Vekalet ücretine ilişkin davalarda yetki

Görevli Mahkeme neresidir sorusunun cevabını bir örnek olay ile açıklayayım:

Üsküdar ‘da yaşayan A, Kadıköy’de yaşayan B’ye 5.000 liraya satmıştır. Malı teslim etmiş ancak B borcunu ödememiştir. A dava açmak istiyor.
İlk derece mahkemeleri arasında hangi mahkemenin davaya bakacağı konusu görev konusudur. Eski kanuna göre; genel mahkeme ve özel mahkeme arasından genel mahkemenin yetki alanına giren bir konu söz konusudur. Genel mahkemeler arasında da malvarlığı şahısvarlığı ayrımını yapıyorduk. Olayımızda malvarlığına ilişkin bir dava var. Malvarlığında da yine bir ayrım yapıyorduk, parasal sınırın altında olup olmamasına göre.
Yeni kanuna göre; asliye hukuk mahkemesi görevli olacaktır. (HMK 2) Hala malvarlığı ve şahısvarlığı ayrımı yapılmasına rağmen dava asliye hukuk mahkemesine gidiyor. Sadece 4.maddedeki istisnalar mevcuttur.
Yetki; coğrafi bakımdan bir davaya hangi mahkemenin bakacağı konusudur. Yetki dediğimizde ilk bakacağımız genel yetki, özel yetki veya kesin yetki olup olmadığıdır. Genel yetkili mahkeme, davanın açıldığı tarihteki davalının yerleşim yeridir. Olayımızda Kadıköy mahkemesi genel yetkili mahkemedir.

Olayımızda borçlar kanunundan doğan bir sözleşme var. Dolayısıyla 10.maddeyi uygulamamız mümkündür. Taraflar sözleşmenin nerede ifa edileceğini belirtmişler mi bakacağız. Eğer bir hüküm yoksa BK 73 hükümlerini olayımıza uygulayacağız. Para borcu götürülecek borçtur, davacıya götürülecek borçtur. Dolayısıyla özel yetkili mahkememiz de Üsküdar mahkemesidir. Davacının böyle durumda seçimlik hakkı var.

Eski kanunda 12.madde; ihtiyati hacizden sonra davanın açılmasını düzenlemektedir. Bu madde yeni kanuna geçmedi. İhtiyati haciz; alacaklının müstakbel veya o anda başlattığı bir icra takibinde para alacağını tahsilde güçlük çekme tehlikesi atında olması durumunda, alacaklının ihtiyati haciz talebiyle borçlunun belirli bir malvarlığı değerini icra hukuk anlamında geçici olarak el konulmasıdır. İhtiyati haciz kararını veren mahkemede davasını açabiliyor.

2. Karşı Davada Yetki; (HUMK 14 – HMK 13)

“Kesin yetkinin söz konusu olmadığı hallerde, asıl davaya bakan mahkeme, karşı davaya bakmaya da yetkilidir.”
A, davayı görevli mahkemede açtı. B’de bu davaya karşılık dava açtı. A, Kadıköy’de açtıysa davayı; karşı davada aynı mahkemede açılacaktır. Kesin yetki olması halinde, karşı davanın yetkisi kesin yetkili bir mahkeme gerektiriyorsa o zaman karşı davayı ayıracağız ve kesin yetkili mahkemede açacağız. Bunun dışında asıl davayı açtığımız mahkemede karşı davayı açabiliriz.

3. Vekalet ücretine ilişkin davalarda yetki

Vekalet ücretine ilişkin davalarda yetkili mahkeme konusu; eski kanunda 15.maddede düzenleniyordu. Yani kanuna bu madde alınmadı ancak çok tartışmalı bir maddedir.
Vekalet ücretini isteyen avukattır. A’nın avukatı vardı ama A vekalet ücretini ödemedi. Bu durumda avukat kendi müvekkilini karşı dava açmak zorunda kalacak. Vekalet ücretinin kapsamı vs. hep tartışmalıydı.
Esas davayı gören mahkemede davasını açabilir. Yani asıl davanın Kadıköy asliye’ de açıldığını düşünürsek; vekalet ücretine ilişkin davayı da Kadıköy asliyede açacağız. Esas davaya bakan mahkeme yetkili mahkeme oluyor.
Esas davaya bakan hakim konuya vakıftır. Vekil için olayın değerlendirilmesi yönünden, deliller yönünden bir avantajdır. Eski 15.madde çok özel yetki kuralları düzenlenmişti. A’nın davasının değeri 15.000 lira olursa davaya asliye hukuk bakıyor. Vekalet olursa 3.000 lira olursa vekilin açacağı dava sulh hukuk mahkemesinde görülecektir ancak eski kanun vekalet ücreti davasının da asliye mahkemesinde bakılacağını söylemektedir.

4.Şubenin Bulunduğu Yer Mahkemesi

*Eski kanundaki 17.madde; şubenin bulunduğu yer mahkemesini düzenlenmektedir. Yeni kanuna geçmiş bu hüküm. Şubenin yaptığı işlemlerden merkez sorumludur. Dolayısıyla, kural olarak davayı merkeze açmamız gerekir. Ama kolaylık olsun diye şubede de açabiliyoruz davayı.
Yeni kanunda 14.madde düzenlenmiştir. “Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şubenin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. “
Eski kanundaki madde aynen korundu ancak iflas davaları ile ilgili bölüm çıkarıldı. İflas davaları, her zaman merkeze karşı açılacak bir davadır. İflas davasının nerede açılacağı icra kanununda düzenlenmiştir.

5. Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki

Sigorta sözleşmelerinde doğan davalarda yetki hususunu HUMK 19 ve HMK 15.maddede düzenlenmiştir.
Eski kanundaki 19.maddeyi inceleyecek olursak; çeşitli ayrımlar yapıyordu. İlk ayrım; sigorta konusu bir gayrimenkul ise, tazminat davası o gayrimenkulün bulunduğu yerde de açılabilir. ‘Yerde de’ derken başka yerde açılması mümkün olduğunu kastediyoruz.
Taşınır bir malın söz konusu olması halinde ise yine bir ikili ayrım yapıyoruz. Taşınır mal, belirli bir yerde kalması gerek bir mal ise (makine) bu durumda malın bulunduğu yerde dava açılabilir.
Taşınır mal, belli bir yerde sabit kalması gerekmeyen bir şey ise(araba) hadisenin olduğu yerde davayı açmanız mümkündür. Bunlar, diğer yetki kurallarının yanında yetki kurallarıydı.
Bunu yanı sıra; 19.madde hayat sigortalarından doğan bir ihtilafta, sigorta olunan kişinin ikametgahında da davanın açılması mümkündür.

19.maddenin 2.fıkrasına göre bu düzenlemelere aykırı bir ibarenin bulunması geçersizdir. 19/2 hükmü 19/1’deki yetki kurallarının aykırı düzenlemenin sigorta sözleşmesinde bulunması halinde bunu geçersiz saymaktadır. Gördüğünüz gibi tüketici ciddi bir şekilde korunmaktadır.

Yeni kanunun 15.maddesine bakacak olursak; “Zarar sigortalarından doğan davalar; sigorta, bir taşınmaza veya niteliği gereği bir yerde sabit bulunması gereken yahut şart kılınan taşınıra ilişkinse, malın bulunduğu yerde; bir yerde sabit bulunması gerekmeyen veya şart kılınmayan bir taşınıra ilişkinse, rizikonun gerçekleştiği yerde de açılabilir.

Can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir. (kesin yetki getirmiş yeni kanun. Eski kanunda; hayat sigortalarında mümkün demiştik. Buna aykırı bir hüküm konulamıyordu. Ama burada kesin yetki belirlemiş ve tüketiciyi açıkça korumuş.)


Bu hüküm deniz sigortalarından doğan davalarda uygulanmaz.”

*Geçici oturulan yer mahkemesinin yetkisi, HUMK 20 ve HMK 8’de düzenlenmiştir. Kanunun lafzına baktığımızda şahısvarlığına ilişkin davaları bu madde kapsamında değerlendirmemiz mümkün değildir. Eski kanunda da böyleydi. Söz konusu maddeler sadece malvarlığına ilişkindir. Şahısvarlığı haklarına ilişkin davalarda bu yetki kuralı geçerli değildir.

6. Haksız fiilden doğan davalarda yetki

HUMK 21 ve HMK 16’da düzenlenmiştir. Eski kanuna bakacak olursak; “haksız fiilden doğan davalar haksız fiilin işlendiği yer mahkemesinde de açılabilir.” Eski madde, haksız fiildin vuku bulduğu yer ifadesini içeriyordu. Bu açık bir ifade olarak değerlendirilmiyordu.
Burada bir tartışma vardı. Yargıtay diyordu ki; zararın ortaya çıktığı ve bu suretle haksız fiilin tamam olduğu yer şeklinde anlaşılması gerekir. Doktrin ise; fiil olayının her bir unsurunun gerçekleştiği yer mahkemesi yetkilidir diyordu. Dolayısıyla fiilin işlendiği yer, zararın olduğu vb. bütün bu yerler yetkili mahkeme olarak görülüyordu doktrine göre.

“Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir. (HMK 16) “gördüğünüz gibi doktrinin görüşü benimsenmiş. Kural olarak madde aynı kalmış ancak kapsamı genişletilmiştir. Artık tartışmada kalmadı.


Kesin Yetki Kuralları

Genel yetki ve özel yetki kurallarını bertaraf ediyor. Özel yetki kurallarını incelerken bazı kesin yetki kurallarını da gördük. Tekrar bir tasnif yapacak olursak; genel yetki dedik, özel yetki dedik. Bazı kaynaklarda kesin yekti özel yetkiden ayrı tutulmasına karşın, bazılarında kesin yetki özel yetki kurallarının alt grubu halinde ortaya çıkmaktadır demiştik.
Eğer özel yetki kurallarının alt grubu olarak nitelendirirsek; kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kuralları ve kamu düzenine ilişkin olan özel yetki kuralları diye ayırıyoruz. Kesin yetki, kamu düzenine ilişkin olan özel yetki kuralları dahilinde bulunacak.

Kesin etki, dava şartı olduğundan yargılamanın her aşamasında mevcut olması gerekir. Genel yetki konusunda önemli üç unsurdan bahsettik. Davanın açıldığı tarihte unsurunda, davalı başka bir yere taşınsa bile yetki kuralı bundan etkilenmeyecek demiştik.

Kesin yetkide durum farklıydı. Kesin yetki kuralının davanın her aşamasında sağlanması gerekir. Dava açıldığında kesin yetkili olan mahkemenin yetkisinin, dava açıldıktan sonra değişmesi halinde etkilenecektir. Örnek olarak; gayrimenkullerin aynına ilişkin davalarda kesin yetki olarak söz konusudur.
Diyelim ki; davanızı açtığınızda gayrimenkulünüzün Şişli’de bulunuyor. Davayı orada açtınız. Dava devam ederken ilçe sınırları değişiyor ve Beşiktaş ‘a geçiyor. Bu durumda dava etkilenecek. Dolayısıyla, eski mahkeme yetkisiz hale gelecek ve yetki artık yeni mahkemeye geçecek.

1. Gayrimenkullere ilişkin davalar

HUMK 13 ve HMK 12.maddelerinde düzenlenmiştir. Eski kanunda; gayrimenkullere ilişkin davalardan, gayrimenkulün fiilen bulunduğu yer mahkemesinde açılacağını anlamımız gerekiyordu. Fiilen bulunduğu yerden kasıt; ilçe sınırları esas alınacaktır.

“Gayrimenkul üzerinde bir hakka ilişkin davalar” ibaresi yer almaktaydı eski kanunda bu ifadenin nasıl anlaşılması gerektiği tartışmalıydı. Yargıtay; bu ifade sadece gayrimenkulün aynına ilişkin davaları kapsamaktadır diyordu.

Örneğin; ipoteğin kaldırılmasına ilişkin davalar, irtifak haklarına ilişkin davalar, taksim ve paylaşmanın giderilmesi davaları Yargıtay tarafından aynına ilişkin davalar olarak nitelendiriliyordu. Bunun yanı sıra Yargıtay; gayrimenkulün zilyetliğine veya üzerindeki hapis hakkına ilişkin davaları da gayrimenkulün aynına ilişkin olarak nitelendirmekteydi. Dolayısıyla böyle davalarda kesin yetki söz konusuydu.

Yeni kanunda; “Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yok açabilecek davalar ile taşınmazın zilyetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.” diyor. Dolayısıyla yeni kanun Yargıtay içtihatları açıkça benimsenmiştir.

“Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir. (HMK 12/3)” Birden fazla gayrimenkulün olduğunu düşünürsek. Her biri farklı yerlerde olan gayrimenkullere ilişkin davaları, gayrimenkullerin herhangi birinin bulunduğu yerdeki mahkemede açabiliyoruz. Bu da özel bir kuraldır. Eski kanunda da mevcuttu. Aslında bütün gayrimenkuller için kesin yetki söz konusudur. Hangi gayrimenkulün olduğu yerde dava açılacağı konusunda seçim hakkı davacıya aittir.

2. Mirastan doğan davalarda yetki

Ölmüş bir kişinin son ikametgahındaki mahkemenin yetkisi; yeni kanunda, mirastan doğan davalarda yetki diyor. HUMK 11 ve HMK 11’de düzenlenmiştir.
Eski kanundaki madde karışık bir maddeydi. Miras ile ilgili davalar, miras bırakanın son ikametgahı mahkemesinde açılır. Terekenin taksimi, paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine ilişkin davanın, mirasçılar arasında terekenin idaresine ilişkin davalar, ölüme bağlı tasarrufların iptali gibi davalar, ölüme bağlı tasarrufların iptali gibi davalar 11.madde kapsamında değerlendirilmekteydi. Bu davalar miras bırakanın son ikametgahı mahkemesinde bakılıyordu. Terekeyle ilgili açılacak davalar hususunda yine aynı mahkeme yetkiliydi.

Yeni kanundaki 11.maddeye bakarsak; Aşağıdaki davalarda, ölen kimsenin son yerleşim yeri mahkemesi kesin yetkilidir: (bu ifade gayet güzel kesin yetkili mahkeme olduğunu ilk başta söylemiş ve sonra saymış)

‘Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin geçersizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras sebebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında terekenin yönetiminden kaynaklanan davalar.
Terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm davalar.’
‘Terekede bulunan bir mal hakkında açılmak istenen istihkak davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında mal nerede bulunuyorsa, orada da açılabilir. (HMK 11/2)’ (açılabilir demiş. Burada kesin yetki söz konusu değildir. Bunun için özel bir hüküm getirmiş. Burada demek ki; son yerleşim yerinin yanı sıra bir yetki daha söz konusu)
‘Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesine ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir. (HMK 11/3)
Eski kanuna göre çok açık ve anlaşılır şekilde düzenlenmiş. Kesin yetki olduğu da maddenin en başında vurgulanmış. Eski kanunda bazı hallerde kesin yetki değildi bazı hallerde kesin yetkiydi ve çok karışıktı.

3. Şirket ve cemiyetlerin ve vakıfların davaları

HUMK 17.madde HMK 14/2 olmuştur. İçeriği bakımından aynıdır. Kesin yetkiyi düzenliyor.
“Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sınırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları için, ilgili tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi keşin yetkilidir.”

YETKİ SÖZLEŞMELERİ

Mahkemelerin yetkileri ve görevleri kanunla düzenlenir. Bunu düşündüğümüzde, aslında yetki sözleşmelerine yer olmaması gerekir. Kesin yetki hallerinde yetki sözleşmesi yapılması yasaktır. Oysa, genel yetki ve özel yetki hallerinde taraflar iradelerine göre yetki sözleşmeleri yapabilirler.
Genel yetki ve özel bir ilk itirazdı. İlk itirazda ileri sürülmediği takdirde yetkisiz mahkeme yetkili mahkeme oluyordu. Bu da zımnen bir yetki sözleşmesi sayılabilir.

Özel yetkiyi ikiye ayırdığımızda; kamu düzenine ilişkin olmayan özel yetki kurallarında yetki sözleşmeleri yapılabiliyor. Ancak kamu düzenine ilişkin olan özel yetki kurallarında yetki sözleşmeleri yapılamıyor.


*Taraflar yetkisiz bir mahkemeyi nasıl yetkili olarak getirebilirler?

Bunun 2 yolu var. İlk ihtimalde; ilk itiraz olarak ileri sürülmemesi halinde, yetkisiz mahkeme yetkili hale geliyor ve zımnen bir yetki sözleşmesi yapılmış gibi oluyor. İkinci olarak; açıkça yetki sözleşmesi yapıyorlar. Bu iki halde yetkisiz mahkeme yetkili hale geliyor.

Yetki sözleşmesi iki şekilde yapılabilir. İhtilaf doğmadan önce yapılabilir. Örneğin; bir satış sözleşmesi yaparlar. O satış sözleşmesinde doğacak olan ihtilaflarda şu mahkemenin yetkili olması kararlaştırılır. Aslında ihtilaf doğmamıştır, belki de hiç doğmayacak. Bu duruma yetki şartı diyoruz.

Yetki sözleşmesi dediğimizde, ihtilafın doğmasında sonra yapılan bir sözleşmeyi anlıyoruz.
Yetki Sözleşmesinin Geçerlilik Şartları
Eski kanun ile yeni kanunu birlikte inceleyeceğiz.

⦁ Öncelikle, kimler yetki sözleşmesi yapabilir?

Eski kanuna göre herkes yetki sözleşmesi yapabilir. Yeni kanunda 17.madde bizim için esastır. Bu madde yeni bir madde. Bu maddeye göre; tacirler ve kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilir sadece. Tacirler kamu tüzel kişileriyle yetki sözleşmeleri yapabilirler. Gerekçede açıkça belirtilmiştir.
“Tacirler veya kamu tüzel kişileri hukuki anlamda eşit konumda sayılabilirler. Buna karşılık, tacirler ve kamu tüzel kişileri, diğer kişilere göre daha güçlü konumda bulunan kimselerin, daha zayıf konumda bulunan kimselerin, daha güçlü olan tacir veya kamu tüzel kişilerine karşı korunma ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Örneğin; tüketiciler, satıcı veya hizmet sınıfı şirketler karşı hiçbir kazanç şansı olmadan sadece kendilerin uzatılan sözleşmeyi imza atarak şirket veya kamu tüzel kişisi tarafından konulan şartları kabul etmek zorunda kalabilirler. O nedenle alman hukukunda yetki sözleşmesinin her guruba yapılması kabul edilmiştir.

Tacirler ve kamu tüzel kişilerinin kendi aralarında yapmış oldukları işlemlerde daha zayıf konumda olan bir taraf yoktur. Kural olarak her iki tarafı da eşit olarak kabul etmek mümkündür. Bu kimseler kanunda belirtilen şartlar uygun olmak kaydıyla aralarında yetki sözleşmesi yapabilirler.” (GEREKÇE)

Alman kanununu esas alıp kanunumuza geçirmişiz. 17.madde çok güzel ancak bu maddenin düzenlenmesini ortadan kaldırmak için çok kolay maddeler sözleşmeye konulabilir. Aslında bu koruma kapsamını ihlal etmek çok kolay.

Örneğin; bankayla yaptığınız sözleşmede banka eğer sözleşmenin yerine getirileceği yer Kadıköy’dür derse, 10.maddeye atıf yapmış olur. 10.madde özel yetki kuralıdır. Taraflar kendi aralarında sözleşme yerini tespit etmiştir. Bu hükmü koyduğu an belirtilen mahkemeyi yetkili kılmış oluyor ve dolayısıyla 17.maddeyi ihlal etmiş oluyor.

⦁ İkinci şartımız; kesin yetki söz konusu olduğu zaman yetki anlaşması geçersizdir.
Çünkü kesin yetki bir dava şartıdır.
⦁ Üçüncü şartımız; anlaşmanın adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir.
18/2’de yetki sözleşmesinin yazılı yapılması gerektiği ortadadır. ‘Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır.’
Bazı sözleşmeler resmi şekle tabidir. Şekle tabi sözleşmelere yetki sözleşmesi koymak istiyorsak, yetki sözleşmesinin adi yazılı şeklide olması yeterlidir. Asıl sözleşmeden bağımsız değerlendirmek zorundayız ancak adi yazılı şekilde olmalıdır.
⦁ Dördüncü şartımız; yetki sözleşmesi belirli uyuşmazlıklar için yapılmalıdır. Yetki sözleşmesinin ilişkin olduğu uyuşmazlık belirli olmalıdır.
Bundan sonra aramızda yapacağımız bütün satım sözleşmelerinden doğacak olan sorunlar için diye bir ifade kullanmak yeterli değildir. Şu tarihlerde yapılmış sözleşmelere ilişkin doğacak uyuşmazlıklarda yetkili mahkeme şurasıdır dememiz mümkündür.
⦁ Beşinci şartımız; yetkili kılınan mahkemenin belirli olması gerekir.
Genel bir ifade olmamakla birlikte hangi mahkemenin kastedildiği açıkça belirtilmesi gerekir. İstanbul mahkemeleri dediğimiz zaman bu belirlidir, Akdeniz’de bulunan mahkemeler yetkilidir demek yeterli değildir.
⦁ Altıncı şartımızda bir değişiklik söz konusu.
Eski kanunda yetki sözleşmesi yaparken genel ve özel yetki kurallarıyla belirlenen mahkemelerin yetkilerini bertaraf edemiyordunuz. Yetki sözleşmesi, genel ve özel yetkili mahkemelerin yanında yer almaktaydı.
*Alangoya; diğer mahkemelerin yetkisi sözleşmeyle bertaraf edilebilir diyordu. Hocanın bu görüşü azınlık görüşte kalıyordu. Buna menfi yetki sözleşmesi deniliyordu. Çünkü diğer yetkili mahkemelerin yetkisini ortadan kaldırıyordu. Bu durumda davacı, davasını sadece yetki sözleşmesinde belirtilen mahkemede açmak zorundaydı. Yargıtay ve doktrin; menfi yetki sözleşmesi yapılamaz diyordu. (*bu soruyu sınavda çok sormuşuzdur bugüne kadar)

Yargıtay; mahkemelerin yetkisini bertaraf etmek mahkemelere güvensizliğin bir işaretidir, dolayısıyla yetki sözleşmesiyle genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisi bertaraf edilemez diyordu.

Alangoya; tahkimi düşünelim diyor. Tahkim olayında mahkemeye gitmiyoruz. Doğrudan tüm yetkili mahkemelerin yetkisini bertaraf etmiş ve sözleşmesinden farklı bir şey değildir. Tahkimi kabul eden hukuk sistemi menfi yetki sözleşmesinin de kabul etmek zorundadır diyordu.
‘Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır. (HMK 17)’
Kanuna göre esas olan yetki sözleşmesi, menfi yetki sözleşmesi olmuştur. Aksi kararlaştırılmadıkça sadece kararlaştırılan yerde dava açılır diyoruz. Bunun aksini belirtmediğin sürece yetki sözleşmesinde belirtilen mahkemeye yetkili olacaktır.

Yetki anlaşmasının geçerliliğini, ancak yetkili bulunan mahkeme denetleyebilir. Yetki sözleşmesinin etkisi; yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini kurabiliriz. Sözleşmenin etkisi, tarafların külli ve cüzi haleflerini de kapsar.

Bir mahkemenin yetkisi usulüne uygun bir kere tesis edildikten sonra o yetkiyi sonradan ortadan kaldırılmanız mümkün değildir.
Yetkisizlik İtirazı; 19/2 düzenlenmiştir. ‘Yetkinin kesin olmadığı davalarda, yetki itirazının cevap dilekçesinde ileri sürülmesi gerekir. (bu cümle aslında fuzuli. 110vd. maddelerde ilk itiraz olduğu yazıyor zaten.) Yetki itirazında bulunan taraf, yetkili mahkemeyi; birden fazla yetkili mahkeme varsa seçtiği mahkemeyi bildirir. Aksi takdirde yetki itirazı dikkate alınmaz. ‘

Yetki itirazını davalı yapacak. İtiraz ettiği takdirde davalıdan yetkili mahkemeyi belirtmesini istiyoruz. Bunu belirtmek zorundadır. Birden fazla yetkili mahkeme söz konusuysa bunlardan birini seçecektir. Bulunan birçok mahkemeyi sayıp bırakması durumunda itiraz dikkate alınmaz. Yetkili kılınan mahkeme davaya bakmak zorundadır.


Genel ve özel yetki kurallarının varlığı halinde davacı davayı yetkisiz mahkemede açtığı takdirde davalı bunu ilk itiraz olarak ileri sürmek zorunda. Sürmediği takdirde yetkisiz mahkeme yetkili hale geliyor dedik. Zımni bir anlaşma olduğunu belirttik. Anlaşmayı kanuna göre; tacirler ve kamu tüzel kişileri yapabiliyor.

Düşünelim ki; A tacir, B gerçek kişi. A, davayı yetkisiz mahkemede açtı. B, ilk itirazı sürmedi. A ile B aralarında bir yetki sözleşmesi yapamazlardı. Çünkü B gerçek kişidir. Bu durumda aralarında zımni bir yetki sözleşmesi var. Az önce yetki sözleşmeleri gerçek kişiler tarafından yapılamaz diyordu. Ancak bu değişmedi. Bu hüküm böyle kaldı.

Yetkisizlik Kararı

İki gruba ayırarak inceleyelim. Kesin yetkili hallerde; hakim gözetecek ya da taraflar davanın her aşamasında ileri sürebilecekler. Çünkü dava şartıdır.
Diyelim ki; taraflar ileri sürdü veya hakim resen gözetti. Ve yetkisiz mahkeme olduğunu düşünüyor. Bu durumda yetkisizlik kararı verecek. Hakim dosyadan elini çekiyor. Verdiği karar da nihai bir karadır. Dolayısıyla bu kararı kanunyoluna götürebilmemiz mümkündür.

Yetkisizlik kararından sonra yapılması gereken işlemler, görevsizlik kararı üzerine yapılacak olan işlemlerle aynıdır.

Kesin yetki olmadığı hallerde; yetkisizlik bu durumda ilk itiraz olarak ileri sürülecektir. Hakim burada kendisi yetkisiz dahi olduğunu düşünse bunu dikkate alamaz. Davalının yetkili mahkemeyi belirtmesi gerekiyor ve herhangi birini seçmesi gerekiyor. Mahkeme yetkisiz olduğuna karar verirse bu karar usule ilişkin nihai bir karar olur. Yetkisizlik kararı üzerine, aynı şekilde görevsizlik kararı üzerine yapılması gereken işlemler yapılır. Hakim yetkisiz olmadığına karar verirse bu bir ara karardır. Davaya bakmaya devam edecektir. Dolayısıyla esas kararını bekleyip kanun yoluna başvurabilir.

Fatmanur Toprak Saygıner | Avukat Kahramanmaraş