Medeni Usul Hukukunda Görev Kurallarının Niteliği

Medeni usul hukukunda görev kurallarının niteliği kamu düzenine ilişkindir. Kanunda da yazıyor. Eski kanunda; kanunla düzenlenmesi gerektiği yazıyordu. Yeni kanunda, hem kanunla düzenlenmesi gerektiği hem de kamu düzenine ilişkin olduğu özellikle belirtilmiş. (HMK md.1)

Aynı zamanda bir dava şartıdır. Dava şartı olduğuna göre, görevli olmayan mahkemede davayı açtığımızda usulden reddedilir. Esasa yönelik incelemeye girmeyecek. Dava şartı olduğu için hakim tarafından resen gözetilir. Yargılamanın her safhasında gözetilir. Aynı şekilde taraflar da yargılamanın her safhasında ileri sürebilir. Görev kuralına aykırılıkta zamansal bir sınır yok. Taraf olarak görevsizliği ileri sürmek dava Yargıtay’ da iken aklınızda geldiyse bile mümkündür.

Görevsiz mahkemede davanın açılması halinde mahkemenin vereceği karara görevsizlik kararı diyoruz. Mahkeme bu kararı ne zaman verebilir? İlk olarak, dava dilekçesini okuduğu an hakim görevsizlik kararı verebilir. Dava dilekçesi hakimin önüne geldiğinde davanın konusunu görecekseniz ve buna bakarak görev kurallarını belirleyebileceksiniz.

Yargılamanın her aşamasında görevsizlik kararı verebilir, ancak ilk defa teknik olarak dilekçe eline geçtiği an verebilir. Ancak deniliyor ki; teknik olarak dava dilekçesi hakimin eline geçtiği an görevsizlik kararı verebilir ama davadan davalının daha haberi yok. Teknik anlamda taraflar tam olarak oluşmadı. Davalı henüz bir şeyden haberdar değil. Dolasıyla doktrin diyor ki; taraflar oluşmadan hakim görevsizlik kararı vermemelidir. Dava dilekçesi davalıya tebliğ edilecek, davalı dava dilekçesine cevap yazacak ve böylece taraflar oluşacak.

Tarafların oluşmasından sonra ancak görevsizlik kararı verilebilir. Buna teşkil-i tarafeyn deniliyor. Bu doktrindeki bir görüş. Ama aslında hakim teknik anlamda dava dilekçesini gördüğü an görevsizlik kararı verebilir.

*Yargıtay temyizinde taraflardan biri mahkemenin görevsizliğini ileri sürdü. Yargıtay ne yapacak?
Yargıtay, dava şartına aykırılık olduğu için kararı bozacaktır. Bozma üzerine dava yeniden ilk derece mahkemesine gönderilir ve orada tekrar görülür. Bu sefer görevli mahkemeye yolladınız tabi ki. Görevli mahkeme davaya bakıyor. Taraf olarak yeniden görevsizlik itirazında bulunuyorsunuz. Taraflar Yargıtay’ın gönderdiği mahkemede de görevsizlik itirazında bulunabilir. Görev konusunda usuli müktesep hak (kazanılmış hak) söz konusu değildir. Bozma kararından sonra dahi yapılan yeni yargılamada görevsizlik itirazı ileri sürülebilir.

Sulh hukuk mahkemesinin görev alanına giren bir dava olduğunu düşünelim. Bu davayı yanlışlıkla asliye hukuk mahkemesinde başlattınız. Dava görevli olmayan mahkemede başladı. Bu durumda asliye hukuk mahkemesinin bakması sonucunda karar da verdiğini düşünelim.

*Taraflar bu durumda bu kararı temyiz edebilirler mi?
Kural olarak; temyize gidebilmeleri mümkün olmalı. Ancak, burada bir istisna yapıldı. HUMK 7/3’e göre; eğer görevli mahkeme sulh ise ve görevsiz mahkeme olarak asliye mahkemesi bu davaya baktıysa bu sebepten dolayı temyize götürülmesi mümkün değildir. Çünkü daha tecrübeli ve bir heyet mahkemesi karar vermiş olduğu için bu kararın temyiz edilmesi mümkün değil.
Yeni kanuna baktığımızda ise, asliye hukuk mahkemesi de tek hakimli olduğu için bu karara karşı temyize gidilebilir. Eski kanun zamanında uygulamada da tek hakimli mahkemeleri ancak kanunda heyet mahkemesi olarak görüldüğü için böyle bir madde vardı. HUMK 7/3 yeni kanuna geçmedi. Kanunkoyucu bu istisnadan vazgeçmiştir. Dolasıyla bu karar temyize götürebilir.

Görevsizlik Kararı Üzerine Yapılacak İşlemler:
Diyelim ki; ilk derece mahkemesinde hakimsiniz. Önünüze bir dilekçe geldi, dava dilekçesine cevap da geldi ve taraflar oluştu. Artık inceliyorsunuz davayı. Görevsiz olduğunu tespit ettiniz. Bu durumda hakim olarak ne yapmanız gerekir?

Esas incelemeye geçmeyeceğiz. Dolasıyla usulden bir ret gerekir. Hakim olarak görevsizlik kararı vereceğiz. Görevsizlik kararı verildikten sonra o ihtilafa ilişkin herhangi bir işlem yapmayacaksınız, çünkü siz görevli değilsiniz. Dolasıyla hakim, görevsizlik kararı üzerine dosyadan elini çekiyor.
Bir hakimin verdiği karar sonucunda dosyadan elini çekiyor ise, buna karar diyoruz. Dosyadan elini çekmeyip karardan sonra yargılamaya devam etseydi, o zaman bu ara karar olurdu. Hakimin reddi talebi reddedildiyse eğer, verilen bu karar bir ara karardır. Taraf olarak görevsizlik itirazında bulundunuz ve itirazınız reddedildi, bu durumda bu da bir ara karardır.

Nihai kararları ikiye ayırıyoruz. Usule ilişkin nihai kararlar-esasa ilişkin nihai kararlar. Buradaki karar (görevsizlik kararı) usuli nitelikte nihai bir karardır. Çünkü hala usuli incelemedeyiz. Görevsizlik kararı esasa ilişkin bir karar değildir.

*Mahkeme görevsizlik kararı verdi diyelim. Bu görevsizlik kararına ne yapacağız?
Yargıtay’ın görüşüne göre yazılması gereken iki husus var. Bunlardan ilk; görevli mahkemenin belirtilmesidir. İkincisi; göndermeye ilişkin bir ibarenin bulunması gerekir. Görevli mahkemeye kendiliğinden dosyayı göndermeyecek.

HUMK’ a göre yapılacak işlemler; HUMK 193/3 bizim için önem arz etmektedir.
‘Görevsizlik kararına karşı, temyiz süresinin sona erdiği veya Yargıtay(kanun yolu mahkemesi)’ın onama kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren 10 gün içinde davacının görevli mahkemeye yeniden dilekçe vererek davalıya davetiye tebliğ ettirmesi gerekir.

Görevsizlik kararı ( usuli nitelikte nihai karar) 10 gün
2 süre var. İlk süre, temyiz süresinin sona ermesi. Kanun yolu süresinin kendiliğinden geçmesinden itibaren (yani tarafların hiçbiri kanun yoluna başvurmadı) 10 günlük bir süre başlıyor. Demek ki; ilk süre başlama noktamız;kanun yolu süresinin kendiliğinden geçmesiyle başlıyor. (görevsizlik kararı kesinleşmiş olacak) Kanun yolu süresi geçtikten sonra 10 günlük süre başlıyor. Not: HMK’ da bu kuralla ilgili süre değişti.

İkinci süre; Yargıtay’ın onama kararının tebliği tarihinde itibaren. (onama kararından sonra yazmayın sınavda, süre başlama ve bitim zamanları çok önemlidir.) Demek ki; burada taraflardan biri kanun yoluna başvurmuş. Yargıtay ise onama kararı vermiş. Görevsizlik kararını onamış ve ilk derece mahkemesini haklı çıkarıyor. İşte bu kararın tebliğinden itibaren de 10 günlük süre başlıyor. Davacı, bu 10 günlük süre içinde görevli mahkemeye başvurmak zorundadır.

Yargıtay bozma kararı verseydi, dava olduğu yerden devam edecekti. İlk derece mahkemesinin haksız olduğunu yani bu dava hakkında görevli olduğunu belirtiyor.
Görevli mahkemeye kimin başvuracağı konusunda tartışmalar var, onları inceleyelim. Yargıtay diyor ki; görevli mahkemeye başvurma hakkı sadece davacınındır.

Kuru-Alangoya ise farklı bir görüşü savunuyor. Diyorlar ki; 10 günlük sürede sadece davacı değil davalının da görevli mahkemeye başvurma hakkı olmalıdır. Davalıya da bu hakkı tanımalıyız. **Neden böyle düşünüyorlar? HUMK 188-HUMK 123 maddelerini incelemeliyiz. İçerikleri aynı.

*’Davacı, hüküm kesinleşinceye kadar, ancak davalının açık rızası ile davasını geri alabilir.’ (HMK 123) Davacı, davayı dava dilekçesiyle tasarruf ilkesi gereğince açıyordu. Açtıktan sonra davaya davalı dahil oluyor. Dolasıyla davasını açtıktan sonra davacı davadan sıkıldım deyip davasını geri alamaz, dava hakkından vazgeçemez. Feragat etmek demiyoruz, geri alma diyoruz. Yani davacı sonradan aynı davayı tekrar açabilir geri alma durumunda.

Tasarruf ilkesi gereğince dava açıp açmama konusunda serbest olan davacı, davayı bir kere açtıktan sonra geri alabilmesi için artık davalının rızasına ihtiyaç duymaktadır. Burada tasarruf ilkesinin hakimiyet alanın sınırlanmıştır. Davasını geri alabilir ancak bunun için davalının rızası olacaktır. Davadan maddi anlamda feragat ettiğinde dava hakkından vazgeçiyor. Böyle bir durumda davalının rızasına ihtiyacı yoktur. 123.maddedeki uygulamada maddi anlamda feragat yoktur. İlgili maddede dava hakkından vazgeçiyor, sonra tekrar açabilir davalının rızası dahilinde.

Davayı açtıktan sonra davacı davayı kendiliğinden geri alamaz. Dolayısıyla görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine eğer sadece davacıya dava açma hakkı tanırsak 10 gün içinde davacının görevli mahkemeye başvurmaması üzerine dava son bulacak, açılmamış sayılacak. Bu durumda davacının iradesiyle dava son buluyor. Bu da 123.maddeye aykırı. 123.madde bu uygulamayla ihlal edilmiş oluyor. Davalı her an kendisine karşı dava açılması tehlikesiyle karşı karşıya kalır. Davalı kendisini aklamak istiyor. Dolayısıyla burada Yargıtay’ın içtihadına karşı sert bir görüş vardır. Davalıya da görevli mahkemeye başvurma hakkı verilmelidir. Aksi takdirde 123.madde ihlal edilmiş olur. Bu tartışma HMK’ da sonlandı.

193.maddedeki sürenin kendiliğinden geçmesi haline, taraflardan hiçbirinin başvuruda bulunmaması halinde dava hiç açılmamış sayılacaktır.Bu durum zamanaşımı bakımından önemlidir. Görevsizlik kararı kesinleşti, 10 günlük süre başladı ve bu süre içinde taraflar hiçbir şey yapmadı. Bu durumda dava hiç açılmamış sayılacak. Hiç açılmamış sayıldığında davanın açıldığı tarihe geri dönüyoruz. Zamanaşımı bu sonuca göre davanın açıldığı tarihte kesinleşmiş olmuyor. Yani geriye dönüyoruz dava hiç açılmamış sayıldığı için. Geri döndüğümüzde dava hiç açılmamış sayıldığı için o zamanaşımı kesilmesi ortadan kalkıyor ve zamanaşımı süresi dolamaya devam ediyor. Davacı tekrar davasını açmakta serbest ama hem harç yatıracak hem de artık davalı zamanaşımı süresinin dolduğunu davacıya karşı ileri sürebilir. Bu durumda davacı, ben sana önceden dava açmıştım deme şansına sahip değil. Çünkü o davayı hiç açılmamış kabul ediyoruz.

*10 günlük süre işlemeye başlamadan ve görevsizlik kararının kesinleşmeden; yani görevsizlik kararını verilmesi ile kesinleşmesi arasında davacı görevli mahkemeye başvurursa ne olacak? Öncelikle bu mümkün müdür?

Yargıtay görevli mahkemeye erken başvuruları kabul ediyor, mümkün görüyor. Bu başvuruyu da görevli mahkemeye başvuru olarak kabul ediyor. Bu durumda iki sıkıntı karşımıza çıkıyor.
1.Böyle bir durumda, Yargıtay aksi bir karar verirse ne olacak? Onama kararı vermedi, bozma kararı verdi diyelim. Bozma kararında ilk mahkemeye görevli olduğunu belirtiyor. Bu durumda dava görevli mahkemeden alınıp ilk mahkemeye geri gelecek. Ancak yine de Yargıtay erken başvuruya izin veriyor.

2.Davalı derdestlik ilk itirazında bulunabilir mi? Derdestlik, görülmekte olan bir davayı tarif eder. Derdestlik ilk itirazı, aynı dava konusuna ilişkin aynı davacıya karşı ilk itirazı yapması demektir.
Derdestlik ilk itirazına şöyle örnek verelim; A, B’ye 5.000liralık alacak davasını açtı. Bu davayı Kadıköy yetkili mahkemesinde açtı diyelim. Sonra bu dava derdest iken (esasa ilişkin nihai bir sonuca bağlanmadan) A aynı davayı Üsküdar’da tekrar açtı. Davalı olarak derseniz ki; bu davaya Kadıköy bakıyor. Neden biz Üsküdar’a geldik dersiniz. Dolasıyla buna derdestlik ilk itirazı diyoruz. Davalının; aynı dava konusuna ilişkin aynı davacıdan kendisine karşı açılan davada derdestlik ilk itirazını ileri sürme hakkı mevcuttur.

*Hangi hallerde derdestlik söz konusu? Bir davanın 3 zorunlu unsuru vardır. Taraflar, dava konusu, dava sebebi(temeli). Bu 3 unsurdan bir tanesi eksik olması halinde önünüzde dava yoktur. Her iki davanın 3 unsurunun aynı olması halinde davalı derdestlik ilk itirazını ileri sürebilir. Çünkü her iki davanın 3 unsuru aynı ise iki dava aynıdır. Aynı dava olduğu zaman açılan ikinci davada, davalı derdestlik ilk itirazında bulunabilir.

Diyelim ki, ikinci davada taraflar aynı ve A yine 5.000 liralık netice-i talepte bulunuyor. Dava konusu da aynı. Dava sebebi dediğimiz şey, netice-i talebine dayanak teşkil eden hayat olayıdır. Örneğin ilk davada A diyor ki; 3 ekim’ de yaptığımız sözleşmeden dolayı senden 5.000lira alacağım var. İkinci davayı da aynı şekilde açıyor. Dava sebebi de aynı. Bu durumda davalının derdestlik ilk itirazında bulunma hakkı var.

İkinci davadaki satış sözleşmesi değişik bir şekilde olsun. Bu durumda aynı dava olmuyor. Dava sebebi değişiyor. Dolayısıyla ikinci davada derdestlik ilk itirazında bulunamaz davalı. Demek ki; aynı davanın iki kere açılmasında derdestlik ilk itirazında bulunabilir.

Şimdi görevsizlik kararına dönelim. Davacı görevsizlik kararı kesinleşmemeden görevli mahkemeye başvurdu. Erken bir vakitte başvurdu. Bu başvuruya Yargıtay izin veriyor. Erken başvuru halinde ilk mahkemede henüz görevsizlik kararı kesinleşmedi. İlk davanın sonucu daha belli değil. 10 günün bitmesi sonucunda belli olacaktı. Belki Yargıtay’dan bozma kararı çıkacak, henüz onu da bilmiyoruz. Davacı ikinci mahkemeye gitti ve davayı orada devam ettirdi.

***Diyelim ki, ilk mahkemenin görevsizliğine Yargıtay bozma kararı verdi. Bu durumda aslında teknik olarak davaya baktığımızda aynı olan iki dava söz konusudur. Dolayısıyla burada davalının derdestlik ilk itiraz hakkı var mı?
Görevsizlik kararı kesinleşmeden davacının görevli mahkemeye erken başvurusu halinde ikinci mahkemeye bu dava gitmiş oluyor. Ama aslında bu dava hala ilk mahkemededir. Böyle bir durumda Yargıtay diyor ki; erken başvurudan dolayı ikinci mahkemeye davayı taşıyıp götürdüyse, orada derdest ettiyse davayı; davalıya derderstlik ilk itirazı hakkı tanımıyor. Yargıtay bu halde davalıya derdestlik ilk itirazı tanımıyor.

Görevsizlik kararında sonra başvursaydı hiçbir sıkıntı olmayacaktı. Zaten ikinci mahkemede devam edecekti dava. Ama aslında buradaki başvurusu 10 gün sonundaki başvurusuyla aynı anlama geliyor. Dolayısıyla iki dava olmasına karşın, erken başvurudan dolayı iki dava söz konusudur. Zamanında başvursaydı tek dava olacaktı. Buradaki tek sıkıntı; Yargıtay’ın bozma kararı vermesidir. Onun için de dedik ki; dava tekrar ilk mahkemeye gidecek ve bu sıkıntı da ortadan kalkacak. Erken başvuru halinde derdestlik ilk itiraz hakkı tanınmıyor.

10 günlük süre içerisinde görevli mahkemeye başvurmadığı taktirde dava hiç açılmamış sayılacak dedik. 10 günlük süre hak düşürücü bir süredir. Süre geçtikten sonra bile başvursa, bu dava artık eski davanın devamı değil yeni bir dava olacak.

Bir tartışmamız daha var. Görevsizlik kararını davayı açtığımız ilk mahkeme verdi. Görevsizlik kararı usuli nitelikte nihai bir karar. Nihai karar olduğu için hakim davadan elini çekiyor.

***Görevsizlik kararı veren mahkeme yargılama giderlerine de hükmedecek mi?
Yargıtay diyor ki; görevsizlik kararı veren mahkeme yargılama giderlerine de hükmedecek. Yargıtay’ın bu konuya ilişkin iki gerekçesi var. Birincisi; her mahkeme kendi önündeki davanın yargılama giderlerine hükmeder. İkincisi; Yargıtay diyor ki; görevsizlik kararının kesinleşmesi üzerine 10 günlük sürede davacının görevli mahkemeye başvurmaması halinde yargılama giderleri kalacak. Bu gerekçelerden dolayı görevsizlik kararı veren mahkemenin yargılama giderlerine de hükmetmesi gerektiğini söylüyor.

Doktrinin görüşü ise; yargılama giderlerinin belirlenmesinde esas olan ana kural, haksız çıkan tarafa yüklenmesidir. Davayı kim kaybederse yargılama giderlerini o ödüyor. Görevsizlik kararı verilirken esasa ilişkin hiçbir inceleme yok. Kimin haklı kimin haksız olduğu belli değil. Dolayısıyla esasa ilişkin bir karar olmadığından ana prensibi uygulama yer yoktur. Bunun sonucu olarak da görevsizlik kararı veren mahkeme yargılama giderlerine hükmedemez. 10 günlük süre içerisinde görevli mahkemeye başvuran olmaz ise; o zaman da eski kanundaki 425.madde uygulanır diyor ki doktrin. Herhangi bir nedenden dolayı yargılama son bulmuyor. 425.madde, yargılama giderlerinin nasıl dağılacağı konusuna ilişkin bir madde.

Not: HMK’ da tartışma da değişti.
Görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra başlayan 10 günlük (yeni kanuna göre 2 haftalık) sürede tarafların hiçbir görevli mahkemeye başvurmaz ise dava hiç açılmamış sayılıyor. Geriye dönük olarak davanın tüm etkilerini ortadan kaldırıyor. Ortaya çıkan tüm sonuçlar ortadan kalkıyor. Buna örnek olarak zamanaşımı defisini söyledik.

Görevsizlik kararının kesinleşmesinde sonra başvuru olduğunu düşünelim. Bu takdirde açılmış dava için aynı davanın devamı diyebiliriz.
“Bir mahkemenin verdiği görevsizlik kararı kanun yoluna gidilmeden kesinleşmiş ise bu görevsizlik kararı dosya kendisine gönderilen mahkemeyi bağlamaz.” Yani ikinci mahkeme de görevsizlik kararı verebilir. Ancak bir şartı var; kanun yoluna gidilmemiş olması gerekir.

İki mahkemede görevsizlik kararı verdiyse; bir üst mahkemeden görevli mahkemeyi tespit etmesini isteyeceğiz. Görevli mahkeme ya asliye olur ya da sulh olur zaten. Ancak burada her iki mahkeme de görevli olmadığını söylüyor. Burada bir üst mahkemenin karar vermesi istenir.

Her iki mahkemenin görevsizlik kararı vermesi halinde buna; olumsuz görev uyuşmazlığı denilmektedir. Eki kanuna göre (md.25.); mercii tayin yoluna gidilir. Bir üst mahkeme (Yargıtay) bu konudaki son kararı verecektir. Yargıtay’ın verdiği karar her iki taraf içinde bağlayıcıdır.
Dava konusunun bağlı olduğu zamanaşımı süresi, görevsizlik kararının kesinleşmesinden önce tamamlanırsa (10 günlük süre daha başlamadı-HUMK 193) eski BK md.137 (yeni BK 158)’deki 60 günlük ek süre devreye girer. Ek sürenin 10 gününde görevli mahkemeye başvurulduğunda, eski davanın devamı olduğundan yeniden harç ödenmeyecektir.10 günlük süresinin bitmesi ile ek sürenin kalan kısmında harç ödenmek suretiyle yeni bir dava açılabilir.

Çok ilginç bir sonuç var; 10 günlük sürenin dolmasıyla ilk davanın tüm sonuçları ortadan kalkıyor diyoruz. Ama burada bir istisna yapıyoruz. Deniliyor ki; zamanaşımı süresi eğer görevsizlik kararının kesinleşmesinden önce ama görevsizlik kararının verilmesinden sonra doluyor ise bu durumda BK’ daki 60 günlük ek süreyi veriyoruz. Dava açılmadığı takdirde dava hiç açılmamış sayılmasına rağmen bu ek süre işlemeye devam ediyor. Aslında bu ek sürenin işlememesi gerekir. Çünkü zaten dava hiç açılmamış sayılır, sonuçlarını doğurmamış sayılır.

Ama çok büyük istisna yapılıyor. Bu ek süre içerisinde, 10 günlük süre dolduktan sonra; 30 günlük bizim davacı tekrar açıyor. Bu 30 günlük sürenin hala BK’daki 60 günlük süre başlamamasına rağmen BK’ya göre b süre işliyor. Yargıtay bunu böyle kabul ediyor. Doktrinde bu eleştiriliyor. Alangoya hoca bunun mümkün olmaması gerektiğini söylüyor.

10 gün içinde davayı görevli mahkemeye götürmemesine rağmen, BK’ ya göre 60 günlük süre kalıyor.
10 günlük süre dolduktan sonra eğer hala BK ’ya göre 60 günlük süre devam ediyorsa dava açtığı takdirde zamanaşımı defisi kendisine karşı ileri sürülemeyecek. Ama aslında bu açılan davada 10 günlük sürede görevli mahkemeye başvurmadığı için tüm sonuçları ortadan kalkmış, ancak böyle de bir istisna yapılıyor. (Bunu lütfen dikkate alalım, kitaptan da okuyalım bu bölümü.)

10 günlük süreyi normalde kararın kesinleşmesiyle başlatıyoruz. BK’ ya göre verilen 60 günlük sürenin başlama zaman ilk 10 gün değil; görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonraki 10 gündür. Ek süre, görevsizlik kararı daha verilmeden başlamış da olabilir. (*kitapta ilk 10 günlük yazıyor. Kafanız karışmasın. 60 günün son 10 günü de olabilir.)

Görevsizlik mahkeme tarafından yapılan usuli işlemlerin geçerliliği; kural olarak geçersiz kabul edilir. Buna karşılık tarafların yaptıkları usuli işlemler geçerli olarak kabul edilir

HMK’ ya göre yapılacak işlemler; HMK md.20 bizim için önemlidir.

“Görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, bu karar verildiği anda kesin ise bu tarihten, süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten; kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.”


Bazı hususlar değişmiş. İlk olarak sürenin değiştiğini görüyoruz. 10 gündü, 2 hafta olmuş.

Başvuracak kişi davacıydı, artık taraflardan biri diyor. Dolasıyla her iki taraf da başvuruda bulunabiliyor. Dün incelediğimiz görüşlerden doktrinin görüşü kabul edilmiş.

“Dosya kendisine gönderilen mahkeme, kendiliğinden taraflara davetiye gönderir.” Eski kanuna göre; davacı görevli mahkemeye başvurur ve davetiye yollattırır. Yani davetiye yollanması için talepte bulunur. Artık sadece görevli mahkemeye başvuruyor. Davetiyeyi artık mahkeme kendisi yolluyor.

Yargılama giderlerine ilişkin de bir tartışma vardır. Yargıtay; her mahkeme kendi önüne gelen dosyada yargılama giderlerine hükmetmesi gerekir, diyordu. Görevsiz mahkeme esasa ilişkin bir tespit yapmamasına rağmen yargılama giderlerine hükmetmesini istiyordu. Doktrin; esasa ilişkin henüz bir sonuç yok. Davayı kimin kaybettiği henüz belli değil. Dolasıyla yargılama giderlerine hükmedilmez diyordu. Görevli mahkemenin karar vermesini istiyordu. 10 günlük süre içerisinde davaya devam edilmezse 425.maddeyi kıyasen uygulayacağız.

Bu konuda da değişiklik var demiştik. HMK 331.madde yargılama giderlerine ilişkin bir maddedir.

“Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi halinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder (burada doktrinin görüşünü benimsemiş kanun). Görevsizlik, yetkisizlik veya gönderme kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkum eder. (görevsiz mahkeme talep üzerine karar veriyor. Masraflar davacıya yükleniyor. Tamamen doktrinin görüşü benimsenmiş.)”

Talep olunca davacı ödeyecek ancak talep olmadığını düşünürsek dava masrafları açıkta kalacak. Mutlaka uygulamada mahkeme resen karar verecek ama kanunun lafzına bağlı kalırsak taraflar hiç talepte bulunmaz ise öyle kalacaktır.

Avukat Fatmanur Toprak Saygıner
Kahramanmaraş Avukat