda başkasına ait kimlik bilgileri kullanılarak sahte kredi kartı alınması ve kullanılması eyleminin TCK.nun 245/2 ve 245/3. maddelerinde düzenlenen suçları ayrı ayrı oluşturacağı, başka suçlardan aranan sanığın yakalanmamak amacıyla sahte kimlik kullanmasının ise TCK.nun 204/1. maddesinde yazılı resmi evrakta sahtecilik suçu oluşturacağı ve TCK.nun 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçu somut olayda uygulanamaz (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar No: 2015/2265).

Sahte Banka veya Kredi Kartı Üretme ve Kullanma Suçunda İçtima

Başkasına ait banka hesabıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üretilmesi, satılması, devredilmesi, satın alınması veya kabul edilmesi 5237 Sayılı T.C.K.nun 245/2. maddesinde, sahte banka veya kredi kartını kullanarak kendisine veya bir başkasına yarar sağlanması ise anılan maddenin 3. fıkrasında birbirinden bağımsız ve ayrı ayrı suçlar olarak düzenlenmiştir. Üçüncü fıkrada yazılı sahte kartın kullanılarak çıkar sağlanması suçunun oluşması için, 2. fıkrada kabul edilen suçun işlenmesi zorunlu olmayıp üretme, satın alma veya kabul etmenin dışında bir başka yolla kartın edinilmesi, örneğin sahte kartın bulunması üzerine kullanımı suretiyle çıkar sağlanması olanaklıdır. Bu durumda, 2. fıkrada yazılı suçun oluştuğundan sözedilemeyeceği için, kullanma suçunun 2. fıkrada yazılı suçu da kapsadığı kabul edilemez. Ayrıca sahte kartı satan veya devreden kişinin kartı kullandığı, satın alanın kullanmasına iştirak ettiği ve 3. fıkradaki suçu işlediği de kabul edilemez. Sahte banka veya kredi kartının kullanmak amacıyla üretilmesi zorunlu olmayıp satmak, devretmek amacıyla da üretilebilir. Dolayısıyla sahte kartı üreten kişinin, bu kartı mutlaka kullanacağı, kullanmaya kalkışacağı kabul edilemez. 5237 Sayılı T.C.K.nun 245. maddesinin 2 ve 3. fıkralarının geçitli suç kabulü halinde, kullanmaya teşebbüs durumunda hükmolunacak asgari hapis cezası, 2. fıkrada düzenlenen sahte banka veya kredi kartını satın alma veya kabul etmenin asgari cezasının üçte biri olacaktır. Diğer bir anlatımla sahte kartı kullanmayan, kullanmaya teşebbüs etmeyen sadece bulunduran fail en az üç yıl hapis ve adli para cezasıyla cezalandırılırken, satın aldığı veya ürettiği sahte kartı kullanmaya teşebbüs eden sanığın ise 1 yıl hapis ve adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilecek ve bu durum yasa koyucunun amacına, kanunun ruhuna, cezada orantılılık ilkesine aykırı olacaktır. Öte yandan geçitli suç olduğunun kabulü halinde kullanmaya yönelik fiilden, hiçbir engel neden olmaksızın gönüllü vazgeçme halinde bu kez 2. fıkrada yazılı suçun oluştuğu ( toplu nitelikli cinsel saldırıya teşebbüsten gönüllü vazgeçme halinde cinsel saldırı suçunun oluştuğunun kabulü gibi ) kabul edilerek bu fıkradan hüküm kurulacaktır. Bu durumda gönüllü vazgeçen faile: kullanma suçuna teşebbüs halinde hükmolunacak bir yıl hapis cezasının üç katı ceza tayini, gönüllü vazgeçme kurumunun amacıyla bağdaşmayacaktır.

Banka veya kredi kartının kötüye kullanılması suçu malvarlığı aleyhine işlenen suçlardan olup, yasada “bilişim alanında suçlar” bölümünde düzenlenmesi niteliğini değiştirmeyecektir. T.C.K.nun 245. maddesinin 2. fıkrası banka ve kredi kartlarında sahteciliği, 3. fıkrası ise sahte belgenin kullanılmak suretiyle çıkar elde edilmesini düzenlemiştir. 5237 Sayılı T.C.K.nun 212. maddesi gözetildiğinde, bu şekilde düzenleme ve her iki fiili işleyen failin, T.C.K.nun 245. maddesinin 2. ve 3. fıkralarıyla ayrı ayrı cezalandırılmaları yasada düzenlenen benzer suçlarla ( T.C.K.nun 212. maddesi uyarınca 204, 207 ve 157, 158. maddelerin tatbiki gibi ) uyumlu ve yasa koyucunun amacına uygun olacaktır. Ayrıca 2. fıkrada yazılı fiillerle 3. fıkrada yazılı suçun unsurlarını oluşturan fiiller farklı olup “işlenen bir fiil birden fazla farklı suçun oluşması” gerçekleşemeyeceğinden, farklı nev’iden fikri içtimayı düzenleyen T.C.K.nun 44. maddesinin uygulanması da mümkün değildir. T.C.K.nun 245/2. maddesinde belirtilen suç seçimlik hareketli bir suç olup, belirtilen hareketlerden birinin yapılması suçun oluşumu için yeterli olup, suçun oluşması için üretme zorunlu olmayıp, sahte kart fail tarafından üretilmese de kabul edilmesi suçun oluşumu için yeterlidir ve kullanma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Somut olayda sanığın, katılanın rızası ve bilgisi olmaksızın kimlik bilgilerine göre düzenlenmiş kredi kartını alıp harcama yaparak T.C.K.nun 245/3. maddesinde belirtilen sahte banka veya kredi kartını kullanmak suçunun yanında, T.C.K.nun 245/2. maddesinde düzenlenen sahte banka veya kredi kartını ürettirme suçu da oluştuğu halde, her iki suçtan ayrı ayrı ceza verilmesi gerekirken fikri içtimadan bahisle yazılı şekilde tek suçtan hüküm kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 8. Ceza Dairesi – Karar No: 2015/12123)

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner | Maraş Avukat

Uzlaştırma ve Uzlaşma Nedir?

Ceza hukukunda uzlaştırma, ceza soruşturması ve davasında tarafsız bir kimsenin arabuluculuğuyla uyuşmazlığın çözülmesi için suçun mağduru ve failinin iletişim kurduğu süreçtir (CMK md. 253/1). Daha önce, başlığı ‘uzlaşma’ olan kanun maddesinin hem başlığı hem de içeriği 6763 sayılı yasa ile 24.11.2016 tarihinde değiştirilmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre uzlaşma, iletişim süreci sonunda varılan anlaşmayı ifade ederken, uzlaştırma tarafların katıldığı sürecin bizzat kendisini ifade etmek için kullanılmaktadır.

Uzlaştırma müzakereleri ve uzlaşma anlaşması, şartları varsa hem soruşturma aşamasında hem de kovuşturma aşamasında yapılabilir (CMK md.253, md.254).

Herhangi bir suç ile bağlantısı olmayan özel hukuk uyuşmazlıklarının mahkeme dışı çözüm yöntemine “arabuluculuk” denilmektedir (Arabuluculuk Kanunu md.2).

Uzlaşma / Uzlaştırma Şartları Nelerdir?

Ceza Muhakemesi Kanunu md.253’e göre; ‘uzlaştırma şartları’ şunlardır:

Mağdurun gerçek kişi veya suçtan zarar görenin özel hukuk tüzel kişisi (şirket, vakıf, dernek vs.) olduğu suçlar uzlaştırma kapsamındadır. Kamu tüzel kişileri (Valilik, Belediye, Bakanlık, SGK, Vergi Dairesi vs.) aleyhine işlenen suçun vasfı ve cezası ne olursa olsun uzlaştırma hükümlerinin uygulanması mümkün değildir (CMK md.253/1).

Kural olarak soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi suçlar uzlaştırma kapsamındadır (CMK md.253/1-a).

Şikayete tabi suçlar hariç olmak üzere; TCK dışındaki özel kanunlarda düzenlenen suçlara uzlaştırma hükümlerinin uygulanabilmesi için, ilgili özel kanunda uzlaştıma yoluna gidilebileceğine dair açık hüküm olmalıdır (CMK md.253/2).

Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda (cinsel taciz suçu, cinsel saldırı suçu vs.) uzlaştırma yoluna gidilemez.

Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, uzlaştırma kapsamına girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz (CMK md.253/3).

Suçun birden fazla faili varsa; aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın, ancak uzlaşan kişi uzlaşma hükümlerinden yararlanır.

Suçun birden fazla mağduru varsa; şüpheli veya sanık tüm mağdurlarla uzlaşmak zorundadır. Şüpheli veya sanık tüm mağdurlarla uzlaşma ise uzlaştırma hükümlerinden yararlanamaz. Örneğin; iki kişiye karşı dolandırıcılık suçu işlediği iddia edilen fail, her iki mağdur ile uzlaşmalıdır. Failin sadece mağdurlardan biriyle uzlaşması halinde, CMK md.253’te düzenlenen uzlaştırma hükümleri uygulanmaz.

Çocuklara Özel Uzlaşma Şartı

Suça sürüklenen 18 yaşından küçük çocuklar bakımından; suçun kamu tüzel kişisi aleyhine işlenmemesi kaydıyla, üst sınırı 3 yılı geçmeyen hapis veya adli para cezası gerektiren suçlar uzlaştırma kapsamındadır (CMK md.253/1-c). Örneğin, üst sınırı 3 yıl olan şantaj suçu 18 yaşından büyükler için uzlaşma kapsamında olmamasına rağmen suça sürüklenen çocuklar (SSÇ) açısından uzlaşmaya tabi suçlardandır.

Uzlaşma uygulamasında çocukların işlediği suçun şikayete tabi suçlardan olup olmamasının bir önemi yoktur. Önemli olan suçun kamu tüzel kişisine karşı işlenmemiş olması ve üst sınırının uzlaşmaya elverişli olmasıdır.

Özellikle belirtelim ki, çocukların işlediği suçların mağduru veya zarar göreni kamu tüzel kişisi ise, çocuklar açısından uzlaşma hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.

Soruşturma Aşamasında Uzlaşma / Uzlaştırma Nasıl Yapılır?

Ceza muhakemesi hukukunda uzlaştırma usulü, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı (genel soruşturma savcısı) tarafından kendiliğinden başlatılmalıdır.

Genel soruşturma savcılığı, soruşturma konusu suçun işlenip işlenmediğini araştırmalı, soruşturmayı yaparak tüm delilleri toplamalıdır. Mağdur, şüpheli ve tanıkların ifadesi alınmalı; keşif, bilirkişi raporu vs. gibi her türlü soruşturma işlemi tamamlanmalıdır. Soruşturma neticesinde bir iddianame ile kamu davası açmak için yeterli şüphe olduğu anlaşılırsa, savcılık dava açmadan önce uzlaştırma prosedürünü başlatmak zorundadır. Soruşturma savcısı, kamu davası açmak için yeterli şüphe olduğu kanaatinde ise, soruşturma dosyasını uzlaştırma bürosuna göndermelidir (CMK md. 253/4).

Genel soruşturma savcısı tarafından dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilmesinden itibaren, diğer işlemler uzlaştırma bürosu görevlileri ve büro savcıları tarafından yapılır. Örneğin; dolandırıcılık suçu nedeniyle kamu davası açmak üzere yeterli şüphe olduğunu düşünen savcılık dosyayı uzlaştırma bürosuna gönderdikten sonra, uzlaşma gerçekleşmediği takdirde, uzlaştırma bürosu savcılığı tarafından iddianame düzenlenerek kamu davası açılacaktır.

Uzlaştırma, sosyal ilişkileri de tamir eden bir kurum olarak öne çıktığından savcılığın kamu davası açmadan önce uzlaştırma yoluna gitmesi zorunlu hale getirilmiştir. Örneğin; Fail ile mağdur arasında yakın ilişki varsa veya birbirlerine yakın bir yerde yaşıyorlarsa, uzlaştırma usulünün uygulanması özellikle önemli hale gelir.

Fail, mağdur veya suçtan zarar gören kişi de müşteki sıfatıyla yer aldıkları soruşturmada Cumhuriyet savcılığına uzlaştırma prosedürünün başlatılması talebinde bulunabilir.

Uzlaştırma bürosu cumhuriyet savcısı, tarafların soruşturma aşamasında uzlaşması halinde şu şekilde hareket edecektir:

Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini bir kerede yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde,şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Bu halde, kamu davasının açılmasının ertelenmesi için CMK md.171’de aranan koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmaz. Erteleme süresince suça dair dava zamanaşımı süresi işlemez.

Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde kamu davası açılır. Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun md.38 gereği yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.

Mahkemede Uzlaştırma Nasıl Yapılır?

Ceza mahkemesi, yargılama sırasında ceza davasının konusu olan suçun uzlaştırma kapsamında olduğunu görürse, sanık ve suçun mağduru arasında yukarıda anlattığımız savcılık tarafından işletilen prosedürü işletir (CMK md. 254). Uygulamada mahkemeler uzun bir duruşma günü vererek bir nevi duruşmaya ara vermekte, dosyayı uzlaştırma girişiminde bulunmak üzere uzlaştırma bürosuna göndermektedir. Uzlaştırma bürosu da uzlaştırmacı görevlendirip tarafların uzlaşma müzakeresi yapması için girişimde bulunmaktadır.

Taraflar arasında uzlaşma sağlanmadığı takdirde, mahkeme yargılamaya kaldığı yerden devam eder. Uzlaştırma girişiminin bir uzlaşma anlaşmasıyla sonuçlanması halinde ceza mahkemesi şu şekilde karar verir:

Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, anlaşmanın tarafların özgür iradelerine dayandığını ve hukuka uygun olduğunu tespit eder ve uzlaşma konusu yükümlülükler de yerine getirilirse, ceza davasının düşmesine karar verir.

Uzlaştırma görüşmeleri neticesinde hazırlanan uzlaşma anlaşması şartlarının yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir. Geri bırakma süresi boyunca dava zamanaşımı süresi işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için CMK md. 231’de düzenlenen şartların oluşup oluşmadığı araştırılmaz. Uzlaşma gerçekleşmişse, diğer koşullar aranmadan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşma anlaşmasının gerekleri yerine getirilmediği takdirde, mahkeme tarafından hüküm açıklanır (CMK md.254/2).

Uzlaşma / Uzlaştırma Kapsamına Giren Suçlar Nelerdir?

Basit kasten adam yaralama (m. 86/1-2).

TCK md. 86/1-2 kapsamında kalan kasten yaralama suçunun ihmali davranışla işlenmesi (m. 88).

Taksirle adam yaralama suçu (m.89). Taksirle yaralama suçu bilinçli taksirle işlense dahi uzlaştırma kapsamında olan suçlar arasındadır.

Tehdit suçu (m. 106/1).
Konut dokunulmazlığını ihlal Suçu (m. 116/).

İş ve çalışma hürriyetini ihlal suçu (m. 117/1).

Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu (m. 123/1).

Hakaret Suçu (m. 125/1-2-3). Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen hakaret suçu ve cumhurbaşkanına hakaret suçu uzlaştırma kapsamında olan suçlardan değildir.

Kişinin hatırasına hakaret suçu (m. 130/1, 2). Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hatırasına hakaret suçu uzlaşma tabi olan suçlardan değildir.

Haberleşmenin gizliliğini ihlal Suçu (m. 132/1, 2, 3).

Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu (m. 133/1, 2, 3).

Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (m. 134/1, 2).
Hırsızlık Suçu (m. 141) ve nitelikli hırsızlık suçu (m. 142/1, 2, 3) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse uzlaştırmaya tabi olan suçlardandır. Hırsızlık suçlarında daha az cezayı gerektiren haller de uzlaşma kapsamına giren suçlardandır (m. 144/1).

Kullanma hırsızlığı suçu (m. 146/1).

Mala zarar verme suçu (m. 151/1, 2). Mala zarar verme suçunun nitelikli halleri de (m. 152/1,2) TCK md. 167/2’de belirtilen kişilerin zararına işlendiği takdirde uzlaştırma kapsamında olan suçlardandır.

İbadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçu TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır (m. 153/1).

Hakkı olmayan yere tecavüz suçu TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse takibi şikayete bağlıdır (m. 154/1, 2, 3).

Güveni kötüye kullanma suçu (m. 155/1).

Bedelsiz senedi kullanma suçu (m. 156/1).

Dolandırıcılık suçu (m. 157/1) ve Nitelikli dolandırıcılık suçu (m. 158/1,2) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlendiği takdirde uzlaşmaya tabi olan suçlardandır.

Dolandırıcılıkta daha az cezayı gerektiren hal uzlaştırma kapsamındadır (m. 159/1).

Kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu (m. 160/1).

Hileli iflas suçu (m. 161/1) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse uzlaştırma kapsamında olan suçlardandır.

Taksirli iflas (m. 162/1) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse uzlaştırma kapsamında olan suçlardandır.

Karşılıksız yararlanma suçu (m. 163/1,2) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse uzlaştırma kapsamında olan suçlardandır..

Şirket veya kooperatifler hakkında yanlış bilgi (m. 164/1) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse uzlaştırma kapsamında olan suçlardandır.

Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu (m. 165/1) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse uzlaştırma kapsamında olan suçlardandır.

Bilgi vermeme suçu (m. 166/1) TCK md. 167/2’de belirtilen kişiler aleyhine işlenirse uzlaştırma kapsamında olan suçlardandır.

Açığa imzanın kötüye kullanılması suçu (m. 209/1).

Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçu (m. 233/1).

Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu (m. 234/3).

Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239)

Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234)
Hükümlüler (Cezası Kesinleşenler) Hakkında Uzlaştırma/Uzlaşma Yasası Nasıl Uygulanır?

Hükümlüler, yani yapılan yargılama neticesinde cezası kesinleşenler de uzlaşma/uzlaştırma yasası hükümlerinden yararlanabilirler. Yasadan yararlanabilmek için hükümlünün cezaevinde olması da şart değildir. Mahkemenin verdiği mahkumiyet kararının kesinleşmesi halinde, cezası cezaevinde infaz edilsin veya edilmesin, hükümlünün dava dosyası uzlaştırma yasası prosedürünün uygulanması için uzlaştırma bürosuna gönderilir. Ancak, uzlaştırmaya tabi suçlardan hükümlü olanlara daha önce uzlaşma teklifi yapılmış ve uzlaşma sağlanamamış ise yeniden uzlaştırma prosedürünün uygulanması mümkün değildir. İstinaf veya temyiz aşamasında bulunan davalarda yerel mahkeme aşamasında uzlaşma teklif edilmiş ve uzlaşma gerçekleşmemişse, yeniden uzlaştırma girişiminde bulunulmaz.

Suçun uzlaştırmaya tabi suçlardan olduğu anlaşıldığında, hükümlüler açısından uzlaşma/uzlaştırma prosedürü şu şekilde uygulanır:

Mahkeme tarafından hükümlü hakkındaki ilamın (mahkeme kararı) İNFAZI durdurulur, tüm ilamat evraklarının bila infaz (infaz edilmeden) mahkemesine iade edilmesine ve hükümlünün TAHLİYESİNE karar verilir.
Hükümlü tahliye edildikten sonra, ilamat evrakları dosyaya geri geldiğinde, uzlaştırma işlemlerinin yürütülmesi için dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir.
Uzlaştırma bürosu taraflar arasında uzlaşmanın sağlanması için gerekli girişimlerde bulunur. Uzlaşma sağlanırsa, kamu davasının düşmesine karar verilir. Uzlaşma sağlanmazsa hükmün aynı şekilde infaz edilmesine karar verilir.
Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Uzlaşma/Uzlaştırma

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilen sanıklar hakkında, denetim süresi içinde suç işlenmesi veya yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi halinde hükmün açıklanmasına karar verilmektedir.

HAGB kararının kaldırılarak hükmün açıklanması için mahkeme tarafından bir tensip zaptıyla duruşma günü tayin edilmektedir. Mahkeme duruşma günü tayin etmeden önce, HAGB kararının konusunu teşkil eden suçun uzlaşma/uzlaştırma yasası kapsamında kaldığını tespit ederse kamu davasını öncelikle uzlaştırma bürosuna gönderir. Uzlaştırma bürosunun girişimiyle uzlaşma sağlanırsa mahkemece kamu davasının düşmesine karar verilir. Uzlaşma sağlanamazsa, mahkeme bir duruşma günü belirleyerek tarafları davet eder ve duruşmada hükmün açıklanmasına karar verir.

Cezası İnfaz Edilen Hükümlülere Uzlaşma/Uzlaştırma Yasası Uygulanır mı?

Uzlaşma/uzlaştırma yasası, kamu davasının düşmesine yol açtığı için bir ceza usul hukuku kurumu; devlet ile birey arasındaki ceza ilişkisine son verdiği için de bir maddi ceza hukuku kurumudur. Maddi ceza hukukunda, her zaman hükümlünün lehine olan kanunun uygulanması temel kuraldır (TCK md.7/2).

Cezası infaz edilse bile, mahkumiyete bağlı bazı hak yoksunluklarından kurtulmak isteyen hükümlü her zaman lehe olan kanunun uygulanmasını talep edebilir. Hükümlü, hakkındaki mahkumiyet kararının yeni kanuni düzenlemeye uyarlanmasını talep ederse; infaz edilen karara dair ceza dosyası uzlaştırma hükümleri uygulanmak üzere uzlaştırma bürosuna gönderilir. Uzlaşma sağlanırsa, mahkumiyet kararı veren mahkeme davanın düşmesi kararı verir. Düşme kararı ile birlikte adli sicil kaydının silinmesi gerekir.

Uzlaştırmacı Görevlendirilmesi ve Uzlaştırma Bürosu

Uzlaştırma usulünün uygulanması kararlaştırılınca, soruşturma dosyası ‘uzlaştırma bürosu’na gönderilir. Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını ele alması için bir uzlaştırmacı görevlendirir (CMK md. 253/4).

Görevlendirilen uzlaştırmacıya verilmesi uygun görülen soruşturma evrakları tevdi edilir, soruşturmanın gizliliği ilkesine riayet etmesi gerektiği kendisine hatırlatılır.

Uzlaştırma bürosu işlemlerini denetlemek ve gerekli hukuki işlemleri yapmak üzere her adliyede yeteri kadar “uzlaştırma bürosu savcısı” vardır. Uzlaştırma bürosu, uzlaştırma anlaşmasının yerine getirilip getirilmediğini takip etmek zorundadır. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren üç gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır (CMK 253/4).

Uzlaştırma Müzakerelerinin Süresi Nedir? Müzakere Nasıl Yürütülür?

Uzlaşma teklifi, uzlaştırmacı tarafından yapılmalıdır. Uzlaştırmacı tarafların da görüşlerini alarak bir uzlaştırma teklifinde bulunur. Uzlaştırmacı, uzlaştırma müzakerelerinin güvenli bir ortamda yürütülmesinden ve görüşmelerin taraflar dışındaki kişiler tarafından öğrenilmemesi için gerekli tedbirleri almaktan sorumludur.

Uzlaştırma görüşmeleri belli bir süre içinde sonuçlandırılmalıdır. Uzlaştırmacı, dosyanın kendisine tevdi edilmesinden itibaren 30 gün içinde uzlaştırma müzakere ve işlemlerini sonuçlandırmalıdır. Uzlaştırma bürosu, bu süreyi en fazla 20 gün daha uzatabilir (CMK md. 253/12).

Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır (CMK md.253/13).

Uzlaştırma müzakeresinin en önemli özelliği gizli olmasıdır. Uzlaştırmacı, cumhuriyet savcısı veya taraflar uzlaştırma görüşmelerinin içeriğini hiçbir şekilde açıklayamaz. Uzlaştırma müzakereleri, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da hukuk davasında delil olarak kullanılamaz (CMK md. 253/20).

Uzlaşma Anlaşması Gerçekleşirse Ne Olur?

Uzlaştırma görüşmeleri sonunda uzlaştırmacı, Cumhuriyet savcılığı tarafından verilen belgelerle birlikte hazırladığı raporu uzlaştırma bürosuna verir. Fail ve mağdurun uzlaşması durumunda, uzlaştırmaya ilişkin rapora uzlaşma anlaşması da eklenir. Uzlaştırma bürosuna verilen belgeler, uzlaştırma müzakerelerine ilişkin rapor, soruşturma dosyası ve varsa uzlaşma anlaşması derhal uzlaştırma bürosundan sorumlu Cumhuriyet savcısına tevdi edilmelidir (CMK md. 253/15).

Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar uzlaştırma bürosu Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler (CMK md.253/16).

Uzlaştırma bürosu Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder (CMK md.253/17).

Uzlaşma anlaşması yapıldığı takdirde, uzlaştırma bürosu Cumhuriyet savcısı, anlaşmanın şüpheli ve mağdurun özgür iradelerine dayandığını ve hukuka uygun olduğunu tespit ederse, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir. (CMK md. 253/19)

Uzlaşma Anlaşması Gerçekleşmezse Ne Olur?

Uzlaşma anlaşması gerçekleşmezse, uzlaştırma bürosu savcılığı bir iddianame ile kamu davası açar. Kovuşturma aşamasında uzlaştırma yoluna gidilmiş ve uzlaşma sağlanamamışsa, ceza davasını gören mahkeme de yargılamaya kaldığı yerden devam eder.

Soruşturma dosyası uzlaştırmaya gönderilmemiş veya uzlaştırma girişimi başarısız olmasına rağmen, fail ve mağdur bir uzlaşma anlaşması yaparak iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar, uzlaştırma bürosu Cumhuriyet savcısına uzlaşmanın gerçekleştiğini beyan edebilirler. Bu halde, suçun uzlaştırma kapsamında suçlardan olduğu anlaşılırsa savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.

Mahkeme tarafından dava dosyasının uzlaştırma bürosuna gönderilmesinden sonra uzlaşma gerçekleşmezse; yani kovuşturma aşamasında, tarafların aralarında anlaşarak daha sonra uzlaşma gerçekleştirmeleri kabul edilmemiştir.

Uzlaştırma / Uzlaşma Prosedürü Uygulanırken Deliller Toplanır mı?

Uzlaştırma prosedürü başlatılmadan önce, araştırma işlemlerine, delillerin toplanmasına, yakalama, gözaltı, tutuklama, el koyma vb. gibi koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel olmamakla birlikte; delil toplama dışındaki işlemlerin, özellikle koruma tedbiri niteliğindeki işlemlerinden kişi özgürlüğünü kısıtlayanlara uzlaşma yasasının uygulandığı süreç boyunca son verilmelidir.

Uzlaştırma / Uzlaşma Yasası Uygulanırken Zamanaşımı İşler mi?

Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez (CMK md.253/21).

Uzlaşma anlaşması şarta bağlı yapılmışsa, ister savcılık aşamasında olsun isterse mahkeme aşamasında olsun, uzlaşma anlaşması şartları gerçekleşene kadar dava zamanaşımı süreleri durur.

Uzlaştırma / Uzlaşma Konuları Nelerdir?

Suç işlenmesi ile hem kamu düzeni bozulur hem de kişisel haklar ihlal edilir. Ceza muhakemesi hukukunda uzlaştırma, suçun yol açtığı tüm olumsuzlukları ortadan kaldırmak ve tarafları da tatmin edecek şekilde kamu düzenini yeniden tesis etmeyi amaçlayan bir kurumudur.

Tarafların üzerinde uzlaşma anlaşması yapabilecekleri uzlaştırma/uzlaşma konuları şunlardır:

Taraflar, soruşturma konusu fiilin sebep olduğu maddi ve manevi zararın tazmin edilmesi veya eski hale getirilmesi konusunda uzlaşabilirler.
Şüpheli veya sanığın kamu yararına bir kurumda çalışması konusunda uzlaştırma müzakeresi yürütülebilir.
Suçun nedenlerini ortadan kaldırmak, şüpheli veya sanığın sağlıklı bir birey olarak hayata uyumunu sağlamak için bir programa katılması konusunda uzlaşma anlaşması yapılabilir.
Şüpheli veya sanığın herhangi bir kurum veya kişiye bağış yapması istenebilir.
Şüpheli veya sanığın, mağdurdan özür dileyerek suçun neden olduğu itibar kaybı, isme veya markaya verilen zarar vs. gibi olumsuzlukları gidermesi konusunda uzlaşma sözleşmesi yapılabilir.
Uzlaştırma sürecinde taraflar, yukarıda belirttiğimiz tüm konular veya hukuka aykırı olmayan sınırsız sayıda konu üzerinde uzlaşabilirler.

Uzlaştırma Neticesinde Verilen Kararlar Adli Sicil/Sabıka Kaydına İşlenir mi?

Uzlaştırma sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından görülebilir. İş başvurusu veya başka bir başvuru için sabık kaydı istenildiğinde bu bilgiler kesinlikle alınan sabık kaydında gözükmez.

Ceza hukukunda uzlaştırma, muhakeme sistemine henüz yeni giren bir kurum olduğundan şüpheli veya sanık haklarının zarar görmemesi için gerek savcılık aşamasında gerekse mahkeme aşamasında sürecin bir ceza avukatı ile takip edilmesi gerekir.

Fatmanur Toprak Saygıner | Kahramanmaraş Avukat

Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme Suçu Nedir? (TCK 281)

Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu, hakkında soruşturma başlatılmış olsun veya olmasın işlenmiş bir suç ile ilgili maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla “suç delilini yok etme”, “gizleme” veya “değiştirme” fiilleriyle işlenen seçimlik hareketli bir suçtur. Uygulamada bu suça “delilleri karartma suçu” da denilmektedir.

Suç delillerini yok etme, gizleme (saklama) veya değiştirme suçu, “adliyeye karşı suçlar” başlığı altında TCK md.281’de düzenlenmiştir. Çünkü, suç delillerini yok eden, gizleyen veya değiştiren kişinin adaletin tecelli etmesine mani olduğu ve böylelikle suçu adliyeye karşı işlediği kabul edilmektedir.

Suçun meydana gelmesi için yok edilen, değiştirilen veya gizlenen şeyin mutlaka bir suçun ispatı açısından delil değerine sahip olması gerekir. Delil değerine sahip olmayan herhangi bir şeyin yok edilmesi, gizlenmesi (saklanması) veya değiştirilmesi suçun oluşmasına vücut vermez. Ceza muhakemesinde deliller beyan, belge ve belirti olmak üzere üç şekilde sınıflandırılmaktadır. Bu nedenle, bu tür delillerden herhangi birinin yok edilmesi, gizlenmesi veya değiştirilmesi suçun meydana gelmesine yol açar. Örneğin, ölümlü trafik kazasının nasıl meydana geldiğinin ispatı açısından belirti niteliğinde olan fren izlerinin silinmesi halinde suç delillerini yok etme suçu oluşur.

Suçun oluşması için herhangi bir seçimlik hareketin tek başına yapılması yeterlidir. Suç delillerini silme veya bozma şeklindeki fiiller de bu suçun meydana gelmesine yol açar. Çünkü, “silme” fiili kanunda tanımlanan “yok etme” fiili içinde; “bozma” fiili ise kanundaki “değiştirme” fiili içinde yer almaktadır. Örneğin, bilgisayar hardiski içinde bir suçun delilini teşkil eden veriyi silen kişi, suç delilini yok etme suçunu işlemiş olur.

Özellikle belirtelim ki, kanunda şahsi cezasızlık sebebi olarak düzenlendiğinden kendi işlediği suçun delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme nedeniyle faile ceza verilemez (TCK md.281/1-2.cümle).

Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme Suçunun Cezası

Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez (TCK md.281/1).

Kamu görevlisinin (memur, avukat, hakim, savcı, polis, jandarma vs.) bu suçu göreviyle bağlantılı olarak işlemesi halinde cezası yarı oranında arttırılır. Kamu görevlisinin görevi ile bağlantılı olmayacak şekilde bu suçu işlemesi halinde suçun cezasının temel şekli uygulanır (TCK md.281/2). Örneğin, bir soruşturmayı yürütmekle görevli polis veya jandarmanın suç delilini yok etmesi halinde suçun bu nitelikli şekli gerçekleşir ve cezası arttırılır.

Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme Suçunda Etkin Pişmanlık

Etkin pişmanlık, failin işlediği fiil nedeniyle pişman olması ve suçun sebep olduğu zararı gidermesi halinde fail hakkında ceza indirimi yapılmasını sağlayan bir maddi ceza hukuku kurumudur.

Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçuna özgü bir etkin pişmanlık hali düzenlenmiştir. Buna göre ilişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir (TCK md.281/3).

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu (delilleri karartma suçu) nedeniyle hükmedilen hapis cezası adli para cezasına çevrilebilir.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu (delil karartma suçu) nedeniyle hükmedilen hapis cezası hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb) kararı verilmesi mümkündür.

Erteleme, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu sebebiyle hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.

Suçun Şikayet Süresi, Zamanaşımı, Uzlaşma ve Görevli Mahkeme

Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (delilleri karartma ) suçu, şikayete tabi bir suç değildir. Herhangi bir şekilde suçun işlendiği savcılık tarafından öğrenildiğinde kendiliğinden soruşturma başlatılmalıdır. Uygulamada bu şekilde soruşturma yapılarak açılan davalara “kamu davası” denilmektedir. Suçun soruşturulması için herhangi bir şikayet süresi olmamasına rağmen dava zamanaşımı süresi 8 yıl olup suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıl geçmeden işlenen suç savcılığa bildirilmelidir. Aksi takdirde, dava zamanaşımı süresi dolacağından suç ile ilgili soruşturma yapılamayacaktır.

Uzlaşma, suç isnadı altındaki şahıs ile suçun mağduru olan şahsın bir uzlaştırmacı aracılığıyla iletişim kurarak anlaşmasıdır. Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu, uzlaşma kapsamında olan suçlardan değildir.

Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu nedeniyle yapılan yargılamalar asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme Suçu Yargıtay Kararları
Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme Suçu Yargıtay Kararları

Kendisinin İşlediği Suçun Delilini Gizleme (Delili Karartma)

6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan hakkında mahkumiyet hükmü kurulan sanığın kendisine ait ruhsatsız silahı samanlığa saklamak suretiyle suç delilini yok etmeye yönelik eylemde bulunduğu anlaşılsa da TCK’nın 281. maddesindeki “kendi işlediği veya işlemesine iştirak ettiği suçla ilgili olarak bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez” düzenlemesi karşısında; sanığın hukuki durumunun yeniden takdir ve tayininde zorunluluk bulunması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir (Yargıtay 12. CD – Karar: 2014/14984).

Yok Edilen Eşyanın Suç Delili Olması Şarttır

Sanığın, yakalanamaması nedeniyle dosyası tefrik edilen F. M. ile birlikte bulundukları dernekte yapılmak istenen aramayı engellemek amacıyla kapıyı açmama, bu sırada bilgisayara takılı veri depolama aracını çıkarıp içeriğine ulaşılmayacak şekilde bozarak dernek binasının karşısında bulunan binanın teras katına atma ve içerisinde bulunan verilere ulaşılmasına engel olma şeklinde kabul edilen eylemlerinin, yok edilmek istenen veri depolama aracının TCK’nın 281. maddesi anlamında bir suçun delillerini içerip içermediği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, mevcut şüphenin sanıklar lehine değerlendirilmesi gerektiği de gözetilmeden beraatleri yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 9. Ceza Dairesi – Karar: 2014/6210).

Görevli Polis Memurunun Suç Delilini Yok Etmesi (Delil Karartma)

Polis memuru olan sanıkların, müşteki F…‘in şikayetçi olduğunu öğrendiklerinde, adli kolluk görev ve yetkilerine sahip oldukları halde, müştekiye “16 yaşındasın, git babanla konuş, sonra şikayetçi olursan ifadeni alırız” dedikleri, daha sonra müştekinin babası olan A…‘in karakola gelip, “Eğer kızımın kızlığı bozulduysa şikayetçiyim” demesine karşın, herhangi bir işlem yapmadıkları; ayrıca soruşturma aşamasında tanık olarak dinlenen B…‘ün beyanında, “Bir polis memurunun gelerek hakkında tecavüz suçlaması olduğunu söylemesi üzerine emniyete geldiğini, cep telefonunda kayıtlı olan müştekiye ait mesajları sanık İ…‘ın yüksek sesle okuduğunu, bunu karakolda bulunan beş polis memurunun da duyduğunu, sanığın daha sonra kendisinden bu mesajları silmesini istediğin” belirtmesi karşısında, eylemlerinin, TCK’nın 257/2 gereği görevi kötüye kullanma suçu ve 281. maddesi gereği suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, yazılı biçimde karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – Karar: 2013/1081).

Aracın Motor ve Şase Numarasını Değiştirerek Suç Delillerini Gizleme ve Hırsızlık

Araç motor ve şase numaralarının “…kamu kurum ve kuruluşlarınca veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca kullanılan mühürle…” oluşturulmuş onaylayıcı ya da belgeleyici işaretler olmadığı, bu bağlamda hırsızlık suçuna iştirak edilmemiş olmak koşuluyla çalınan aracın motor ve şase numaralarının değiştirilmesinin TCK’nın ve fıkralarında tanımlanan kanıtları değiştirme ve gizleme suçunu oluşturduğu, somut olayda ise sanığın işlediği hırsızlık suçunun kanıtlarını gizlemek amacıyla motor ve şase numaralarını değiştirmenin asıl hırsızlık suçu içinde eriyen eylem olduğu gözetilmeden TCK’nın tanımlanan mühürde sahtecilik suçundan ayrıca mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 4. Ceza Dairesi – Karar: 2010/17064).

Adam Öldürmede Suç Delillerini Gizleme veya Yok Etme Suçu

Tek eylem nedeniyle iki ayrı suçtan dava açılıp her iki suçtan da ayrı ayrı hüküm kurularak beraat kararı verilemeyeceği hususu da dikkate alınarak; oluşa ve delillere göre, elde edilen delillerin adam öldürme suçundan hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmamakla beraber sanığın daha önce izinsiz taşıdığı 6136 sayılı Yasa kapsamına göre tabancasını ölene verdiği, bu tabancayla intihar eden ölenin yanına gittiğinde, kendi tabancasının kullanıldığını görmesi üzerine, öldürme fiilinin delili olan bu tabancayı olay yerinden alarak yok ettiği, böylece öldürme suçunun delillerini gizlemek ve yok etmek suçunu işlediği anlaşıldığı ve bu suçtan cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hem adam öldürme hem de suç delillerini gizlemek ve yok etmek suçundan beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 1. CD – Karar: 2008/5944).

Suç delillerini yok etme, gizleme (saklama) veya değiştirme suçu; teknolojinin ve internet kullanımının gelişmesi, bilgisayar, cep telefonu, tablet vb. gibi araçların, whatssup, facebook, twitter, instagram vb. gibi programların da suç işlemede kullanılması nedeniyle artık dijital ortamda da yoğun bir şekilde işlenen bir suç tipi olduğundan iddia veya savunma hakkının bir avukat vasıtasıyla kullanılmasında yarar vardır.

Avukat Fatmanur Toprak | Ceza Avukatı | Kahramanmaraş Barosu Avukatı

 

2911 Sayılı Kanuna Muhalefet ve Toplantı / Gösteri Özgürlüğü Hakkı
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu 3. maddesi “herkesin önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahip olduğu” hükmünü içermektedir.

Kanun; toplantı ve gösterilerin düzenlenmesine ilişkin koşulların yanında toplantıların ertelenme ve yasaklanma şartlarını ve kanuna aykırı toplantı halinde ceza hükümlerini düzenlemiştir. Buna göre “milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” amaçlarıyla vali veya kaymakamlar toplantı yapılmasını erteleyebileceği gibi suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması halinde yasaklama kararı da verebilecektir.

Yasanın altıncı bölümünün 21. Maddesi ve devamında, 2911 sayılı kanuna muhalefet suçunu oluşturabilecek fiiller sayılmıştır. Bu yazımızda 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri yasasındaki ceza hükümlerini, AİHM, Anayasa Mahkemesi ve yargı kararları çerçevesinde irdeleyeceğiz.

2911 s.yasanın 22, 23, 24 ve 27. maddelerinde toplantı ve gösterilere ilişkin yasaklar, kanuna aykırılık halleri ve dağıtılmasının koşulları düzenlenmiştir. 28-34. maddeler arasında ise ceza hükümlerine yer verilmiştir.

Uygulamada en fazla karşımıza çıkan 28, 32 ve 34. maddelerdir. Yasanın bu maddelerinde düzenlenen suçun ön koşulu “kanuna aykırı toplantı”nın söz konusu olmasıdır. O halde kanuna aykırı toplantının ne olduğu hakkında bir tanımlama yapılması zorunluluğu vardır. 2911 sayılı kanunun 9. ve 10. maddelerinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek için mülki idare amirine bildirimde bulunma şartı getirilmiştir. Yasanın 22. Maddesinde ise mekansal sınırlamalara yer verilmekte, “genel yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez” denilmektedir. Bildirim yükümlülüğü ve mekansal yasaklara uyulmaması halinde de kanuna aykırı toplantı söz konusudur.

2911 sayılı kanunun 23. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca, toplantı ve gösteri yürüyüşünde ateşli silahlar, aletler, yüz kapatma vb. yöntemlere başvurulması halinde toplantı veya yürüyüş kanuna aykırı toplantı haline gelmektedir. 24. maddede ise, kanuna aykırı toplantının dağıtılma şartları ve usulüne yer verilmektedir.

Yine aynı kanunun 32/1 maddesinde kanuna aykırı toplantıya katılanların ihtara rağmen dağılmaması, zor kullanarak direnmesi suç sayılmaktadır. Madde 33/1 de aynı şekilde ateşli silahlarla toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılmaları suç olarak tanımlanmaktadır. Ve bu kanun kapsamında yaşanan hak ihlallerinin çoğunluğu bu maddeye dayalı yaşanmaktadır.

Kanuna aykırı toplantının ne olduğu, hangi hallerde ceza verilebileceğine ilişkin yargısal kararların çoğunluğu, AİHS ve Anayasa ile korunan temel özgürlükleri ihlal eder niteliktedir.

2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na Muhalefet Suçunun Cezası

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne Dair Yasaklara Aykırı Hareket Etme Suçu ve Cezası (md.28): Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya yönetenlerle bunların hareketlerine katılanlar, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

10 uncu madde gereğince verilecek bildirimde düzenleme kurulu üyesi olarak gösterilenlerden 9 uncu maddede belli edilen nitelikleri taşımayanlar, toplantı veya yürüyüşün yapılması hâlinde, bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

11 ve 12 nci maddelerde yazılı görevleri yerine getirmeyen düzenleme kurulu üyeleri, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Güvenlik kuvvetlerine veya toplantı veya yürüyüş safahatının teknik araç ve gereçlerle tespit için görevlendirilenlere bu görevlerini yaptıkları sırada cebir ve şiddet veya tehdit veya nüfuz ve müessir kuvvet sarfetmek suretiyle mani olanlar hakkında, fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası hükmolunur.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşünü Engelleme Suçu ve Cezası (md.29): Toplantı veya yürüyüş yapılmasına engel olan veya devamına imkan vermeyecek tertipler ile toplantı veya yürüyüşü ihlal eden kimse, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde dokuz aydan bir yıl altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Toplantı ve Gösterinin Huzur ve Sükunun Bozma Suçu ve Cezası (md.30): Yapılmakta olan toplantı veya yürüyüşte huzur ve sükünu bozmak maksadıyla tehdit veya hakaret veya saldırı veya mukavematte bulunanlar veya başka bir suretle huzur ve sükünun bozulmasına sebebiyet verenler, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Kanuna Aykırı Propaganda ve Suç İşlemeye Teşvik Suçu ve Cezası (md.31): Düzenleme kurulu başkanı ve en az altı üyesinin ad ve soyadları ile imzalarını taşımayan 26 ncı maddede yazılı propaganda vasıtalarını hazırlayanlar, yazdıranlar, bastıranlar, propaganda maksadıyla kullananlar veya sair surette 26 ncı maddedeki yasak ve şartlara uymayanlar altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Bu propaganda vasıtalarında halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik eder mahiyette yazı veya resim veya işaret bulunursa veya bu maksatla başka araçlar kullanılmış olursa, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde failleri bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Teşvik ve tahrik neticesi olarak suç işlenir veya suçun icrasına teşebbüs edilirse, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde teşvik veya tahrikte bulunanlar üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Toplantı ve Gösteri Esnasında Dağılmamakta Israr ve Direnme Suçu (md.32): Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu, toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.

İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 265 inci maddesinde tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.

23 üncü maddede yazılı hallerden biri gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü yerine getirilmeden yetki sınırı aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması halinde, yukarıdaki fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere verilecek cezalar, dörttebire kadar indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.

Toplantı ve Yürüyüşe Silahla Katılma Suçu ve Cezası (md.33): Toplantı ve gösteri yürüyüşlerine;
a) Ateşli silahlar veya havai fişek, molotof ve benzeri el yapımı olanlar dâhil patlayıcı maddeler veya her türlü kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli veya zincir, demir bilye ve sapan gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve benzeri maddeler taşıyarak veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez vesair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar,
b) Yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar ile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar,hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Toplantı ve gösteri yürüyüşünün kanuna aykırı olması halinde ve dağılmamak için direnildiği takdirde, ayrıca 32 nci madde hükümlerine göre cezaya hükmolunur.

Toplantı ve Gösteriyi Tahrik Etme ve Suç Ortaklarının Cezası (md.34): 27 nci maddedeki yasağa aykırı hareket edenler toplantı veya yürüyüş vukubulmamış veya vukubulmuş olup da ilk emir ve ihtar üzerine dağıtılmış ise, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde bir yıl altı aydan dört yıla, toplantı ve yürüyüş zorla dağıtılmış ise üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Temel Hak ve Hürriyetler Bağlamında 2911 Sayılı Yasa

İfade özgürlüğü, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da ayrıntılı düzenlemelere tâbi tutulmuştur. Bu bağlamda, Anayasanın ‘Düşünce ve kanaat hürriyeti’ başlıklı 25., ‘Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti’ başlıklı 26. ve ‘Basın hürriyeti’ başlıklı 28. maddelerinde, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde ve İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin ‘İfade özgürlüğü’ başlıklı 10. maddesinde, konuya ilişkin koruyucu hükümlere yer verilmiştir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 20. maddesine göre; ‘Her şahıs barışçıl amaçlarla toplanma ve …hakkına sahiptir’

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin toplantı özgürlüğünü düzenleyen 11. maddesinin birinci fıkrası: ‘Herkes barışçı amaçlarla toplantılar yapmak, …haklarına sahiptir’ demektedir. Bu hükümde ‘gösteri’ ya da ‘gösteri yürüyüşlerinden söz edilmemiş ise de, toplanma özgürlüğünü, gösteri yürüyüşlerini de kapsayacak şekilde algılamak gerekir.

Amerikan İnsan Hakları Sözleşmesinin 15. maddesinde herkesin barışçıl ve silahsız toplanma hakkı olduğu ifade edilmektedir.

1982 Anayasasının 34. maddesinin birinci fıkrasında toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı yer almaktadır. ‘Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.’

Avrupa İnsan Hakları Komisyonu toplantıyı, ‘bireylerin bir fikir ya da amacı açıklamak için kapalı veya halka açık yerlerde bir araya gelmeleri’ olarak ifade etmektedir.

Düşünce değişiminde bulunmak veya belli ortak çıkarları savunmak amacıyla bir araya gelerek belli fikir ve kanaatler çerçevesinde kamuoyu oluşturma ya da siyasal karar organlarını etkileme amacı ile toplantılar yapılması ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir.

Gösteri yürüyüşü, belirli konular üzerinde halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu yaratmak suretiyle o konuyu benimsetmek için gerçek ve tüzel kişiler tarafından kanun çerçevesinde düzenlenen yürüyüşleri ifade etmektedir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılması, barışçıl amaçlarla yapıldığı, silahsız ve saldırısız olduğu, kendi içerisinde başka bir suçu oluşturmadığı, hukuken korunabilecek sınırda kaldığı sürece düşünce ve kanaat açıklama yöntemidir ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir.

Kendine özgü özerk işlevine ve uygulama alanına rağmen, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı. ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda olması, toplantı ve gösteri yürüyüşü söz konusu olduğunda da gözetilmelidir. Yönetimin veya çoğunluğun karşısında; şok edici, kışkırtıcı veya rahatsız edici olması durumunda dahi ifade özgürlüğünün korunarak güvence altına alınması çoğulculuğun, açık fikirliliğin, hoşgörünün, demokratik bir toplumun ve hukuk devletinin gerekliliğidir.

Hukuk Devleti İlkesi Bağlamında 2911 Sayılı Yasa

Anayasa’nın 2. Maddesinde, devletin nitelikleri arasında “insan haklarına saygılı demokratik bir hukuk devleti” olduğu tanımlanmıştır. AYM 22.04.2015 tarih ve 2014/171 E. 2015/41 K. Sayılı kararında“hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.” ifadesiyle tanıma açıklık getirmiştir.

Anayasa uyarınca “demokratik hukuk devleti” ilkesinin zorunlu bir koşulu olarak, uluslararası hak bildirgeleri ve sözleşmelerle güvence altına alınmış temel insan haklarının korunup güçlendirilmesi zorunluluğu vardır. Anayasanın 13. Maddesi, Anayasa’da yer alan temel hakların ancak yasalarla sınırlanabileceğini, sınırlamaların hakkın özüne uygun ve ölçülü olması gerektiğini teminat altına almaktadır.

Anayasa’nın 90. Maddesi uyarınca usulüne uygun olarak imzalanıp yürürlüğe girmiş bulunan insan hak ve özgürlüklerine ilişkin uluslararası sözleşmeler yasa hükmündedir ve normlar hiyerarşisi bakımından Anayasa’ya aykırılığı da iddia edilemez, yani Anayasa’nın da üstünde yer alır. Bu itibarla, Türkiye’nin imzacısı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri de öncelikle uygulanacaktır.

İfade Özgürlüğü Bağlamında 2911 Sayılı Kanun

Toplantı ve gösteri hakkı, ifade özgürlüğünün kolektif kullanımı ile özgün bir biçimini teşkil etmektedir. Bu nedenle, ifade özgürlüğüne dair Anayasa ve AİHS hükümlerinin, AYM ve AİHM içtihatlarının öncelikle akılda tutulması gerekecektir.

İfade özgürlüğü; demokratik toplumun gereği ve temel insan haklarından biridir. Anayasa’nın 25 ve 26 maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerinin yanı sıra Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 19. maddesi de ifade özgürlüğünü koruma altına almaktadır.

Anayasa Mahkemesi, 04.06.2015 tarih ve 2013/9343 sayılı Mehmet Ali Aydın kararında demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün sadece “hoşa giden” düşünceler için değil “Devletin veya toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler” görüşler için de geçerli olduğunu, siyasal eleştiride kamu otoritelerinin takdir marjının çok sınırlı olduğunu ifade etmiştir.

“74. Anayasa’nın 26. maddesi bağlamında, kamunun çıkarlarına ilişkin siyasi konuşmaların veya toplumsal sorunlara ilişkin tartışmaların sınırlanmasında kamusal yetki kullanan makamların çok dar bir takdir marjı olduğuna işaret etmek gerekir (aynı yönde görüş için bkz. Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye, B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 62).”

“84. Bir siyasetçi olan başvurucunun sözleri gibi açıklamaların sınırlanmasında kamusal yetki kullanan makamların çok dar bir takdir aralığı olduğuna işaret etmek gerekir. Kamu otoriteleri veya toplumun bir kesimi için hoş olmayan düşüncelere, şiddeti teşvik etmediği, terör eylemlerini haklı göstermediği ve nefret duygusunun oluşmasını desteklemediği sürece sınırlama getirilemez.”

Anayasa Mahkemesi’nin 04.06.2015 tarih ve 2014/12151 sayılı Bekir Coşkun kararında siyasi eleştirilerin geniş bir korumadan yararlanması gerektiği içtihat edilmiştir.

“57. …başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerini ihlal boyutuna ulaşıp ulaşmadığı incelenirken soyut bir değerlendirme yapılmayıp; başvurucunun kullandığı ifadelerin türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile getirildiğinin, kime yöneldiğinin ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının gerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine bakılmalıdır.”
“64. İfade özgürlüğü büyük ölçüde eleştiri özgürlüğünün güvence altına alınmasını hedeflemektedir. Bu nedenle, düşüncelerin açıklanması ve yayılması sırasında kullanılan ifadelerin sert olması doğal karşılanmalıdır. Öte yandan siyasi tartışma özgürlüğünün “tüm demokratik sistemlerin temel ilkesi” (bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 41-42) olduğu göz önüne alındığında diğer ifade türlerine nazaran, siyasi ifade özgürlüğüne ayrıca önem vermek gerekmektedir. AİHM de kararlarında sıklıkla siyasi bir tartışmayı savunmanın demokratik bir toplumda temel bir unsur olduğunu vurgulamaktadır. AİHM, zorlayıcı nedenler olmadıkça siyasi ifadeye kısıtlama getirilmemesi gerektiğini kaydetmektedir (örnek bir karar için bkz.Feldek/Slovakya, B. No: 29032/95, 12/7/2001, § 83).”
AİHM içtihatlarında; “ifade özgürlüğü”, sadece kendi başına önemli bir hak olmakla kalmaz, ama aynı zamanda, Sözleşme çerçevesindeki diğer hakların korunması bakımından da belirleyici rol oynar. AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun ilerlemesi ve her bir bireyin gelişmesi için temel koşullardan biri olduğunu ortaya koymuştur.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, “Handyside ve Birleşik Krallık” kararında ifade özgürlüğünün temel kriterlerini belirlemiştir:

“İfade özgürlüğü, toplumun ilerlemesi ve her insanın gelişmesi için esaslı koşullardan biri olan demokratik toplumun ana temellerinden birini oluşturur. İfade özgürlüğü, 10. Maddenin sınırları içinde, sadece lehte olduğu kabul edilen ya da zararsız ya da ilgilenmeye değmez görülen bilgi ve düşünceler için değil, ama ayrıca Devletin ya da nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, çarpıcı gelen/şok eden, rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de uygulanır. Bunlar çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir; bunlar olmaksızın demokratik toplum olmaz. Bu demektir ki, başka şeylerle birlikte, bu alanda getirilen her formalite, koşul, yasak ve ceza, izlenen meşru amaçla orantılı olmalıdır.”
AİHM 22678/93 başvuru nolu İncal/Türkiye kararında, siyasi eleştirilerin sınırlarının daha geniş olduğunu değerlendirmiştir:

“Eleştirinin izin verilebilir sınırları, Hükümet için, sade bir vatandaş ve hatta siyasetçi için olan sınırdan daha geniştir. Demokratik bir sistemde hükümetin fiilleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargı organlarının değil aynı zamanda kamuoyunun da yakından denetimine tabi olmak zorundadır. Ayrıca hükümetin işgal ettiği üstün mevkii, özellikle muhaliflerin haksız saldırılarını ve eleştirilerini karşılamak için başka araçları kullanabilecekleri yerde, ceza davasına sınırlı hallerde başvurmasını gerektirir.”
AİHM’in 76900/01 başvuru sayılı Öllinger/Avusturya kararında, ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı arasındaki ilişki tanımlanarak, özellikle siyasi alanda genel çıkarlara ilişkin konularda bu özgürlüğün sınırlanamayacağına dikkat çekilmiştir:

“Kendine has otonom rolüne ve özel uygulama alanına rağmen, 11. maddede düzenlenen haklar aynı zamanda 10. maddenin ışığında değerlendirilmelidir. Fikirlerin korunması ve bunları ifade etme özgürlüğü, 11. madde tarafından garanti altına alınmış hakların amaçlarıarasında yer alır. Bu bakımdan, 10. maddenin siyasi ve genel çıkarı ilgilendiren konularda kısıtlamalara elverişli olmadığını akılda tutmak gerekir.”
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 16. 09. 2014 tarih ve 2014/9-147 E, 2014/376 K sayılı kararında ifade özgürlüğü ile toplantı özgürlüğü arasındaki bağa dikkat çekilmiştir:

2911 sayılı Kanun’da “toplantı” ve “gösteri yürüyüşü” kavramlarının; “halkı aydınlatmak ve bir kamuoyu oluşturmak suretiyle o konuyu benimsetmek” olarak tanımlanması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Ollinger/Avusturya (29.09.2006,76900/01) ve Barankevich/Rusya (26.07.2007, 10519/03) kararlarında, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin ifade özgürlüğü ile ilişkisinin açıkça vurgulanması hususları gözetildiğinde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bizzat yöntem olarak, meşru ve mutad olduğu, düşünce ve kanaat açıklamanın özüne uygun bulunduğu ve sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemlerinden biri olduğu kabul edilmelidir.”

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Özgürlüğü Bağlamında

Toplantı ve gösteri hakkı; ifade özgürlüğünün toplu kullanımı ve özgün bir biçimi olarak; demokratik toplum düzeninin, çoğulcu siyasal yaşamın gereği olarak, Anayasanın 34. Maddesi ile AİHS 11. Maddesi ile korunan temel hak ve özgürlükler arasındadır.

AY Madde 34-(Değişik madde: 03/10/2001-4709 S.K./13. md.)Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

AİHS madde 11/1-Herkes asayişi bozmayan toplantılar yapmak, dernek kurmak, ayrıca çıkarlarını korumak için başkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak haklarına sahiptir.

AİHM içtihatlarında, ifade özgürlüğünün özel bir şekli olan barışçı toplanma hakkının demokratik toplumun temeli olduğu ve özel toplanmalarla, kamuya açık cadde ve yollardaki toplanmaları ve yürüyüşleri de kapsadığı hususlarında kararlar oluşturulmuştur. AİHM toplantı ve gösterilerin amaç ve şekil bakımından sınırlanamayacağını, şiddet içermeyen her türlü gösteri özgürlüğünün sağlanması gerektiğini kabul etmektedir.

Komisyon; Rassemblementjurassien-İsviçre davasında (Başvuru No. 8191/78, 10 Ekim 1979 tarihlikarar, DecisionsandReports17, s. 119, paragraf 3) şöyle demiştir:

“Komisyon öncelikle, bu maddede yer alan barışçı toplanma hakkının demokratik toplumda temel birhak olduğunu ve ifade özgürlüğü gibi, bu hakkın da demokratik toplumun temellerinden biri olduğunu belirtmek ister (Handyside davası, 7 Aralık 1976 tarihli karar, Seri A, paragraf 49). Bu hak bu niteliğiyle hem özel toplantıları, hem de kamuya açık cadde, yol gibi alanları kapsar.”
Keza; ChristiansagainstRacismandFascism-Birleşik Krallık davası kararında (16 Temmuz 1980,Başvuru No. 8840/78, DecisionsandReports21, s. 148, paragraf 4),aşağıdaki ifadelerle toplantı ve gösteri özgürlüğünün kapsamını belirlemiştir.

“… barışçı toplanma hakkı sadece belirli bir noktada bir araya gelerek yapılan toplantıları değil, aynı zamanda yürüyüşleri de kapsar. Ayrıca, yalnızca bu tür gösterilere katılan bireyler değil, aynı zamanda, başvuru sahibi dernek gibi, düzenleyenler de bu haktan yararlanır.”
AİHM’e göre, demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin, toplantı özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla kendisini ifade edebilmesi imkânı sunulmalıdır. ( Gün ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 8029/07, 18/6/2013, § 70; Güneri ve diğerleri/Türkiye, B.No: 42853/98, 43609/98 ve 44291/98, 12/7/2005, § 76).

AİHM ve AYM kararları ışığında, toplantı ve gösteri özgürlüğünün sınırlanma kriterleri belirlenmiştir. Buna göre;

Sınırlamanın kanuniliği ve öngörülebilir olması (AY madde 34/2 ve AİHS madde11/2),

Sınırlamanın meşru bir amaç taşıması,

(AY madde 34/2- “millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla”

AİHS madde 11/2- “ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla”.

Hakkın özünü ortadan kaldırmayacak şekilde, zorunlu tedbirler olarak başvurulması,
AİHS madde 11/2-“demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak” AY Madde 13 – (Değişik: 3/10/2001-4709/2 md.)-“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Sınırlamanın ölçülü olması gerektiği, kabul edilmektedir.
AY madde 13-“Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Anayasa Mahkemesi, 04.06.2015 tarih ve 2013/9343 sayılı Mehmet Ali Aydın kararındahakkın özüne dokunma, zorunluluk ve ölçülülük kriterleriyle ilgili olarak AİHM içtihatlarına atıfta bulunarak şu değerlendirmeyi yapmıştır:

“68. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez. (Bu konudaki AİHM kararı için bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 48)”
“70. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada devreye girecek bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleri iki ayrı kriter olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki kriter arasında sıkı bir ilişki vardır. Temel hak ve özgürlüklere yönelik herhangi bir sınırlamanın, demokratik toplum düzeni için gerekli nitelikte, başka bir ifadeyle güdülen kamu yararı amacını gerçekleştirmekle birlikte, temel haklara en az müdahaleye olanak veren ölçülü bir sınırlama niteliğinde olup olmadığının incelenmesi gerekir. (AYM, E.2007/4, K.2007/81, K.T. 18/10/2007)”
2911 s. Yasanın toplantı ve gösterilerin düzenlenmesine ilişkin getirdiği şekli koşulların, toplantı ve gösteri hakkının özünü ortadan kaldıracak şekilde yorumlanması mümkün değildir. AYM kararları ve Yargıtay içtihatlarıyla, 2911 s. Yasanın bu neviden hükümleriyle ilgili aynı yorum esasları benimsenmiştir.

AİHM içtihatlarında, devletlerin yasayla toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını idari açıdan bazı düzenlemelere tabi tutabileceği kabul edilmektedir. Ancak, bu düzenlemelerin hiç birinin toplantı ve gösteri hakkının kullanılmasını ortadan kaldıracak şekilde uygulanamayacağı kabul edilmektedir. Aynı şekilde 2911 sayılı yasanın 9. Ve 10. Maddelerinde düzenlenen bildirimde bulunma şartının da “izin almaya” dönüştürecek şekilde keyfi uygulama yaratılması da yasaya açıkça aykırılık teşkil etmektedir.

AİHM’e göre, şiddet içermeyen barışçıl gösterilerin tam bir özgürlükten yararlanarak gerçekleştirilmesi esastır. Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasadışı olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi tek başına toplantı veya yürüyüşü hakkına müdahaleyi haklı kılmaz.

“AİHM, bildirim yapılmadığı takdirde, gösterinin kanun dışı olacağına kanaat getirmektedir. Başvuran da buna itiraz etmemektedir. Ancak AİHM, kanundışı bir durumun toplantı özgürlüğünün ihlal edilmesini haklı göstermeyeceğini hatırlatmaktadır (Cisse-Fransa, no: 51346/99). ..
Anayasa Mahkemesi, 25.03.2015 tarih ve 2013/2394 başvuru no’lu Osman Erbil kararında; 2911 s. Yasanın 10. Maddesine uygun bildirim şartı yerine getirilmemesinin tek başına barışçıl gösteri hakkının sınırlanmasına gerekçe olmayacağı belirtilmiştir:

“52. Anayasa’nın 34. maddesinde herkesin “önceden izin almaksızın” barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede 2911 sayılı Kanun’un 10. maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşleri için bildirim usulü kabul edilmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin izin veya bildirim usulüne bağlanması, bu usullerin amacının, her türlü toplantı, yürüyüş veya diğer gösterilerin düzgün bir şekilde yapılmasını güvence altına almak için yetkililere makul ve uygun tedbir alma imkanı sağlamak olduğu sürece, genel olarak hakkın özüne dokunmaz. Bu kapsamda, izin ve bildirim usullerinin uygulanması toplanma hakkının etkin kullanılması imkânını sağlamak içindir. Derhal tepki verilmesinin haklı olduğu özel durumlarda ve protesto barışçıl yöntemlerle yapıldığında, bu tür bir eylemin, sadece bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiyle dağıtılması barışçıl toplantı hakkına ölçüsüz bir sınırlama olarak değerlendirilmelidir (bkz. Bukta ve diğerleri/Macaristan, § 36; Oya Ataman, §§ 38-39, Balçık ve diğerleri/Türkiye, B.No: 25/02, 26/2/2008, § 49, Samüt Karabulut/Türkiye, B.No: 16999/01, 27/1/2009, §§ 34-35).”
AİHM içtihatları uyarınca, gerek idare, gerekse mahkemeler; 2911 s. Yasada yer alan düzenlemeleri, toplantı ve gösteri hakkının özünü koruyacak şekilde, AİHS ile uyumlu bir şekilde yorumlamak yükümlülüğü altındadır.

2911 sayılı yasanın kolluğun müdahalesi ve ceza tedbirlerine ilişkin hükümleri de, AYM ve AİHM kararları doğrultusunda yorumlanmalıdır:

AİHM, devletlerin toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleme görüntüsü altında, bu hakka yönelik makul olmayan dolaylı sınırlandırmalardan da kaçınmak zorunda olduğunu içtihat etmektedir. Bu bağlamda, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşüne yönelik uygulanan radikal tedbirlerin de, bu hakkı kullananlar hakkında dava açılarak ceza yaptırımına maruz bırakılmasının da, caydırıcı nitelikli dolaylı sınırlandırmalar olduğunu kabul etmekte ve AİHS 11. Maddenin ihlali olarak değerlendirmektedir.

Bu içtihatlar ışığında, kolluk güçleri yahut mülki amirlerin yasaklamaları, yasa dışı ilan etmeleri, dağılın uyarısı yapmalarının barışçıl bir toplantı veya gösteriyi suç haline getirmeye yetmediği gibi, bu tür müdahalelerin AY 34 ve AİHS 11. Madde ihlali olduğu dikkate alınmalıdır.

Toplantı ve gösteri özgürlüğü, demokratik bir toplumda hem siyasi iktidarın kamuoyu tarafından bir denetlenme şeklidir. Hem de yurttaşların, derneklerin, siyasi kurumların kendi düşüncelerini kamuoyuyla ses getirecek şekilde paylaşarak, baskı gücü oluşturma yoluyla demokratik siyasal yaşama bir katılma biçimidir.
Toplantı ve gösteride dile getirilen görüşlerin belli kesimlerde tepkiye neden olması, engelleme veya soruşturulmasına, kamu davası açılmasına gerekçe olamaz.
Toplantı veya gösterinin, trafiği engellemesi yahut belirli ölçüde karışıklığa yol açması, sınırlandırılmasına gerekçe olamaz.
Toplantı ve gösteri şekil olarak sınırlandırılmamıştır. Miting, yürüyüş, oturma eylemi, işgal, insan zinciri, vb. çok çeşitli şekillerde yapılabilir.
Mekan sınırı yoktur. Gösteriyi düzenleyenler, eylemlerinin etkili olması için gösteri yerini belirleme özgürlüğüne de sahiptir.
Gösteriye katılanların bir kısmının şiddete başvurmuş olması yahut şiddet çağrısı yapması gösterinin bütününü yasaya aykırı hale getirmediği gibi, şiddete katılmamış olan göstericilerin cezalandırılmasının gerekçesi de olamaz.
AİHM, 5 Aralık 2006 tarih ve 74552/01 başvuru sayılı Oya Ataman-Türkiye kararında, F Tipi cezaevlerine yönelik barışçıl protesto eyleminin, bildirim yapılmadığı ve trafikte karışıklığa neden olduğu gerekçeleriyle polis tarafından dağıtılmasının demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmadığına dikkat çekmiştir:

“Dosyadan gösterici grubun yürüyüşün yasadışı olduğu ve halkın kalabalık olduğu birsaatte kamu düzeninde neden olabilecekleri karışıklıklar konusunda birçok kez bilgi verildiği ve dağılmaları konusunda uyarıldıkları ortaya çıkmaktadır. Başvuran diğer göstericilerlebirlikte, güvenlik kuvvetlerinin uyarılarına uymamış ve geçişi zorlaştırmaya çalışmıştır.
Ancak dosyadaki hiçbir unsur sözkonusu grubun, trafikte karışıklık yaratması dışındakamu düzeni için tehlike arz ettiğini belirtmeyi sağlamamaktadır.

AİHM için, göstericilerin şiddet içeren faaliyetlerde bulunmadığında kamu güçlerinin,AİHS’nin 11. maddesi tarafından güvence altına alındığı şekliyle toplantıözgürlüğünün geçerli olabilmesi için, barış yanlısı toplanmalara hoşgörüyle yaklaşması önem arz etmektedir.

Sonuç olarak AİHM, bu davada polisin zor kullanarak müdahale etmesinin orantılı olmadığına ve AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması için gerekli bir tedbir oluşturmadığınakanaat getirmektedir. Dolayısıyla bu hüküm ihlal edilmiştir.”

AİHM, 08/02/2011 tarihli 12903/02 Başvuru sayılı Tuncer/Türkiye kararında, toplantı özgürlüğüne dolaylı sınırlandırmaların; barışçıl toplantıya karşı şiddet kullanılmasının 11. Maddenin ihlali olduğunu kaydetmiştir.

“AİHM, .. Devletlerin yalnızca barışçı yöntemlerle toplanma özgürlüğünü güvence altına almakla yükümlü olmadığını, aynı zamanda bu hakka dolaylı yoldan getirilecek aşırı kısıtlamalardan da kaçınmaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca 11. madde esasen kamu erkinin, bireyin güvence altına alınan haklarına keyfi müdahalesine karsı korumayı amaçlamakla birlikte, ayrıca bu hakların etkili bir şekilde kullanılması için pozitif yükümlülük de getirmektedir. (Djavit An, ilgili bölüm, prg. 57).

Son olarak, halka açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösteri günlük yasamın akışını belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilir. Ancak, AİHM,durumun kurallara aykırı olmasının, tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağı kanaatindedir.(Karatepe ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 47).

AİHM’nin kanaatine göre, göstericilerin en azından polisin kendilerine karsı güç kullanmasından önce şiddete başvurmadıkları durumlarda, AİHS’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan toplantı özgürlüğü kavramının içeriğinin boşaltılmaması bakımından kamu erkinin barışçıl gösterilere belli ölçüde hoşgörü göstermesi önem arz etmektedir.

Bu nedenle AİHM, mevcut davada polisin başvuranın da aralarında bulunduğu göstericilere karşı kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini orantısız güç kullanımı olarak kabul etmektedir. AİHM, böylesi bir müdahalenin AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı anlamında kamu düzeninin korunması için gereklilik arz etmediği kanaatine varmaktadır.

Bu itibarla AİHM, AİHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmektedir.”

AİHM’in 27 Kasım 2012 tarih ve 38676/08 başvuru sayılı DİSK ve KESK/Türkiye kararında, toplantı ve gösteri yerinin seçimine dair bir tartışma da yürütülerek, henüz gösteri başlamadan ve göstericilerin başvurduğu herhangi bir şiddet söz konusu olmadan, polisin göstericilere karşı şiddet uygulaması ve hastanede gaz kullanmasının gerekli olmadığı, ölçüsüz bulunduğu kaydedilerek ihlal kararı verilmiştir.

“31. … AİHM, İstanbul Valisi tarafından İşçi Bayramı kutlamaları için dört alternatif meydan önerilmişolduğuna dadikkat çekmektedir. Bu bağlamda AİHM başvuru sahiplerinin gösterilerini yapmak istedikleriTaksim Meydanı’nın şehrin kalbinde yer aldığına ve büyük ölçekli bir gösterinin kamudüzenini aksatabileceğine işaret etmektedir. AİHM ayrıca 1977 yılında İşçi Bayramıkutlamaları sırasında yaşanan kargaşada 37 kişinin hayatını kaybettiğini not etmektedir.Bunun sonucunda Taksim Meydanı bu trajik olayın sembolü haline gelmiştir.İşte bu sebeplebaşvuru sahipleri anma amacıyla İşçi Bayramı kutlamalarını Taksim Meydanı’nda düzenlemek konusunda ısrarcı olmuştur. Bu bağlamda AİHM, 2010 yılından itibaren İşçi Bayramının Türkiye’de ulusal bayram olarak kutlandığını ve bu tarihten itibaren Taksim Meydanı’nda kutlamalar yapılmasına izin verildiğini belirtmektedir.

“33. … Polis müdahalesi göstericiler yürüyüşlerine geçmeden önce sabah 6.30’da başlamıştır. Hükümet kendi iddialarında yasadışı örgüt üyelerinin polise taş attıklarını ilerisürse de, AİHM bu iddiayı destekleyen herhangi delil olmadığını tespit etmektedir. ..Dosyada yer alan bilgiler uyarınca, DİSK Genel Merkezi önünde bekleyen grubun kamu düzenine tehdit teşkil ettiklerini ya da şiddete başvurduklarını gösteren herhangi bir işaret yoktur. Buna ek olarak dosyada polisin aşırı güç kullanımını açıklayacak şekilde herhangi bir şiddet olayı ile ya da aktif fiziksel dirençle karşılaştığını gösteren herhangi bir bilgi de yoktur. Aslında güvenlik kuvvetleri DİSK Genel Merkezi önünde bekleyen insanları dağıtmak için gaz bombası, boya ve tazyikli su kullanmıştır. Bir çok kişi polis tarafından kovalanmış ve dövülmüştür.”

“34. …AİHM bireylere karsı gaz bombası kullanımının pek çok ciddi sağlık sorununa yol açabileceğini ve bu tür gazların kanun uygulayıcılar tarafından kullanılması konusunda kaygılarını hatırlatmaktadır (bkz.,Ali Güneş v. Türkiye, no. 9829/07,§§ 34-37, 10 Nisan 2012). Bu bağlamda AİHM hastane sınırları içerisinde gaz bombası kullanılmasının mevcut dava şartları altında gerekli ya da orantısal olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir.”

AİHM 24 Mayıs 2016 tarih ve 37273/10 başvuru sayılı Çelebi ve diğerleri/Türkiye kararında, biber gazının sistematik ve aşırı kullanımının barışçıl gösterilere katılımı caydırıcı nitelik taşıdığına dikkat çekilmiştir.

“134. AİHM özellikle barışçıl gösterileri dağıtmak için aşırı bir güç kullanımının ve gösteriler esnasında potansiyel olarak ölümcül olarak lakrimojen gaz bombalarının sistematik ve aşırı kullanımının sivil toplumun diğer üyelerinde barışçıl gösterilere katılmak bakımından korku yaratma riski taşıdığını ve dolayısıyla onları Sözleşmenin 11. Maddesince teminat altına alınmış haklarını kullanmaktan caydırma riski taşıdığını vurgulamaktadır.”
AİHM Ezelin v. Fransa davasında; toplantı ve gösterilere sadece izin vermeme ya da müdahaleyi değil, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılanların sonradan disiplin yaptırımına tabi tutulmasını da AİHS 11. Maddesinin ikinci fıkrası kapsamında ihlal olarak değerlendirilmiştir.Bu davada bir avukat “güvenlik ve özgürlük” yasasınınkabulüne karşı düzenlenen bir gösteriye katılmaktan dolayı kınama cezası almıştı.

“Bay Ezelin’e verilen cezanın, 9 Haziran 1972 tarihli Kararname’nin 107. maddesinde öngörülen disiplincezaları arasında alt sıralarda yer aldığı doğrudur (bkz. yukarıda paragraf 25); geçici dahi olsa, mesleğinicra edilmesinden veya Baro Konseyi üyeliğinden herhangi bir şekilde men edilme içermediğine göre,bu ceza, esas olarak manevi bir yaptırımdır. Ancak, Mahkeme’ye göre, barışçıl bir toplantıya katılmak(bu vakada yasaklanmamış bir gösteri söz konusudur) herhangi bir kısıtlamaya tabi tutulamayacakkadar önemlidir. Bu saptama, bu vesileyle kınanacak bir harekette bulunmadığı sürece, bir avukat içinde geçerlidir.

Kısacası, şikâyet konusu yaptırım ne kadar asgari olursa olsun, “demokratik bir toplumda gerekli”gözükmemektedir. Dolayısıyla, 11. Madde ihlal edilmiştir.”

AİHM 07.04.2009 tarih ve (33112/04, 36110/04, 40190/04, 41469/04 ve 41471/04) başvuru sayılı Karatepe ve diğerleri/Türkiye davasında, polisin müdahale etmesini ve başvuranların cezai yargılama konusu edilmesini orantısız olarak kabul edip AİHS 11. Maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

“Halka açık bir alanda gerçekleştirilen her türlü gösteri günlük yaşamın akışını belirli bir ölçüde bozacak bir karışıklığa ve hasmane tepkilere yol açabilir. Ancak, AİHM, durumun kurallara aykırı olmasının, tek başına, toplanma özgürlüğüne müdahaleyi haklı çıkarmayacağına itibar etmektedir. Dosyanın ve delil unsurlarının derinlemesine incelenmesinden AİHM, gösterici grubun, muhtemel trafik sıkıntıları dışında kamu düzenini tehlikeye atacak bir tehdit oluşturmadıklarını saptamaktadır. Sonuç olarak AİHM bu başvuruda polisin kaba kuvvet uygulayarak müdahale etmesini ve başvuranların cezai yargılama konusu edilmesini orantısız olarak kabul etmektedir. Bu tedbirler AİHS’nin 11. maddesinin ikinci paragrafı uyarınca kamu düzeninin korunması bakımından gereklilik arz etmemektedir.”

Anayasa Mahkemesi, 25.03.2015 tarih ve 2013/2394 başvuru nolu Osman Erbil kararında; Anayasanın 34 ve 13. Maddelerindeki düzenlemeler ile AİHM içtihatlarında yer alan kanunla sınırlanma, müdahalenin meşru amaç taşıması ve ölçülü olması kriterleriyle ilgili genel ilkelere dair bir hatırlatma yaparak, barışçıl eyleme müdahalenin ve neticede hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiş olsa dahi mahkumiyet kararı verilmesinin, demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmadığı değerlendirilmiştir:

“53. Diğer taraftan, toplantı hakkı çerçevesindeki “sınırlama” kavramı, ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri değil, hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan muameleleri de kapsar (bkz. Ezelin/Fransa, § 39; Gün ve Diğerleri/Türkiye, §§ 77-85; Yılmaz Yıldız ve diğerleri/Türkiye, B. No: 4524/06, 14/10/2014, §§ 43-48). Dolayısıyla barışçıl bir gösteri sırasında yapılanlar veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırmalar da toplantı hakkının kullanılmasını sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebilir.

“54. Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kalabalıkların toplantı hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin gereğidir.”

“67. Somut olayda, ABD yanlısı politikalara kamuoyunun dikkatini çekmek için ABD Büyükelçiliğinin önünde protesto için bir araya gelen başvurucu ve diğer katılımcıların amacının TBMM’ye yönelik olmadığı açıktır. Katılımcıların, bazı gazete ve parti yöneticilerin gözaltına alınmasını protesto etmek için 2911 sayılı Kanun gereğince bildirimde bulunmalarının beklenmesinin, gözaltı süresinin kısalığı ve ani gelişen bir olaydan kaynaklanması nedeniyle makul olduğu da söylenemez.”

“73. Yukarıda belirtilenler ışığında, başvurucunun katıldığı basın açıklaması eyleminin 2911 sayılı Kanun’un 10. ve 22. maddelerine aykırı olduğu gerekçesi ile sonlandırılması ve bu eylem nedeniyle aynı Kanun’un 32. maddesi uyarınca neticeten beş ay hapis cezasına mahkûm edilmesi şeklindeki müdahalenin, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olsa dahi, Anayasa’nın 34. maddesi kapsamında “demokratik bir toplumda gerekli” ve “ölçülü” olduğu söylenemez. Bu bağlamda , başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kamu düzeni ve güvenliğinin korunması arasında dengenin sağlanamadığı tespit edilmiştir.”

“74. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.”

AİHM 18.06.2013 tarih ve 8029/07 başvuru sayılı Gün ve diğerleri/Türkiye kararında; gösteri sırasında veya sonrasında şiddet eylemlerinin ortaya çıkmasının gösteriyi barışçıl olmaktan çıkarmayacağını değerlendirmiştir.

“51. AİHM, 14 ve 20 Şubat 2005 tarihleri arasında öngörülen bütün gösteri ve toplantıların ertelendiğini bildiren valilik kararına aykırı olarak 15 Şubat 2005 tarihli gösteriye katılmış ve gösteriyi düzenlemiş oldukları gerekçesiyle ceza yargılamasına tabi tutulan ve DEHAP üyesi olan başvuranların şiddet kullanma niyeti taşımadıkları kanaatindedir (yukarıda belirtilen 9, 11, 14, 21, 23, 24, 25, 26, 27 ve 29. paragraflar). Bu bağlamda, AİHM, gerek Cumhuriyet savcısının iddianamesinde gerekse Asliye Ceza Mahkemesi’nin gerekçelerinde, başvuranların bu tür niyetler taşıdıklarını somut ve somut olmayan delil unsurlarıyla kanıtlayamadıklarını kaydetmektedir. Esasen başvuranlar, şiddet eylemlerinde bulunmaksızın basın açıklamasının okunduğu ihtilaf konusu gösteriye katılmışlardır. Diğer yandan, Hükümet görüşlerinde basın açıklamasının okunmasının ardından, polis güç kullanmaya zorlanmaksızın gösterici grubun dağıldığını da kabul etmektedir. Böylece DEHAP üyesi olarak kabul edilmeyen, şiddet kullanma niyetindeki “yaygaracıların” veya aşırılıkçıların gösteriye katılmaları veya somut olayda olduğu gibi (yukarıda belirtilen 13. paragraf), gösteri sırasında ya da sonunda şiddet eylemlerini gerçekleştirmek üzere bu fırsattan yararlanmaları gösteri yapma hakkının ortadan kaldırılmasını haklı göstermemektedir. Halka açık bir gösterinin, bu gösteriyi düzenleyenlerin kontrolü dışında gelişen olaylar nedeniyle karışıklığa yol açabileceğine ilişkin gerçek bir tehlike mevcut olsa bile, bu gösteri sadece bu sebeple 11. maddenin 1. fıkrasının uygulama alanından çıkmamaktadır. Aynı zamanda benzer toplantıya getirilen her türlü sınırlama bu hükmün 2. fıkrasının gereklerine uygun olmak zorundadır (Schwabe ve M.G./Almanya, no. 8080/08 ve 8577/08, § 92, AiHM 2011). 52. Dolayısıyla Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulanması gerekmektedir.”
Yargıtay 8. CD’nin 09.09.1997 tarih ve 1997/10518- 11621 sayılı kararında, demokratik eylemlerin 2911 sayılı yasa kapsamında suç teşkil etmediği değerlendirmesi yapılmıştır:

“Alıcıların düşük fiyat vermesi üzerine zarar eden ve tarlada mahsulü çürümekte olan domates üreticisinin, dertlerini dile getirmek üzere Ziraat Odası Başkanı olan sanık Mustafa’nın karayolunda toplantı yapmak üzere yaptığı »başvurunun reddedilmesinden sonra, olay günü bu sanığın önderliğinde Mut Karaman Karayolu Ermenek kavşağında biraraya gelen içlerinde sanıklarında bulunduğu 500-600 kişilik domates üreticisinin, getirdikleri remörklü traktörlerle sadece düşük fiyat verilmesi nedeniyle ürünlerinin tarlada çürümeye bırakıldığını yetkililere duyurmak ve çözüm aramak amacıyla traktörleri yola çekip getirdikleri domatesleri de dökerek yolu kısmen kapattıkları, konuşmalardan sonda eylemin amaca ulaştığı belirtilerek kendiliklerinden zor kullanılmadan dağıldıkları, bu oluş içinde sanıkların eylemlerinin 2911 sayılı Kanunun 23 ve 27. maddelerinde tanımlanan ve 28 ile 34. maddelerde yaptırıma bağlanan suçların unsurların oluşturmadığı, demokratik hakların elde edilmesine yönelik bulunduğu gözetilmeden yazılı biçimde sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi bozmayı gerektirmiş”
Pek çok yerel mahkeme kararında, çeşitli gösterilerle ilgili olarak, Anayasal hakkın kullanıldığı tespiti yapılarak beraat kararı verilmiştir.

Denizli 7. ACM’nin 2013/351 E. 2013/118 K. Sayılı kararında özetle “çoğunluktan/devletten farklı düşünenlerin kendini ifade hakkı olduğunu, bu ifade hakkının yasadışı gösteri iddiasıyla baskılanmasının demokratik olmadığı, Valilikten izin almaksızın kendini ifade etmenin suç kastı sayılamayacağı” düşünceleriyle beraat kararı verilmiştir.

Edremit 1. ACM’nin 2013/488 E. 2014/255 K. Sayılı ilamında, AİHM Ataman/Türkiye, Karatepe/Türkiye, Göl/Türkiye, Ezelin v.Fransa kararları hatırlatılarak “05/06/2013 ve 16/06/2013 tarihinde yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin her üç olayda da kamu düzenini ciddi bir şekilde bozucu, sanıkların ya da toplantıya katılan grubun herhangi bir eyleminin bulunmadığı, .. AIHM kararları kapsamında sanıkların eylemlerinde şiddet içeren yada şiddete teşvik niteliğinde bulunan bir unsurun bulunmadığı, AİHS 11. Maddesinin uygulanmasına yönelik AİHM kararlarına göre sanıkların eylemlerinde suç teşkil edecek herhangi bir durumun bulunmaması nedeniyle sanıkların CMK 223/2-a maddesi gereğince” beraatlerine karar verilmiştir.

Çanakkale 1. ASCM’nin 2013/38 E. 2014/90 K. Sayılı ilamında “Gösteri yürüyüşünün en başta barışçıl amaçlarla tertip edilmesi, grubun amacının kamuya zarar vermek olmaması, AİHM’nin gösteri yürüyüşleri hakkındaki toleranslı yaklaşımı gibi nedenlerle tüm sanıklar hakkında toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununun 28 ve 32. maddeleri bakımından atılı suçların yasal unsurlarının oluşmadığı” nedenleriyle beraat kararı verilmiştir.

İstanbul 28. Asliye Ceza Mahkemesi,2014 yılı 1 Mayıs Tertip Komitesinin yargılandığı davada, 24.03.2015 tarih ve 2014/339 E. 2015/127 K. Sayılı kararıyla “Sanıkların 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Gününü Taksim meydanında kutlamak üzere basın açıklamaları yapmaları ve barışçıl amaçlı çağrıda bulunmaları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesinde düzenlenen toplantı ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında bir hak olup; katılmak için kitlelere çağrı yapmayı da içerdiği gibi; sanıkların katılım çağrıları, cebir ve şiddeti tahrik ve teşvik eder içerikte olmadığı..1 Mayıs 2014günü İstanbul’ un beş ayrıilçesinde meydana gelen şiddet olayları ile sanıkların eylemleri arasında hukuki ve eylemsel bağlantı olduğuna ilişkin bir tespit bulunmadığı, sanıkların üzerlerine atılı 2911 SY’nın 27. maddesinin göndermesiyle 34/1 maddesinde belirtilen halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmaya kışkırtma suçunun unsurlarının oluşmadığı” gerekçeleriyle beraat kararı vermiştir.

İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi, Gezi parkı protestolarıyla ilgili Taksim Dayanışması kurum temsilcilerinin yargılandığı davada, 2014/88 E. 2015/145 K. Sayılı ilamında, zor kullanılarak dağıtılan gösteriyle ilgili yargılamada “..Sanıkların eylemlerinin barışçıl bir eylem olması nedeniyle önceden bildirim yapılmamış olsabile eylem sırasında kamu düzeninin bozulduğunu ve göstericilerin şiddete başvurduğunu gösteren hiçbir verinin olmaması nedeniyle eylem AİHM’sinin getirmiş olduğu ilkeler ve Anayasamızın tanımış olduğu haklar kapsamında kalmaktadır.Yürüyüş sırasında söylendiği iddia edilen söz veya sloganların çoğunluğu,kamugörevlilerini,siyasetçileri rahatsız edecek,endişe verici ve hatta şoke edici görüşler kapsamında kalsabile ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Sanıklar eylemlerinde AİHS ve Anayasa’dan kaynaklanan Toplanma özgürlüğü ve bu özgürlüğü kullanarak düşüncelerini ifade etme hakkından barışçıl sekilde faydalanmışlardır. Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, kurulu düzene karsı çıkan ve gerçekleştirilmeleri barışçıl vasıtalarla savunulan siyasal fikirlere toplantı özgürlüğü ve diğer hukukiyollar aracılığıyla kendilerini ifade etme imkanı verilmelidir” gerekçeleriyle beraat kararı verilmiştir.

Yukarıda alıntıladığımız ve burada yer veremediğimiz pek çok AİHM, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve pek çok yerel mahkeme kararı dikkate alınarak, toplantı ve gösteri özgürlüğünün özüne dokunan sınırlandırmalar içeren 2911 sayılı yasanın ilgili maddeleri kadük sayılmalı, şiddet içermeyen toplantı ve gösteriler hakkında soruşturma ve mahkumiyet kararları verilmemelidir.

Avukat Fatmanur Toprak | Ceza Avukatı

 

Sigara veya Alkol Kaçakçılığı Suçu Nedir? (5607 K. md.3)

Sigara veya alkol (içki) kaçakçılığı suçu, sigara, alkol veya tütünün gümrüğe tabi tutulmaksızın mali yükümlülüklere aykırı bir şekilde yurtdışına çıkarılması veya ülkeye sokulması ile oluşur.

Alkol veya sigara kaçakçılığı suçu, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nunda düzenlenmiştir. Kaçakçılık suçunun konusu olan eşyanın tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkiler olması halinde 5607 sayılı kanunun 3/10 maddesi gereği yargılama yapılır.

Sigara ve alkol (içki) kaçakçılığı suçunda sanığın kullanmak için suç konusu maddeleri getirdiğine ilişkin savunma yapması halinde, kişisel kullanım miktarının tespit edilmesi gerekir. Kişisel kullanım miktarları, somut olaya göre kaçak eşyanın cinsi, özellikleri, miktarı dikkate alınarak belirlenir. Örneğin, 200 adet kaçak sigara kişisel kullanım miktarı içinde kalırken, 20 kartonu aşan kaçak sigaranın ticari amaç için bulundurulduğu kabul edilmektedir.

Alkol veya Sigara Kaçakçılığı Suçunun Unsurları

Sigara ve alkol kaçakçılığı suçunun konusunu oluşturan eşya tütün, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkidir (5607 sayılı K. md.3/10). Bu kaçakçılık suçu, kanunda seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlendiğinden birden fazla seçimlik hareketin bir arada yapılmış olması halinde faile tek ceza verilecektir. Örneğin, bir kimse 100 karton sigara, 1000 adet viski, 100 kg tütünü kaçak olarak (gümrükten geçirmeden) ülkeye soktuğu takdirde, fail tek bir suç işlemiş gibi kaçakçılık suçunun cezası ile cezalandırılacaktır.

“Alkol ve sigara kaçakçılığı suçu” ile “kaçak sigara, alkol veya tütün üretilmesi, satılması, taşınması veya satın alınması suçunun” unsurları ve cezaları aşağıdaki gibidir:

Alkol veya Sigara Kaçakçılığı Suçunun Cezası

Alkol, sigara veya tütün mamullerinin gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır (5607 sayılı K. md.3/10 atfıyla 1. Fıkra). Hapis cezası alt sınırdan tayin edilmesine rağmen adli para cezası hapis cezasının gün sayısından daha fazla olarak, yani alt sınırdan ayrılarak belirlendiği takdirde mahkeme kararında bu durumun gerekçesi izah edilmelidir.

Aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergilerini kısmen veya tamamen ödemeksizin kaçak sigara, alkol veya tütünü ülkeye sokan kişi 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ve 20 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/10 atfıyla 2. Fıkra).

Alkol (içki) ve sigara (tütün) kaçakçılığı suçunda suç konusu eşyanın değerinin fahiş olması, yani yüksek olması halinde faile verilecek cezalar yarısından bir katına kadar arttırılır (5607 sayılı K. md.3/22).

Suça teşebbüs, icra hareketlerine başlanılması ancak failin iradesi dışındaki sebeplerle suçun tamamlanamamasıdır. Suça teşebbüs halinde failin cezası belli oranlarda indirilmektedir. Alkol, tütün mamulleri ve sigara kaçakçılığı suçu açısından teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Yani, failin eylemi teşebbüs aşamasında kalsa bile, fail, eylem tamamlanmış gibi cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/21).

Kaçak Sigara veya Alkol Üretme, Satma, Taşıma veya Satın Alma Suçu

Sigara veya alkol kaçakçılığı suçunu iştirak etmeksizin, sigara, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin piyasada satılması, satışa arz edilmesi, taşınması veya satın alınması hâlinde, suçun cezası 3 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası ve 10 bin güne kadar adli para cezasıdır (5607 sayılı K. md.3/18).

Ambalajlarında bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaret bulunmayan ya da taklit veya yanıltıcı bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretleri taşıyan sigara, tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkileri;

Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,
Satışa arz eden veya satan,
Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan,
kişi 3 yıldan 6 yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/18).

Bandrol, Etiket, Hologram vb. İşaretleri Taklit Etme veya Kullanma Suçu

Kamu kurumları, sigara ve alkol piyasasını denetim altında tutmak, kamu sağlığını korumak amacıyla piyasadaki ürünlerin tespitine imkan veren bandrol, hologram vb. gibi bazı işaretler kullanmaktadır. Bu işaretlerin taklit edilmesi ayrı bir suç olarak düzenlenmiştir. Tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin ambalajlarına kamu kurumlarınca uygulanan bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretlerin taklitlerini imal eden veya ülkeye sokanlar ile bunları bilerek bulunduran, nakleden, satan ya da kullananlar 3 yıldan 6 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/16).

Tütün mamulleri, etil alkol, metanol ve alkollü içkilerin ambalajlarına kamu kurumlarınca uygulanan bandrol, etiket, hologram, pul, damga veya benzeri işaretleri; ilgili mevzuatta belirlenen şekilde temin etmesine rağmen belirlenen ürünlerde kullanmaksızın bedelli veya bedelsiz olarak yayanlar, bunları alma veya kullanma hakkı olmadığı halde sahte evrak veya dokümanlarla veya herhangi bir biçimde ilgili kurum ve kuruluşları yanıltarak temin edenler, bunları taklit veya tahrif ederek ya da konulduğu üründen kaldırarak, değiştirerek ya da her ne suretle olursa olsun tedarik ederek amacı dışında kullananlar 3 yıldan 6 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/17).

Örgütlü Kaçakçılık Suçunun Cezası

Örgütlü suç, sıkı bir ilişki içinde bir araya gelen 3 veya daha fazla kişi tarafından suçun işlenmesidir. Uygulamada “teşekkül halinde kaçakçılık suçu” deyimi de kullanılmaktadır.

Alkol ve sigara kaçakçılığı suçunun örgütlü bir şekilde, yani bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde faile verilecek ceza 2 katına kadar arttırılır (5607 sayılı K. md.4/1).

Alkol ve sigara kaçakçılığı suçunun örgütlü bir şekilde olmadığı halde, 3 veya daha fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi halinde suçun cezası 1/2 oranında arttırılır (5607 sayılı K. md.4/2).

Kaçak Eşya Taşınmasında Kullanılan Aracın Müsaderesi Şartları

Müsadere, işlenen bir suç ile ilgili belirli bazı eşya veya kazançların mülkiyetinin devlete aktarılmasıdır.

5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 13. maddesi gereği kaçak eşya taşınmasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsaderesi için şu şartların bir arada gerçekleşmesi gerekir:

Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış ve taşınmış olması,

Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması,

Kaçak eşyanın, yurda girmesi, çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması şartlarından en az birinin gerçekleşmesi,

5237 sayılı TCK 54. maddesi gereği nakil aracının iyi niyetli 3.kişilere ait olmaması,

Müsaderenin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğurmaması ve bu nedenle hakkaniyete aykırılık teşkil etmemesi.

İçki (Alkol) ve Sigara Kaçakçılığı Suçunda Etkin Pişmanlık

Etkin pişmanlık, failin işlediği fiil nedeniyle pişman olması ve suçun sebep olduğu zararı gidermesi halinde fail hakkında ceza indirimi yapılmasını sağlayan bir maddi ceza hukuku kurumudur. İçki ve Sigara kaçakçılığı suçuna iştirak etmiş olan kişi; resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, fiili, diğer failleri ve kaçak eşyanın saklandığı yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin, faillerin yakalanmasını veya kaçak eşyanın ele geçirilmesini sağlaması halinde cezalandırılmaz. Haber alındıktan sonra fiilin bütünüyle ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden kişiye verilecek ceza üçte iki oranında indirilir.

Sigara veya alkol kaçakçılığı suçlarından birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde, hakkında, bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Alkol ve sigara kaçakçılığı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası adli para cezasına çevrilemez.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (hagb), sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Etkin pişmanlık hükümleri uygulanmadığı müddetçe alkol ve sigara kaçakçılığı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası hakkında hagb kararı verilemez.

Erteleme, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Etkin pişmanlık nedeniyle indirim uygulanmadığı müddetçe alkol ve sigara kaçakçılığı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.

Suçun Şikayet Süresi, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

Alkol ve sigara kaçakçılığı suçu, şikayete tabi bir suç değildir. Herhangi bir şekilde suçun işlendiği savcılık tarafından öğrenildiğinde kendiliğinden soruşturma başlatılmalıdır. Uygulamada bu şekilde soruşturma yapılarak açılan davalara “kamu davası ” denilmektedir. Suçun soruşturulması için herhangi bir şikayet süresi olmamasına rağmen temel suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıl olup suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıl geçmeden işlenen suç savcılığa bildirilmelidir. Aksi takdirde, dava zamanaşımı süresi dolacağından suç ile ilgili soruşturma yapılamayacaktır.

Alkol ve sigara kaçakçılığı suçu nedeniyle yapılan yargılamalar asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Sigara (Tütün) ve Alkol (İçki) Kaçakçılığı Suçu Yargıtay Kararları
Alkol (İçki) ve Sigara Kaçakçılığı Suçu Yargıtay Kararları

Sigara Kaçakçılığı (Kaçak Sigara) Suçu ve Kişisel Kullanım Miktarı

Sanıklarda ele geçirilen dava konusu 36 karton sigaranın kişisel kullanım miktarını aştığı ve sigara kaçakçılığı suçunun oluştuğu gözetilmeden yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay CGK – Karar:2012/29303).

Olay tarihinde sanıkların bulunduğu araçta yapılan aramada 30 karton kaçak ve bandrolsüz sigaranın ele geçirildiği dosya kapsamına göre mahkemece verilmiş bir arama kararı olmadığı gibi gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet Savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama emrininde bulunmadığı, sanıkların aşamalardaki savunmalarında ele geçen sigaraları paylaşarak sahiplenmeleri ve kişisel ihtiyaç için aldıklarını savunmaları ayrıca sanıkların kendi nam ve hesabına aldıkları sigara miktarının kişisel kullanım sınırında kalması ve ticari amaçla bulundurduklarına ilişkin bir delil de elde edilememesi karşısında, savunmaların aksine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığı gözetilmeden beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar:2015/304 ).

Bir markaya ait 200 paket olmasına, dosya kapsamı ve sanığın aşamalardaki savunmalarında ele geçen sigarayı ticari amaç için değil, kişisel kullanım amacıyla satın aldığını beyan etmesine göre; sanığın savunmasının aksine, ele geçen sigaraları ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2015/757).

Sanığın kullandığı araçta usulüne uygun olarak yapılan aramada 168 paket aynı marka bandrolsüz ve kaçak sigara ele geçirildiği, aşamalarda değişmeyen savunmalarında sigaraları içmek için satın aldığını beyan etmesi ve ele geçen sigaranın miktar itibariyle kişisel kullanım kapsamında kalması karşısında, sanığın suça konu sigaraları ticari maksatla bulundurduğuna ilişkin mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşılmakla beraati yerine yazılı şekilde ve yerinde olmayan gerekçe ile mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2015/21977).

Miktar itibariyle kişisel kullanım sınırları içinde kaldığı anlaşılan dava konusu sigaraların 150 paket olmasına, dosya kapsamı ve sanığın aşamalardaki savunmalarında ele geçen sigarayı ticari amaç için değil, kişisel kullanım amacıyla satın aldığını beyan etmesine göre; sanığın savunmasının aksine, ele geçen sigaraları ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza dairesi – Karar: 2015/14256).

Sanığın yolcu olarak bulunduğu Diyarbakır’dan Elazığ’a gitmekte olan otobüste yapılan aramada, sanığa ait 18 karton kaçak sigara yakalandığı, sanığın soruşturma ve yargılama aşamasındaki alınan beyanlarında, yakalanan davaya konu sigaraları içmek için satın aldığını savunması karşısında, ele geçen sigaraların miktarı ve ticari amaçla bulundurduğuna dair bir delil elde edilmediği nazara alınarak beraat kararı yerine yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2015/179).

Sanığın üzerinde ve elindeki siyah poşetlerde yapılan aramada muhtelif marka 246 paket kaçak sigara yakalandığı, ele geçen sigaranın kişisel kullanım miktarı üzerinde ve ticari maksatla bulundurulduğu (14 farklı marka) sabit olduğu görülmekle, sanığın mahkumiyeti yerine yazılı gerekçe ile beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2015/18404)

Farklı Marka Kaçak Sigara Yakalanması ve Kişisel Kullanım

Sanığa ait koli içerisinde 2 farklı markaya ait 19 karton bandrolsüz sigara ele geçmesinden ibaret olayda, ele geçen bandrolsüz sigara miktarının kişisel kullanım dışında kaldığı gözetilerek sanığın ticari amaçla bandrolsüz sigara bulundurduğunun kabulü ile mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2013/12678).

Arabada Kaçak Sigara Yaklatma Suçu

Olay tarihinde bir muhbir tarafından Adli kolluğa yapılan ihbarda 65 ..D..plakalı araç ile kaçak sigara taşındığının ihbar edildiği,yapılan tespitte söz konusu aracın belirlendiği, araç içersinde usulünce yapılan arama neticesinde çeşitli markalarda toplam 1540 karton yabancı markalı kaçak sigaralar ele geçirildiği, ele geçirilen kaçak sigaralara ve 65 ..D.. plakalı araca usulünce el konulduğu, sanık … in müsnet suçu tek başına işlediğini ve diğer sanıkların müsnet suçtan habersiz olduklarını beyan ettiği, bu beyanının diğer sanıkları suçtan kurtarmaya yönelik olduğunun anlaşıldığı, keşif tutanağı ve bilirkişi incelemesi ile el konulan kaçak sigaraların söz konusu araç ile taşınmasının zorunlu olduğu, el konulan sigaraların yurda kaçak yollardan sokulmuş yabancı markalı kaçak sigaralar olduğu hususlarının tespit edildiği, el konulan kaçak sigaraların miktarı, ihbar tutanağı ve yargılama sonunda elde olunan delillerden sanıkların üzerlerine atılı müsnet suçu işledikleri sabit görülmüştür. Bu nedenle sanıkların 5607 sayılı KMK nin 3/5, 4/2 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmalarına, 53 maddesi gereğince haklarında güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine, 5607 sayılı KMK 13, TCK 54 maddesi gereğince el konulan kaçak sigaların ve sanıklardan …‘e ait olan ve suçta kullanılan 65 ..D. plakalı aracın müsaderesine, sanık …‘nin sabıka kaydındaki ilamlara konu suçların işlenme tarihlerinin 5237 sayılı yürürlüğe girmesinden önce olması nedeniyle hakkında 58 maddesinin uygulanmamasına karar verilmiştir (Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2012/19731 kararıyla onanan yerel mahkeme metni).

Alkol Kaçakçılığı (Kaçak Alkol/İçki) Suçu ve Kişisel Kullanım Miktarı

Sanığın sevk ve idaresindeki aracın bagaj kısmında yapılan aramada (iki koli içerisinde 48 adet Black Stallion Marka viskiyi) dava konusu eşyanın ele geçirildiği, sanığın ele geçen içkileri kişisel kullanım amacı ile hediye olarak arkadaşından aldığı yönünde savunmada bulunduğu ve içkileri ticari amaçla bulundurduğuna ilişkin cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığı gözetilerek, beraati yerine, delillerin takdirinde yanılgıya düşülmek suretiyle yazılı şekilde içki kaçakçılığı suçu nedeniyle hüküm kurulması hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2015/13781)

Bilmeden Arabada Kaçak İçki (Alkol) Taşınması

Suç tarihinde 18 yaşından küçük olan sanık Y. K.’ın da içerisinde bulunduğu, hakkında verilen mahkumiyet hükmü kesinleşen H. D.’ın sevk ve idaresinde olan ve hız ihlali yaptığı gerekçesiyle trafik ekiplerince durdurulan araç içerisinde ve bagaj kısmında toplam 194 şişe çeşitli markalarda gümrük kaçağı viski ele geçirildiği, Hakkında hüküm itiraza konu olmayan sanık H. D.’ın kollukta; aracı iki gün önce gezmek amacıyla arkadaşından aldığını, olay günü Mersin iline gittiğini, tekrar Adana’ya doğru hareket ettiği sırada Mersin ili çıkışında birlikte yakalandığı ismini Y. olarak bildiği şahsın yolda arabayı durdurduğunu, kendisini Adana’ya getirmesini istediğini, yanında bulunan koliler içindeki içkileri aracın bagajına ve arka koltuklarına bıraktığını, yolda aldığı Y. isimli şahsın nerede ikamet ettiğini bilmediğini, daha önceden kesinlikle tanımadığını, uzaktan yakından akrabası olmadığını, daha önceden de hiç görmediğini, ifadesi alınırsa içkilerin kendisine ait olduğunu kabul edeceğini beyan ettiği,

5607 sayılı Kanunun 3/5 inci maddesinde düzenlenen kaçakçılık fiili uygulamada en çok karşılaşın kaçakçılık suç tipi olup, anılan maddelerde belirtilen taşıma, satma, satın alma, saklama, satışa arz etme ya da alınıp satılmasına aracılık etme seçimlik hareketlerinden birinin gerçekleştirilmesiyle suç oluşmaktadır.

Oluşa uygun samimi beyanıyla olayın tüm açıklığıyla ortaya çıkmasına yardımcı olan sanık Y.’un viskilerin kaçak olduğunu bilmediğini beyan etmesi, viski almaya mahkumiyet hükmü onanmak suretiyle kesinleşmiş olan inceleme dışı sanık H. D.’ın aracıyla gitmeleri, viski paralarının H. D. tarafından ödenmiş olması ve sanığın yaşı da dikkate alındığında, sanığın suça konu eşyaların kaçak olduğunu bildiğinin kabulü mümkün değildir. Nitekim sanığın kendisini de sorumluluk altına sokacak şekilde olayı ayrıntılı şekilde anlatması, suça konu eşyaların kaçak olduğunu bilmediğini göstermektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Karar: 2014/23)

Bilmeden Kaçak Sigara Taşıma Suçu

Sanıklar … ve …‘ın sevk ve idaresindeki araçta muhtelif eşyaların arasında çuvalların içinde yer alan koliler içerisinde kaçak sigara ele geçirildiği cihetle; sanıkların aşamalardaki ifadelerinde araçta aralarında sigara kolilerinin de bulunduğu yükü toplu olarak S… Ticaret’ten teslim aldıklarını, tüm yükün S… Ticaret çalışanlarınca araca yüklendiğini, mallara dair fatura ve sevk irsaliyesinin bulunduğunu ve sigaralardan haberleri olmadığını beyan etmeleri; diğer sanık …‘nun da bu beyanları doğrulaması, olay tutanağı ve dosyada mevcut fotoğraflardan sigaraların dışarıdan görülmediğinin anlaşılması karşısında , sanık … ve …‘ın beyanlarına itibar edilerek beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kaçak sigara taşıma nedeniyle hüküm tesisi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7.Ceza Dairesi – Karar: 2016/7037).

Kargo Firmasının Kaçak Sigara Taşıması

Göndericisi ve alıcısının açık kimlikleri ve adresleri bulunmayan yani mevzuata uygun olmadan kabul edilen kargo eşyası içerisinde kaçak eşya bulunması halinde bu kargoyu kabul eden kargo görevlisinin hukuki durumunun belirlenebilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için;

1- Olay tarihinde kargo kabul merkezinde görevli personel sayısıyla sanık tarafından kabul edilen kargo sayısı ve sanık tarafından gerçekleştirilen kargo işlemlerinin mevzuata uygun olup olmadığı,

2- Mevzuata uygun olmadığı halde kabul edilen, göndericisinin ve alıcısının kimlik bilgileri ve açık adresleri bulunmayanı veya eksik olan başka kargoların, nasıl ve kim tarafından alıcısına teslim edildiği,

3- Sanığın, dava konusu kargo gönderi belgesinde açık kimliği bulunmayan gönderici ve açık adresi bulunmayan alıcıyla telefon veya başka surette özel ilişki veya iletişim kurup kurmadığı (gerektiğinde iletişimin tespiti yoluna gidilmesi),

4- Dava konusu kargonun gönderenin ve alıcısının sadece isim ve cep telefonu numarası yazılı olması halinde beyanlarına başvurulmak üzere bu numaralardan kimliklerinin ve adreslerinin tespit edilip edilemeyeceği,

5- Dava konusu işlemden önce sanık hakkında aynı suçtan başka dava açılıp açılmadığı.

Hususlarının araştırılması ve birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna karşılık mevzuata uygun olarak kabul edilmiş olup göndericisiyle alıcısı belli olan kargoyu kabul edenin, aksine bir delil bulunmadığı takdirde bu kargo içerisine bulunan kaçak eşyadan dolayı sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince;

Sanıklar hakkında açılan kamu davasında Mahkemesince sanıkların savunmasının aksine cezalandırılmalarına yetecek her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle beraat kararı verildiği anlaşılmaktadır.Dosya kapsamına göre, söz konusu kargo üzerinde alıcısının ve göndericisinin açık kimlik bilgileri ve adreslerinin yazdı olmadığı halde sanık ÖmerS. tarafından mevzuata aykırıolarak kabul edildiği anlaşılmakta olup, sanık hakkında ayrıca aynı suçu işlediğinden bahisle dairemizin 2014/13482 esas sırasına kayıtlı kamu davasının olduğu da tespit edilmiştir. Bu durum karşısında, içerisinde dava konusu sigaraların bulunduğu kargoyu bu özelliğini bilerek mevzuata aykırı şekilde kabul edip etmediğinin tespiti bakımından yukarıda maddeler halinde belirtilen hususlar araştırılarak hep birlikte değerlendirmek suretiyle ve gerektiğinde sanıklar hakkında aynı nitelikte açılmış kamu davalarının da birleştirilip TCK’nın hükümlerde gözetilerek sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde kaçak sigara taşıma suçu nedeniyle beraat kararı verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2014/18493).

Sigara kaçakçılığı Suçunda Etkin Pişmanlık

Bir eşyanın gümrük işlemlerine tabi tutulmadan ülkeye sokulması olarak tarif edilebilecek olan kaçakçılık suçunda, gümrüklenmiş değerin ödenmesi şartına bağlı ve indirim nedeni olarak öngörülen etkin pişmanlık, 5607 Sayılı Kanunun 5. maddesinin 2. fıkras 2. fıkrasında: “Yedinci fıkrası hariç, 3. maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde, hakkında bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz” şeklinde düzenlenmiştir.

Buna göre, maddenin 2. fıkrası uyarınca ödemeye bağlı indirim nedeni olarak öngörülen etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için;

1- )5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun, 7. fıkrası hariç olmak üzere 3. maddesinde tanımlanan suçlardan birinin işlenmiş olması,

2- ) Soruşturma aşaması sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar paranın Devlet Hazinesine ödenmesi,

3- ) Failin kaçakçılık suçundan mükerrir olmaması,

4- ) Kaçakçılık fiilinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması, Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu – Karar: 2015/64).

Sigara Kaçakçılığı Suçunda Kullanılan Aracın Müsaderesi

Sanığın aracında yakalanan toplam dört çuval içerisindeki 6990 paket sigaranın bilirkişi beyanında da belirtildiği üzere miktar itibarıyla bir kişi tarafından taşınması olanaklı olmayıp, bir araçla taşınmasının zorunlu bulunması ve “kaçak eşyanın naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması” halinde kaçak eşyanın taşınmasında bilerek kullanılan her türlü taşıma aracının müsaderesini zorunlu kılan 5607 sayılı Yasanın 13. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, suça konu eşyaların taşındığı aracın zoralımına karar verilmesi gerekmektedir (Yargıtay CGK – 2012/124 karar).

Kaçak Sigara Satışı ve Zincirleme Suç Hükümleri

Yargıtay CGK.nun 20.04.1999 gün ve 1999/61-74 sayılı Kararında belirtildiği gibi aynı suç işleme kararının varlığı, suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenecektir. Önceki ve sonraki eylemler arasında sübjektif bir bağlantı, aynı suç işleme kararı bulunduğunu gösterir. Bu nedenle, sanık Serkan Saygın’ın ticari amaçla bandrolsüz sigara satışı yaparken yakalandığı ve üzerine atılı eylemlerin benzer mahiyette olduğu dikkate alınarak, hakkında Ankara 1.Asliye Ceza Mahkemesinde yargılaması sonuçlandırılan ve dairemize gelen 2011/516 Esas sayılı, 2011/390 Esas sayılı, 2011/517 Esas sayılı, 2011/538 Esas sayılı, 2011/523 Esas sayılı dava dosyaları daha olduğu anlaşılmakla, suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre adı geçen sanığın eylemlerinin zincirleme biçimde kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi ve gerektiğinde birleştirilmesi hususu düşünülerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi- Karar: 2014/12037).

Sigara ve alkol kaçakçılığı suçu, özel kanunla ayrıntılı düzenlenen bir suç tipi olduğundan savunmanın bir avukat vasıtasıyla yapılmasında yarar vardır.

Avukat Fatmanur Toprak | Ceza Avukatı

 

Akaryakıt (Petrol) Kaçakçılığı Suçu Nedir?

Akaryakıt kaçakçılığı suçu, belirli bir seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtın (benzin, motorin, biodizel vb.) gümrük işlemlerine tabi tutulmaksızın yurda sokulması veya yurtiçinde ticari amaçla kaçak akaryakıt üretilmesi, satılması, nakledilmesi, bulundurulması, depolanması veya satın alınması vb. gibi fiillerin işlenmesi ile oluşur (5607 s.k md.3/11). Akaryakıt kaçakçılığı suçuna “petrol kaçakçılığı suçu” da denilmektedir.

Türkiye petrol piyasasında bir akaryakıtın kaçak olup olmadığı ulusal marker uygulaması ile tespit edilmektedir. Ulusal marker, Türkiye’de dolaşıma giren benzin, motorin türleri ve biyodizele enjekte edilen bir kimyasal maddedir. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyede akaryakıta enjekte edilen marker petrol piyasasının denetlenmesini sağlamaktadır. Özellikle akaryakıt istasyonlarında yapılan denetimler neticesinde ulusal marker bulunmayan benzin veya dizel yakıt “kaçak akaryakıt” olarak değerlendirilmektedir.

Akaryakıt olarak kullanılmaya müsait olan solvent, madeni yağ, baz yağ vs. petrol ürünlerinin de akaryakıt olarak kullanılacağı tespit edildiğinde, bu petrol ürünleriyle işlenen fiiller de “akaryakıt kaçakçılığı suçu” çerçevesinde değerlendirilir.

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçunun Unsurları ve Cezası

Ülkeye Kaçak Akaryakıt Sokma Suçu ve Cezası: Kaçak petrolü (kaçak mazot, benzin, biodizel vs.) gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın Türkiye’ye sokan kişi, 3 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 20 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kaçak akaryakıtın, gümrük kapıları dışında ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır (5607 sayılı K. m. 3/11, m.3/10, m.3/1).

Aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergilerini kısmen veya tamamen ödemeksizin kaçak akaryakıtı ülkeye sokan kişi 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ve 20 bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/10 atfıyla 2. Fıkra).

Petrol (akaryakıt) kaçakçılığı suçunda suç konusu kaçak akaryakıtın değerinin fahiş olması, yani yüksek olması halinde faile verilecek cezalar yarısından bir katına kadar arttırılır (5607 sayılı K. md.3/22).

Suça teşebbüs, icra hareketlerine başlanılması ancak failin iradesi dışındaki sebeplerle suçun tamamlanamamasıdır. Suça teşebbüs halinde failin cezası belli oranlarda indirilmektedir. Petrol kaçakçılığı suçu açısından teşebbüs hükümleri uygulanmaz. Yani, failin eylemi teşebbüs aşamasında kalsa bile, fail, eylem tamamlanmış gibi cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/21).

Kaçak Akaryakıt Üretme, Bulundurma, Nakletme, Satma veya Satın Alma Suçu ve Cezası: Ulusal marker uygulamasına tabi olup da, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun belirlediği seviyenin altında ulusal marker içeren veya hiç içermeyen akaryakıtı;

Ticari amaçla üreten, bulunduran veya nakleden,
Satışa arz eden veya satan,
Bu özelliğini bilerek ve ticari amaçla satın alan,
kişi iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır(5607 sayılı K. md.3/11).

Petrol Ürünlerini Dönüştürerek Kaçak Akaryakıt Üretme, Piyasaya Sürme ve Satın Alma Suçu: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan izin alınmadan; akaryakıt haricinde kalan solvent, madeni yağ, baz yağ, asfalt ve benzeri petrol ürünlerinden akaryakıt üreten veya bunları doğrudan akaryakıt yerine ikmal ederek üreten, satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticari amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/12).

Solvent, madeni yağ, baz yağ, asfalt ve benzeri petrol ürünlerinin şekilde, nerede, nasıl bulunduruldukları ve yakalandıkları, savunma ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirilip, bu ürünlerin akaryakıt vasfında kullanılacağı kanaatine varıldığında “kaçak akaryakıt suçu” hükümleri çerçevesinde soruşturma yapılması gerekir.

Her türlü üretim, iletim ve dağıtım hatları dahil olmak üzere sıvı veya gaz halindeki hidrokarbonlarla, hidrokarbon türevi olan yakıtları nakleden boru hatlarından, depolarından veya kuyulardan kanunlara aykırı şekilde alınan ürünleri satışa arz eden, satan, bulunduran, bu özelliğini bilerek ticarî amaçla satın alan, taşıyan veya saklayan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/13).

Özellikle belirtelim ki, halk arasında 10 numara yağ olarak bilinen, akaryakıta dönüştürülmüş petrol ürünü de uygulamada kaçak petrol olarak değerlendirilmektedir.

Kaçak Akaryakıt veya Sahte Ulusal Marker Elde Etmek İçin Sistem Kurma Suçu ve Cezası: Kaçak akaryakıt veya sahte ulusal marker elde etmeye, satmaya ya da herhangi bir piyasa faaliyetine konu etmeye yarayacak şekilde lisansa esas teşkil eden belgelerde belirlenenlere aykırı olarak sabit ya da seyyar tank, düzenek veya ekipman bulunduranlar iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır (5607 sayılı K. md.3/14).

Ulusal markeri yetkisiz olarak üreten, satışa arz eden, satan, yetkisiz kişilerden satın alan, kabul eden, bu özelliğini bilerek nakleden veya bulunduranlar, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Ulusal markerin kimyasal özelliklerini taşımasa bile, bu madde yerine kullanılmak amacıyla üretilen kimyasal terkipler hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır (5607 sayılı K. md.3/15).

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçunda Müsadere

Müsadere, işlenen bir suç ile ilgili belirli bazı eşya veya kazançların mülkiyetinin devlete aktarılması olarak tanımlanabilir. Petrol kaçakçılığı suçunda kullanılan, otomobil, kamyon, tanker, tır dorsesi vs. araçlar da müsadereye konu olabilir.

Ancak, akaryakıt kaçakçılığı suçunda kullanılan aracın müsadere edilebilmesi için suça konu nakil aracının niteliği ve kaçak petrolün hacim ve miktar itibari ile aracın taşıma kapasitesinin ağırlıklı bölümünü oluşturup oluşturmadığı, nakil aracında gizli bölme ya da tertibatın yer alıp almadığı, ayrıca davaya konu eşya ve nakil aracının değerleri göz önüne alınmalıdır. Nakil aracının müsaderesinin işlenen suça göre daha ağır neticelere neden olacağı ve bu sebeple 5237 Sayılı TCK’nın 54/3. maddesi uyarınca hakkaniyete aykırılık söz konusu olacaksa müsadere kararı verilemez.

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçunda Etkin Pişmanlık

Etkin pişmanlık, failin işlediği fiil nedeniyle pişman olması ve suçun sebep olduğu zararı gidermesi halinde fail hakkında ceza indirimi yapılmasını sağlayan bir maddi ceza hukuku kurumudur. Petrol kaçakçılığı suçuna iştirak etmiş olan kişi; resmi makamlar tarafından haber alınmadan önce, fiili, diğer failleri ve kaçak akaryakıtın saklandığı yerleri merciine haber verirse, verilen bilginin, faillerin yakalanmasını veya kaçak petrolün ele geçirilmesini sağlaması halinde cezalandırılmaz. Haber alındıktan sonra fiilin bütünüyle ortaya çıkmasına hizmet ve yardım eden kişiye verilecek ceza üçte iki oranında indirilir (5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu md.5).

Petrol kaçakçılığı suçu işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine ödediği takdirde, hakkında, bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmü, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz.

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Akaryakıt kaçakçılığı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası adli para cezasına çevrilemez.

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (hagb), sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Etkin pişmanlık hükümleri uygulanmadığı müddetçe akaryakıt kaçakçılığı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası hakkında hagb kararı verilemez.

Erteleme, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Etkin pişmanlık nedeniyle indirim uygulanmadığı müddetçe petrol kaçakçılığı suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.

Suçun Şikayet Süresi, Zamanaşımı ve Görevli Mahkeme

Akaryakıt kaçakçılığı suçu, şikayete tabi bir suç değildir. Herhangi bir şekilde suçun işlendiği savcılık tarafından öğrenildiğinde kendiliğinden soruşturma başlatılmalıdır. Uygulamada bu şekilde soruşturma yapılarak açılan davalara “kamu davası ” denilmektedir. Suçun soruşturulması için herhangi bir şikayet süresi olmamasına rağmen temel suçun dava zamanaşımı süresi 8 yıl olup suçun işlendiği tarihten itibaren 8 yıl geçmeden işlenen suç savcılığa bildirilmelidir. Aksi takdirde, dava zamanaşımı süresi dolacağından suç ile ilgili soruşturma yapılamayacaktır.

Petrol kaçakçılığı suçu nedeniyle yapılan yargılamalar asliye ceza mahkemesi tarafından yerine getirilir.

Akaryakıt (Petrol) Kaçakçılığı Suçu Yargıtay Kararları
Akaryakıt (Petrol) Kaçakçılığı Suçu Yargıtay Kararları

Kaçak Akaryakıt Taşıyan Arabanın Müsaderesi

Sanığa ait olduğu anlaşılan, ele geçen kaçak ve ulusal marker seviyesi geçersiz akaryakıtın miktarı ile davaya konu nakil aracının niteliği dikkate alındığında davaya konu eşyanın, hacim ve miktar itibari ile aracın taşıma kapasitesinin ağırlıklı bölümünü oluşturmadığı, nakil aracında gizli bölme ya da tertibatın yer almadığı ayrıca davaya konu eşya ve nakil aracının değerleri göz önüne alındığında nakil aracının müsaderesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu sebeple 5237 Sayılı TCK’nın 54/3. maddesi uyarınca hakkaniyete aykırılığın bulunduğu anlaşılmakla, müsadere koşullarının oluşmadığı tespit edilen davaya konu nakil aracının iadesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2016/8895).

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçunda Suç Konusunun Bedeli Hazineye İrat Kaydedilir

Soruşturma aşamasında, Sulh Ceza Mahkemesi’nin kararı ile davaya konu akaryakıtın tasfiyesine karar verildiği anlaşılmakla, 5015 Sayılı Kanun’un Ek 5/1-2. cümle maddesi uyarınca davaya konu akaryakıtın müsaderesine, ancak, tasfiye işlemi gerçekleştirilmiş ise tasfiye bedelinin hazine adına irat kaydına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2016/8658).

Davaya konu kaçak akaryakıt hakkında 09.01.2013 tarihinde tasfiye kararı verildiğinin anlaşılması karşısında, akaryakıt tasfiye edilmiş ise tasfiye bedelinin hazine adına irad kaydına, tasfiye edilmemiş ise 5607 Sayılı Kanun’un 13. maddesi yollamasıyla 5237 Sayılı TCK.nun 54. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7.Ceza Dairesi – Karar: 2016/8609).

Kaçakçılılık Suçu ve Petrol Piyasası Kanununa Muhalefet Suçu

Kaçağa konu eşyanın, gümrük kapısından veya sınırdan yurda sokulmak istenirken ya da hemen sonrasına veya bu eylemlerin kesintiye uğramadan devamı sırasında yakalanması halinde, eyleminin 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun kapsamında kalacağı ve buna göre suça konu 90 litre kaçak gazyağının jelikanlar içerisinde suç tarihinde nakil vasıtası olarak kullanılan atlarla, İran İslam Cumhuriyeti ülkesinden ülkemize 4458 Sayılı Kanun’un 33 ve Gümrük Yönetmeliğinin 72. maddelerinde öngörülen şekilde faaliyet gösteren gümrük bölgesi giriş çıkış ile gümrük işlemlerinin yapıldığı kapılar dışından, yani sınırdan yurda sokulmasından hemen sonra takip üzerine yakalandığı anlaşılmakla suça sürüklenen çocuğun eyleminin 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/1.maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanununa muhalefetten hüküm kurulması kanuna aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2016/7849).

Akaryakıt Kaçakçılığı Suçunda Kaçak Akaryakıtın Miktarı ve Alt Sınırdan Ceza Tayini

Mahkemece temel cezanın belirlenmesindeki gerekçede, 61.maddesindeki bir kısım ifadeler yazılmış olmakla beraber, somut olayla ilişkilendirilebilecek hususiyetin bulunmadığı, özellikle kaçak eşyanın miktarı itibarıyla suç konusunun önem ve değerine göre, cezaların şahsiliği ve uygulamada birliğin sağlanması bakımından, benzer olaylarla mukayese edildiğinde, daha çok miktarda akaryakıt kaçakçılığı yapanlarla daha az miktarda kaçakçılık yapanlar arasında hakkaniyete uygun, adil bir ceza tayin edebilmek bakımından, 1377 litre akaryakıt kaçakçılığı yapan sanığın hapis cezası asgari hadden tayin edildiği halde, aynı gerekçe ile gün adli para cezasının teşdiden verilerek dosya içeriğine uygun düşmeyen ve yasal olmayan gerekçeyle asgari hadden uzaklaşılarak fazla miktarda ceza tayini hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2016/1307).

Gümrük Kapısından Geçtikten Sonra Arabada Kaçak Akaryakıt Yakalanması

Güvenlik güçlerince yol kontrolünde şüpheli görülen …. plakalı araç durdurulmuş, önleyici arama kararı kapsamında yapılan aramada aracın sonradan yapılmış orijinal olmayan deposundan dava konusu marker seviyesi geçersiz 130 litre akaryakıtın ele geçirildiği, sanığın aşamalardaki beyanında bu akaryakıtı yurtdışından getirdiğini beyan etmesi karşısında; kaçağa konu motorinin, gümrük kapısından veya sınırdan yurda sokulmak istenirken ya da hemen sonrasında veya bu eylemlerin kesintiye uğramadan devamı sırasında yakalanması durumunda atılı eylemin kül halinde 5607 sayılı Yasa’nın 3/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilerek, sanığın gümrük giriş-çıkış kayıtları incelenip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – Karar: 2015/21877).

Ticari Nitelikte Kaçak Akaryakıt Yakalanması

Dava konusu akaryakıtın sanığın servis aracında ele geçmesi ve sanığın aşamalı savunmalarında “kendisinin S.. Köyüne çalışan servis minibüsünün şoförü olduğunu, bahse konu akaryakıtı tanımadığı kişilerce kendisine teslim edildiğini ve köy yolunda kendisinden alınacağını” beyan etmiş ise de sözünü ettiği kişilerle ilgili bilgi verememesi karşısında, akaryakıtın da ticari mahiyette olduğunun kabulü gerektiğinden sanığın mahkumiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza dairesi – Karar: 2014/16179).

Kaçak Mazot (Motorin) Menşei Araştırılmadan Karar Verilemez

Tankerde ele geçirilen mazotla ilgili olarak Tüpraş tarafından düzenlenen 27.07.1999 günlü raporda, akaryakıtın Tüpraş motorin şartnamesine uygun olmadığının belirtildiği cihetle, eşyanın yabancı menşeli olduğu anlaşıldığından, dava konusu eşyanın dayanağı olduğu öne sürülerek ibraz edilen 03.04.1999 gün ve 98309 sayılı faturayla ilgili olarak, ithale kadar inilmek suretiyle zincirleme menşe araştırmasının tamamlanması ve ilgili gümrük idarelerinden gümrük giriş beyannameleri tüm ekleriyle birlikte getirtilip, dava konusu eşyalar ve tüm belgeler konusunda uzman bilirkişiye tevdi edilerek, ayniyet tespiti ile sonucuna göre eşyalar yönüyle bir hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme sonucu mazotun iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır (Yargıtay 7. Ceza Dairesi – 2008/1238 Karar).

Akaryakıt ve petrol kaçakçılığı suçu, özel bir kanun olan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda düzenlendiğinden, bu kanun ile TCK (ceza kanunu) hükümleri uygulanırken bazı hatalar yapıldığı görülmektedir. Bu nedenle, bu şekildeki kaçakçılık suçları nedeniyle savunmanın bir ceza avukatı vasıtasıyla yapılması gerekir.

Avukat Fatmanur Toprak | Ceza Avukatı

1 2 3 7